Yerel Gazeteciler: İktidar, yolsuzluğu 'paralel yapı' diyerek kapatmak istiyor

17 Aralık’taki ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet’ operasyonu sonrası Başbakan’ın, Hizmet Hareketi’ne yönelik başlattığı ‘iftira ve itibarsızlaştırma’ kampanyasına farklı kesimlerin tepkisi sürüyor.

Yerel Gazeteciler: İktidar, yolsuzluğu 'paralel yapı' diyerek kapatmak istiyor

17 Aralık’taki ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet’ operasyonu sonrası Başbakan’ın, Hizmet Hareketi’ne yönelik başlattığı ‘iftira ve itibarsızlaştırma’ kampanyasına farklı kesimlerin tepkisi sürüyor. Adana’da yayın yapan yerel gazete sahipleri ve yazarlar dünya genelindeki eğitim faaliyetleriyle öne çıkan gönüllüler hareketine dönük karalamalara karşı çıktı.

Ekspres Gazetesi İmtiyaz Sahibi Hakan Bülent Yardımcı, Başbakan’ın Hizmet Hareketi’ne ilişkin ‘paralel devlet’ ithamını son derece yakışıksız bulduğunu söyledi. Son yapılan Haşhaşiler yakıştırmasını şiddetle eleştiren Yardımcı, “Eğer Haşhaşilik böyle bir şeyse ben sırf (Başbakanı) protesto etmek için Haşhaşiler Derneği’ni kurup, başkanlığını üstleneceğim. Bundan daha ağır bir şey olabilir mi? Hangi birimiz Hasan Sabbah’ın yaptığı eziyetleri benimseyen insanlarız? Hiç yakışık bir şey değil. Hizmet grubu 11 yıldır hükümetle birlikte. Son 6 ayda mı Haşhaşi oldu.” dedi.

Hükümete destek veren Hizmetin kendileriyle en ufak bir tartışmalarının olmadığını vurgulayan Yardımcı, “Şimdi (Başbakan) çıkmış ‘paralel devlet’ diyorsa, birileri çıkıp ona ‘sen de dikey devlet misin?’ der.” ifadelerini kullandı. Yapılanları takdir etmemenin mümkün olmadığını kaydeden Yardımcı, geçtiğimiz kurban bayramında Kimse Yok Mu Derneği ile birlikte Senegal’e gittiğini hatırlattı. Yardımcı, Hizmet Hareketi’nin Afrika’da destan yazdığını dile getirdi. Vatandaşlarının büyük bir kısmının caddelerde dilencilik yaptığı Senegal’de Türkiye’deki hayırsever işadamları tarafından açılan kuyulardan insanların su içtiğini anlatan Yardımcı, şöyle devam etti: “Türklerin açtığı okulu gezdim. Orada üniversite kuruluyor. Kötü yapıldığını gördüğüm bir şey olsaydı, (ben gazeteciyim) yüksek sesle söylerdim. Üstelik orada o kadar çok tanınmışlığımız var ki; Türk bayrağı dalgalanıyor. Atatürk’ün posteri okulda müdürün tepesinde asılı. Türkiye’nin bir kenti gibi orada hizmet veriliyor. İşi düşenlerin büyükelçiden ziyade o okullara gittiğine inanıyorum. Yaptığınız hizmet fevkalade takdir ediliyor. Çünkü hizmet grubunun yaptığı işler Allah katında da insanlık âleminde de çok kutsal şeylerdir. Bütün bu fikirlerimi bir sosyal demokrat olarak söylüyorum.”


