GYV Başkanı Yeşil: Yanlış hesap Bağdat’tan da döner, yargıdan da

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, son günlerde Hizmet Hareketi ve Fethullah Gülen Hocaefendi hakkındaki iddialara basın toplantısıyla cevap verdi. Vakfın Swiss Otel’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Mustafa...

GYV Başkanı Yeşil: Yanlış hesap Bağdat’tan da döner, yargıdan da
07 Mayıs 2014 Çarşamba 17:58

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, son günlerde Hizmet Hareketi ve Fethullah Gülen Hocaefendi hakkındaki iddialara basın toplantısıyla cevap verdi.

Vakfın Swiss Otel’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Mustafa Yeşil, bir televizyon programında Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili eski kasetlerin ilk defa yayınlanıyormuş gibi yapılarak olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışıldığı ve bu ele geçirildiği iddia edilen bazı CD'ler üzerinden de Cemaate operasyon hazırlığı yapıldığı yönündeki iddiaları cevapladı. Yeşil, “Hocaefendi'ye ait olduğu ifade edilen kasetler içerik olarak analiz edildiğinde çok farklı, çok yeni, tuhaf ve garip denecek bir içeriğe sahip olmadığını rahatlıkla dinlediğinizde göreceksiniz zaten. Fakat orada görüntüleri veriş üslubu, veriş tarzı hatta ima edilen, yüklenmeye çalışılan manalar itibariyle de ben, hatta hükümet medyasındaki bir çok kişi tarafından bunun yadırgandığına da şahit oldum. Bu kadar basit, bu kadar bayağı yorumlar yaparak gazetecilik bu kadar ayağa düşürülmemeli diye…Yani 'saçmalığın ve zırvanın tevili olmaz' diye bir söz var, dolayısıyla onun yapılacak her hangi bir izahı yok."

Kasetlerin içeriği hakkındaki hatırlatmaya Yeşil, "Tabii bu meseleler Camia'ya operasyon yapmaya bir malzeme üretme, bir altyapı hazırlama, hukuki süreci tamamlama ve olgunlaştırmaya dönük bir gayret olarak algılanabilir mi? meselesine gelince, işin doğrusu suç işlenmişse suçlu da, delili de, tespiti de vardır. Ancak siz birilerini suçlamak istiyorsanız eğer, o zaman siz delil oluşturmak durumundasınız. Siz zemin oluşturmak durumundasınız. Bugün yapılan, ortaya konulan gayret, bu minval üzerine yürüyen bir gayret. Tabii bunun yargı içinde neticeye gitmesinin biz mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yargı, -velev ki eksiğine aksağına rağmen-suçlu ile suçsuzu ayırt edebilecek o bağımsız, vicdani duruşunu sergileyecektir. Birileri bazı şeyler organize etmek isteyebilir. Bazı altyapıları hazırlamak isteyebilir. Bununla birilerini suçlamak isteyebilir. Ama unutmamak lazım yanlış hesap Bağdat'tan da döner, yanlış hesap yargıdan da, Yargıtay'dan da döner diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kasetlerinin yasaklanmasına dönük değerlendirmeleri de hatırlatan Yeşil, "Bu ülkede konuşan kişilerin konuşmaması mecburiyetini getirir. Çünkü bu ülkede Hocaefendi kadar gönüllere hitap ederek sevgi üzerinde duran, şefkatten bahseden, Allah'a kulluk şuurunu gündeme getiren ve ihtilafın sulh yoluyla çözülmesi meselesi üzerinde duran, diyaloğu, hoşgörüyü bu kadar sık gündeme getiren şefkat merkezli değerlendirmelerde bulunan bir insanın kasetleri yasak olacaksa ben şu soruyu sorarım; bu ülkede kim hangi kelimelerle nasıl konuşacak ve kim hangi cümlelerle neyi nasıl anlatacak? Bu herkesin dilsizliği anlamına gelir. Ben böyle bir yaklaşımın, böyle bir değerlendirmenin olabileceğini, bu kadar akıldan uzak bir mütalaanın kabul edilebileceğini düşünmek istemiyorum." şeklinde konuştu.

