"Yaptığım haberlerden dolayı hakkımda 75, gazetemize ise 650 dava açıldı"

Gazeteci Büşra Erdal, "Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptığım haberlerden dolayı hakkımda 75, gazetemize ise 650 dava açıldı. Adımın geçmediği haberlerde bile kadrolu sanık gibi mahkemeye çağrıldım." diyerek, o süreçte medya üzerindeki...


Gazeteci Büşra Erdal, "Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptığım haberlerden dolayı hakkımda 75, gazetemize ise 650 dava açıldı. Adımın geçmediği haberlerde bile kadrolu sanık gibi mahkemeye çağrıldım." diyerek, o süreçte medya üzerindeki baskıya dikkat çekti.

Samsun’da faaliyet gösteren Beyaz Lale Mezunlar ve Üniversiteliler Derneği tarafından 'Osmanlı’dan Günümüze Hukuk' konulu panel düzenlendi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Ali Türkmen’in başkanlığını yaptığı panele konuşmacı olarak Ergenekon, Balyoz davaları sırasında yaptığı haberler nedeniyle hakkında sayısız dava açılan Gazeteci-Yazar Hanım Büşra Erdal, akademisyenler Yrd. Doç Dr. Yılmaz Yurtseven, Yakup Gönen ve Avukat Fevzi Cem Şenocak katıldı.

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) sözleşmesine, Anayasa’da yer alan maddeler nedeniyle göbekten bağlı olduğunu hatırlatan Büşra Erdal, bu nedenle Türkiye’de özgürlüklere bakış açısının uluslararası sözleşmeler ışığında yapılması gerektiğini söyledi. Askerler tarafından yapılan yürürlükteki Anayasa’yı mevcut hükümetlerin beğenmedikleri noktaları değiştirmesiyle halk arasından “Anayasa’mız yamalı bohçaya döndü” sözlerinin kullanıldığını kaydeden Erdal, şöyle konuştu: “Mevcut Anayasa’nın günümüze uymayan ve aykırı bulduğumuz maddelerini değiştirmişiz. Ama askerlerin yaptığı diyerek küçümsediğimiz bugünkü Anayasamız uluslararası sözleşmelere bağlılığı esas aldığı için yazılı metin olarak iyi sözleşmelere bağlıyız. Peki sorun nerede? Sorun bizim cemiyetimizdeki uygulamada oluyor. Türkiye’de ifade özgürlüğü sorunu yasalarla ya da Anayasa ile değil, tamamen uygulamayla alakalı. Bunun da en somut göstergesi ‘Twitter’ yasağı oldu. Akabinde ne oldu? Anayasa Mahkemesi bu kararın uluslararası sözleşmelere göre aykırı olduğuna hükmederek, kararı iptal etti. Bu kararı alın, ifade özgürlüğünü engelleyici her türlü yasaklamaya karşı uygulayın. Yani Anayasa Mahkemesi'nin Twitter kararı diğer yasaklamalara karşı anahtar durumunda. Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararına bakıldığında ise Türkiye’deki ifade özgürlüğünün nasıl olması gerektiğini çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor.”

"HAKKIMDA 75 DAVA AÇILDI"

Türkiye’de medya özgürlüğünden en çok muzdarip olan muhabirlerin başında geldiğini belirten Büşra Erdal, “Panelin başında tanıtım yapılırken benim için Ergenekon davalarıyla tanındığım söylendi. Ancak ben 2002 yılından beri yargı muhabirliği yapıyorum. Söz konusu davalar başlayana kadar yargı kararları olsun, hukukun adının geçtiği her alanla ilgili haberler yaptım. Türkiye’de basın özgürlüğü ne durumda derken kendimden örnekler vermek istiyorum. Türkiye’nin demokratikleşmesine ciddi katkıları olduğunu düşündüğüm ama hükümet yetkililerinin ‘kumpas’ dediği ve siyasi malzeme yaptığı Ergenekon ve Balyoz davalarının görülmesinin ve dokunulmaz sanılan kişilere dokunulmasının hukuk devletine katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu davaları takip ederken hakkımda gizli belgeleri yayınlamak, hakim ve savcılara hakaret gibi benim için 75 tane ceza davası açıldı. Bunun yanı sıra tazminat davaları da açıldı ama onlar önemli, onları kaybedersek parasını bir şekilde öderiz. Ama ceza davası denildiğinde en azı 3 yılla başlıyor. Bazıları ise 16 yıla kadar hapis cezasını öngörüyor. Bir keresinde önüme 4 dava ihbarnamesi birden geldi, 16 yıldan toplamda 64 yıl hapis isteniyordu. O dönem hakim ve savcılar sanki işlerini güçlerini bırakmışlar bize dava açmak için çalışıyorlardı sanki. Bazen suçlama farklı, yapılan farklı haber oluyordu, benim o davada adım geçmemesine rağmen kadrolu sanık gibi yine beni yanlışlıkla da olsa çağırıyorlardı. O dönemde yargı bizim üzerimizden silindir gibi geçti, hatta bizim gazeteye 650 dava açıldı. Bizden bir kuşak önceki gazetecilere 301 davalarıyla göz dağı veriliyordu.” dedi.

Türkiye'de kuvvetler ayrılığının hukuk sitemindeki önemini konu alan konuşma yapan OMÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Yakup Gönen de “Bir devletin hukuk devleti olabilmesi için temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması şart. Temel hak ve özgürlüklerde ifade özgürlüğü gibi kavramlara sınırlama getirilirken, bu sınırlamanın demokratik ülke esaslarına uygun bir şekilde yapılması lazım. Yine bir devletin hukuk devleti olabilmesi için temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınabilmesi için bu doğrultuda yazılmış bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Ancak bunun da sağlıklı işlemesi için kuvvetler ayrılığı ilkesine ihtiyaç var.” şeklinde konuştu. Panel, diğer konuşmacıların ardından hukuk öğrencilerinin merak ettikleri soruları sormasıyla sona erdi.

CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×