Adana Haber Gazetesi’nin sahibi Rıfat Söylemez ise hükümetin 11 yıldır desteğini aldığı Hizmet Hareketini şimdi ‘paralel devlet’ gibi suçlamasını 17 Aralık operasyonuna bağladı. Evlerde ayakkabı kutuları, çelik kasalar, rüşvet ve milyonlarca doların ortaya çıktığını ifade eden Söylemez, “Bunun üzerine bütün yargıda değişiklik yaşandı. Operasyon yapması gereken polisler gözaltına alınıyor. Bir dönem Bülent Arınç, Türkiye ‘bağırsaklarını temizliyor’ diyordu. Bana göre ülke şimdi bağırsaklarını temizliyor. Halk artık 11 yıldır desteklediği bu zihniyeti ayakkabı kutularındaki gerçekle gördü. Hükümet mensupları olayı örtbas etmek; özellikle başbakan bunları bir yere ihale etmesi lazımdı. O da en masumane kurumlarıyla kendini hayır işlerine adamış, dinini yaymaya, Türklüğü dünyaya götürmeye çalışan Fethullah Gülen’i ve Hizmet Grubu’nu hedef gösterdi. Burada hiçbir hırsız, rüşvete bulaşan kimse suçlanmıyor. Adalet Bakanlığı müsteşarı telefon açıp bir başsavcıya ‘Bu dosyaları kapat’ diyor. 30 Mart seçimlerini Türk milletinin ‘yolsuzluk ve rüşvet’ çetelelerle bir hesaplaşması olarak düşünüyorum. O tarihe kadar da çok şeyin ortaya çıkacağına inanıyorum. Cumhuriyetin 100 yılını hedefleyen bir hükümetin 29 yaşındaki İranlı bir gencin (Reza Zarrab) zevkine göre ülkenin polisini, savcısını, imkânlarını teslim edebiliyorsa burada herkesin çok ciddi düşünmesi gerekir.” şeklinde konuştu.

Adana Medya Gazetesi İmtiyaz Sahibi Taner Talaş, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye’nin hep bir ‘korku’ haliyle yaşadığını açıkladı. Kapıya muhakkak bir gün komünistlerin, bir gün faşistlerin, bir gün şeriatçıların geleceği korkusunun estirildiğine değinen Talaş, şunları söyledi: “Aslında kimsenin geleceği yoktu. Hepsi de bizim insanımızdı. Maalesef Anadolu insanın önemli ölçüde yer aldığı AK Parti‘de bu anaforun içerisine girdi. AK Parti’nin ruh hali şu: Bir düşman bulması gerekiyordu. 17 Aralık operasyonu olmasaydı, Türkiye’de paralel devlet tartışmaları olur muydu? Kesinlikle öyle bir şey olmazdı. 18 Aralık günü devletin ele geçirildiği gerçeği ile karşılaştık.–Ki net bir yalan olduğu kanaatindeyim– Daha önce MİT krizi bahane edilip bir düşman oluşturulmaya çalışıldı, tutmadı. Ardından dershaneler konusu gündeme getirildi. O hiç tutmadı. Bari 17 Aralık operasyonu ile bir ‘iç düşman’ bulalım, denildi. Belki bu şerden bir hayır da çıkar. Bu zihniyetin bertaraf edilmesi için Türk insanı elinden geleni yapmalıdır. Şu anda biz kapıda her gün paralel devleti bekliyoruz. Bir yönüyle başarılı bir proje, tutturmuş görünüyorlar. Lakin insanlar zulüm, kader adalet eder. En büyük kaygım yeryüzünde Müslüman Türkün tek küresel projesi olan Türk okullarına da mı zarar verilecek? Başbakanın büyükelçilere yaptığı konuşmayı irkilerek izledim. İnşallah böyle bir şey vuku bulmaz.”

Gazeteci-Yazar Salim Büyükkaya da asıl sorunun memleketin soyulması problemi olduğunu aktardı. 28 Şubat döneminde milyarlarca doların bir yere aktarıldığını bildiren Büyükkaya, “28 Şubat’ta o milyar dolarların talan edilmesi, halktan alınıp bir yere aktarılması ile bunun karşılığını aldıklarını görüyoruz. Şimdi büyük umutlarla iktidara gelen AK Parti de benzer bir sıkıntı var. Aynı şeyleri orada da yaşıyoruz. Mesele memleketin soyulma meselesidir. Bu oyunlar muhtemelen devam edecek. Çünkü Türkiye’nin daha soyulacak çok kıymeti var.” dedi.

CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×