Bununla birilerini suçlamak isteyebilir. Ama unutmamak lazım yanlış hesap Bağdat'tan da döner, yanlış hesap yargıdan da, Yargıtay'dan da döner diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

‘İKTİDAR, KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNMEYENLERİ ŞEYTANLAŞTIRMAKTADIR’

GYV Başkanı Mustafa Yeşil, iktidarın kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmekte, hatta şeytanlaştırmakta olduğunu kaydetti. Son dönemde Türkiye'de demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanındaki gerilemenin kaygı verici bir boyuta ulaştığını belirten Yeşil, "Toplumumuzun uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek inşa ettiği demokrasi ve çoğulcu atmosfer, kısa vadeli siyasi kazançlar hesabına örselenmektedir. 10 yıllık demokratikleşme sürecinin destekçisi ve iktidarın da referans aldığı başta Avrupa Birliği olmak üzere saygın uluslararası kurumların da bugünkü gidişatı vahim bulduğu her vesileyle açıkça ifade edilmektedir. Demokrasilerin vazgeçilmezi olan basın özgürlüğünde kaygı verici bir gidişat söz konusudur. Ülkelerin basın özgürlüğü sicilini ölçen uluslararası kuruluşların 2014 yılı raporlarında Türkiye'nin "medya alanında özgür olmayan ülkeler" statüsüne düştüğü ifade edilmektedir." şeklinde konuştu.

"İktidar adına konuşan bazı siyasiler nefret dili ve gerilim stratejisi ile kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimleri ötekileştirmekte hatta şeytanlaştırmaktadır." diyen Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu durum ulusal birliğimizi hiç olmadığı kadar tehdit etmektedir. Buna ek olarak toplum katmanlarında ve özellikle de muhafazakâr tabanda, yakın tarihimizde benzeri görülmemiş şiddette bir ayrışma yaşanmaktadır. Bütün bunlar uzun yıllar devam edebilecek toplumsal bir paranoyanın kapısını açmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nden medyaya, iş dünyasından insan hakları örgütlerine kadar farklı ve eleştirel görüşler dile getiren tüm kişi ve kurumlar hedef alınarak itibarsızlaştırılmaktadır. Bir süredir bu kara propaganda kampanyasının hedefindeki toplum kesimlerinden biri de Hizmet Hareketi'dir. Bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı kabine üyeleri ve hükümete yakın medya organları tarafından Hizmet Hareketi'ne yönelik linç kampanyası, çoktan nefret söylemi düzeyini geçmiştir. Bunun yanı sıra, farklı düşünenler iktidar imkânları ve devlet gücü de kullanılarak vatana ihanet ve darbe söylemleriyle suçlanmaktadır. Demokratik hukuk devletinde asla kabul edilmeyecek, temel insan haklarını ayaklar altına alan bu söylem ve uygulamalar herkesin gözü önünde cereyan etmekte, siyasi hedef ve çıkarlar için yürütmenin gücü kullanılarak hukuk askıya alınmaktadır."

'MAĞDURİYETLER DARBE DÖNEMİNİ ARATIR HALE GELMİŞTİR'

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin iadesinin istenmesi ve yurt dışındaki Türk okullarını kapatma çabalarına da tepki gösteren Yeşil, "Milletimizin fedakârlığının eseri, dünyadaki gururu ve en önemli küresel markası olan Türk okullarını karalayarak kamu imkânlarıyla kapattırma çabası, öğretmenlerine yaşatılan mağduriyet, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin akıl dışı gerekçelerle iadesinin istenmesi, hizmete gönül veren iş adamlarının baskı altına alınması ve Erdoğan'ın 'bunlara su bile yok' tehdidinin arkasından yaşanan boykot ve mağduriyetler darbe dönemlerini bile aratır hale gelmiştir. Gerçek şu ki; hukuk tanımayarak Camia üzerinde yürütülen bu linç kampanyasının gelecekte farklı dini cemaatleri ve diğer sivil oluşumları hedef almayacağını kimse garanti edemez." dedi.

Başbakan Erdoğan'ın bir Amerikan televizyonuna verdiği demeçte Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında, "Stratejik ortağımız ABD'nin Fethullah Gülen'i iadesini ümit ediyorum. En azından sınır dışı etmeliler." sözünü hatırlatan Yeşil, "Hakkında hiçbir soruşturmanın olmadığı bir dönemde Başbakanın böyle bir ifade kullanması, vahim olduğu gibi muhtemel bir soruşturma sürecinin ne kadar siyasi olacağının da kanıtıdır. Kaldı ki Hocaefendi, daha önce değişik iddia ve iftiralarla yargılanmış ve beraat etmiştir. Hukuk ilkeleri açısından iadesini gerektirecek ve uluslararası nitelikte kabul edilebilecek hiçbir gerekçe ve delil bulunmamaktadır. Gerçek böyle iken medya üzerinden bu tür bir girişimde bulunmak, 'Camianın sanki Amerika'nın güdümündeymiş imajı ve algısı' oluşturmaya dönük bir gayret olduğunu göstermektedir. Halbuki evrensel insan hakları, hukuku ve değerlerini hedef alarak birlikte yaşamayı kendisine şiar edinmiş olan Hizmet Camiası; ABD'nin de dâhil olduğu yaklaşık 160 ülkede eğitim faaliyetleri göstermektedir. Bütün bu faaliyetlerin bir devletin, bir kültürün veya bir gizli servisin güdümünde yapılıyormuş gibi gösterilmesi Anadolu'nun her kesiminden fedakâr gönüllüler başta olmak üzere bütün bu ülkelerdeki, farklı din, dil, etnik köken ve kültüre sahip Hizmet Hareketi dostlarına hakaret ve bühtandır." ifadelerini kullandı.

‘KANAAT VE HİSLERLE YOLSUZLUK SORUŞTURMALARI SONUÇSUZ BIRAKILMAK İSTENİYOR’

Mustafa Yeşil, 17 Aralık soruşturması sonrası yaşanan gelişmelerin anayasa hükümlerinin açıkça çiğnenmesi, meydanın baskı altına alınması ve sosyal medyanın yasaklanması gibi konuların ülkenin muhaberat devletine dönüşmesi anlamına geldiğini ifade etti. Yeşil, "17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması, hukuk usulü içinde ve meri kanunlar çerçevesinde yargının gerçekleştirdiği bir süreçtir. Şayet usul ve esasa ait yanlış ve eksikler varsa bunların denetimi hukuk sistemi içinde mümkündür. Dört bakanın istifa ettirildiği ve Yüce Divan'a gönderilmesinin gündemde olduğu bir ortamda; iddialara cevap vermek ve yargının işini yapmasına yardımcı olmak yerine, hukuk çerçevesindeki bir soruşturmayı darbe girişimi gibi sunmak gerçeği ters yüz etmektir. Ortada bir darbe var ise bu 17 Aralık sonrası yaşanan; yürütmenin yargıya müdahalesi, hukukun siyasallaştırılması, Anayasa hükümlerinin açıkça çiğnenmesi, medyanın baskı altına alınıp sosyal medyanın yasaklanması, özgürlüklerin kısıtlanarak ülkenin adeta muhaberat devletine dönüştürülmesidir." diye konuştu.

Yapılan açıklamalar ve mesnetsiz iddialarla camiaya karşı nefret suçu oluşturulduğunu dile getiren Yeşil, "Ayrıca dış bağlantı, "ajanlık", "casusluk" gibi akıl almaz ve mesnetsiz komplo teorileriyle Camia'nın günah keçisi haline getirilmesi izan ve insaf dışıdır. Hiçbir somut delil ortaya koymadan, 'kanaat, his ve algılarla' yapılan iftiralar, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını sonuçsuz bırakmayı hedeflemekte ve ayrıca nefret suçu oluşturmaktadır." dedi.

Yeşil sözlerini şöyle sürdürdü: "Taviz verilmemesi gereken bir ilke olarak, hukuka aykırı her türlü dinleme ve özel hayatın ihlali niteliğindeki eylemleri şiddetle kınıyor ve faillerin bir an önce yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz. Bununla birlikte, üzerinden aylar geçmesine rağmen dinleme iddiaları hakkında tek bir somut delil ortaya konulmaması dikkat çekicidir. Evrensel hukuk ilkeleri ve İslam'ın temel değerlerine göre; "iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür" ve "kesin hükümle suçluluğu ispat edilene kadar kişi masumdur." Hukuka aykırı her türlü dinlemeyi kınarken, başta Sayın Fethullah Gülen olmak üzere Hizmet Hareketi'ne yakın kişi ve kurumların telefon görüşmelerinin hukuk dışı yollarla dinlenip servis edildiğini, daha da vahimi bu hukuksuz dinlemelerin siyaset meydanlarında kullanıldığını ve Hizmet Camiası'nın topyekûn suçlu ilan edilip nefret söyleminin mağduru haline geldiğini görmekteyiz."

'KASET İDDİALARINI YARGI İLE PAYLAŞMAYANLAR BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞANTAJ ALGISI OLUŞTURMAKTADIR'

Mustafa Yeşil, kaset iddialarıyla ilgili olarak da, "Bütün yetki ve teknik imkânlara sahip olan Yürütme organı, hukuk sürecini sürüncemede bırakmakta ve dinleme iddialarını keyfi olarak belirli kişi, kurum ve gruplara karşı yıpratma, tasfiye ve baskı aracı olarak kullanmaktadır. Cumhurbaşkanından Genelkurmay Başkanına, Anayasa Mahkemesinden eski bakan ve iş adamlarına birçok insanın dinlendiği veya kasetinin bulunduğu Başbakan tarafından iddia edilmektedir. Erdoğan'ın bu iddiayı destekleyen delilleri muhataplar ve yargıyla paylaşmaması başka türlü bir şantaj algısı oluşturmaktadır. Baykal ve MHP kasetlerinin siyaseti dizayn etme yönünde kullanılması ve bir türlü aydınlatılmaması da bu konudaki kaygıları güçlendirmektedir." dedi.

Suriye ile ilgili Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan toplantının dinlenmesi ve Başbakanlıkta ele geçirilen böcekle ilgili de konuşan Yeşil, "Başbakanlık ofisine böcek konulduğu ve Dışişleri Bakanlığındaki Suriye toplantısının dinlendiği iddialarıyla alakalı olarak da ortaya konulmuş hiçbir delil yoktur. Olay, Hükümet medyası tarafından kimi zaman havada uçan böceklere, kimi zaman korumalara, kimi zaman çaycı ve temizlik görevlilerine yıkılmakta, ancak Dışişleri Müfettişleri, MİT, Emniyet, TİB ve Adli Makamlardan olayı aydınlatacak hukuki bir adım atılmamaktadır." ifadesini kullandı.

‘DİNLEYENLERDEN HESAP SORMAK, HÜKÜMETİN NAMUS BORCUDUR’

Dışişleri Bakanlığı'ndaki dinleme skandalının faillerinin ve görevini ihmal edenlerin bulunmasının hükümetin görevi olduğunu söyleyen Yeşil, "Alabildiğine sıkı güvenlik önlemleriyle korunan mekânların ancak yüksek teknolojiyle dinlenebileceği bilinen bir gerçektir. Benzeri, ancak devletlerarası karşı casusluk faaliyetlerinde görülebilecek olan bu tür bir dinleme vakasını bahane ederek ‘kanaat oluştu’ türünden ifadelerle sivil bir hareketi yıpratmak akıl ve hukuk ölçüleriyle bağdaştırılamaz." dedi.

Dinleme iddialarına da değinen Yeşil, özellikle Dışişleri Bakanlığı'ndaki dinlemenin Hizmet Hareketi'ne yıkılmaya çalışılmasını eleştirdi. Yeşil, "Devletin en mahrem görüşmelerini dinleyen ve sızdıranların yanı sıra görevini ihmal ederek bu zaafı oluşturanlardan da hesap sorulması Hükümetin namus borcudur. Devletin güvenlik ve istihbarat birimleri ile yargı arasında cereyan etmiş bir hadise olmasına rağmen, Hizmet ile ilişkilendirilmesi gerçekle telif edilemez. Devlet birimleri arasındaki koordinasyonsuzluğun yol açtığı bu skandalın hukuk çerçevesinde aydınlatılması gerekirken, bu iddiayı yargısız infaz niteliğindeki tasfiye ve art niyetli operasyonlara gerekçe yapmak hukuka sığmaz." açıklamasında bulundu.

'EKONOMİDEKİ OLUMSUZ GELİŞMELER BİLE HİZMET'E MAL EDİLDİ'

17 Aralık sonrası ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerin bile Hizmet Hareketi'ne mal edildiğini vurgulayan Yeşil, "Halbuki, yürütmenin yargı üzerinde baskı kurmasıyla başlayan süreçte yabancı sermayenin kaçacağı, iş hayatına ket vurulacağı ve ekonomimizin zarar göreceği yönündeki haklı endişeler ekonomik çevrelerce de dile getirilmiştir. Ekonomik istikrarı asıl tehdit eden faktör, hukuku askıya alan ve teşebbüs hürriyetine yapılan keyfi müdahalelerdir." şeklinde konuştu.

'HİZMET, MÜSPET HAREKET PRENSİBİNDEN TAVİZ VERMEYECEK'

Hizmet'in, müspet hareket prensibinden asla taviz vermeyeceğinin altını çizen Yeşil, şöyle devam etti: "Birlikte yaşama kültürüne, barış ve uzlaşıya, eğitim ve diyalog faaliyetlerine devam edecektir. Toplumsal barış ve huzurumuzu bozacak girişim ve kışkırtmalara, nefret söylemlerine, şeytanlaştırma ile itibarsızlaştırma girişimlerine takılmayarak kendi mana köklerinde ve geleneğinde var olan kin gütmeme, herkesi konumunda kabul etme prensipleri ile onurlu duruşunu sürdürecektir.

İktidar partisinin dar bir kesimine ait kutuplaştırıcı ve ötekileştirici dilin parti tabanın çoğunluğunda kabullenilmediğini görmekteyiz. Farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşayabilmenin en güzel örneklerini veren toplumumuzun içinde bulunduğu bu kısa süreli huzursuzluğun üstesinden geleceğine inanmaktayız. Hizmet Hareketi yeniden toplumsal huzur ve uzlaşının tesisi için her zaman olduğu gibi kendi üzerine düşen sağduyulu yaklaşımına devam edecektir. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü esas alan, kimsenin ötekileştirilmediği bir Türkiye arzusuyla kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz."

‘DİĞER CEMAATLERİN HOCAEFENDİ İLE GÖRÜŞMESİ OLMAMIŞTIR’

Diğer cemaatlerin Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşüp uzlaşı talep ettiği' yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Yeşil, "Böyle bir görüşme, böyle bir ifade, böyle bir açıklama olmamıştır." dedi. Yeşil, “Böyle bir görüşmenin olduğunu zannetmiyorum. Ancak şöyle bir mesele oldu; Sayın Fehmi Koru ile beraber Alaattin Kaya'nın Hocaefendi'yi ziyarete gittiği ve o görüşmenin de gerek Cumhurbaşkanımızın gerekse Başbakanın bilgisi dahilinde olduğu ve oradaki görüşmeden sonra bir mektubun getirildiği ve bu mektubun içeriğinde gerçekten –ben bir cümle ile hatırlatayım- 'ülkemizin huzuru, bu ihtilafların çözümü noktasında hükümet ve iktidar bir adım atacaksa biz 10 adım atmaya razıyız. Bu noktada yapılacak her türlü fedakarlığa ve gayrete razıyız' cümlelerini hatırlayacaksınız. Fakat Sayın Başbakanın medya mensuplarıyla yaptığı toplantıda o mektup maalesef sanki bir pazarlık unsuruymuş gibi anlaşıldı ve algılandı. Sayın Başbakan'ın orada 'artık süreç bitti, böyle bir pazarlık anlayışımız yoktur' gibi yaklaşımı oldu. 'Ameliyat başladı, ilaçla tedavi olmaz' kavramı asla Hocaefendi'ye ait bir kavram değildir. Ancak, 'ameliyat başlamıştır' sözünün biz Başbakana ait olduğunu biliyoruz. Böyle bir görüşme, böyle bir ifade, böyle bir açıklama olmamıştır." şeklinde konuştu.

‘AYASOFYA’NIN İBADETE AÇILMASI KONUSUNDA BİR KAMPANYA YOK’

Ayasofya'nın ibadete açılması ile ilgili bir kampanyasının olmadığını belirten Yeşil, "Biz Ayasofya Camii'nin açılmasının tamamen iktidarla ilgili bir mesele olduğu ve bunun uluslararası hassasiyete sahip bir mesele olduğu inancı ve düşüncesi içindeyiz." dedi.

Sosyal medyada Ayasofya'nın ibadete açılması ile ilgili bir hareketlenmenin dikkatini çektiğini kaydeden Yeşil, "Genel manada herkesin kendi şahsına özel Ayasofya ile ilgili bir düşüncesi bir mütalaası olabilir. Özellikle muhafazakar tabanın Ayasofya Camii ile ilgili bir özlemi bir duygusu olabilir. Ancak Hizmet'in bu manada, Ayasofya'nın ibadete açılması konusunda külli manada bir kampanya yapması söz konusu değildir. Bazı gazetelerin sosyal medyadaki hareketliliği Hizmet'eizafe ederek yaptığı bu yakıştırma, bu yaklaşım doğru değildir. Biz Ayasofya Camii'nin açılmasının tamamen iktidarla ilgili bir mesele olduğu ve bunun uluslararası hassasiyete sahip bir mesele olduğu inancı ve düşüncesi içindeyiz. Dolayısıyla Hizmet'in bu hususta kampanya yaparak, açılması yönündeki ısrar algısını asla Hizmet olarak biz tasvip etmeyiz. Ama Hizmet'e gönül verenlerin içerisinde buna ilgi duymuş ve bunun üzerinde ısrarla gündem yapmış insanlar varsa, bu onların şahsi mütalaalarıdır, asla Hizmet'in genel manada bu tarz bir duruşu talebi, ısrarı söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.

"Hükümet, Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bir talep getirirse bu konuda bir değerlendirmeniz olur mu?" şeklindeki soruya da Yeşil, şöyle cevap verdi: "Ayasofya meselesinin sadece iç siyasete malzeme olacak kadar küçük bir mesele olmadığı kanaatindeyim. İktidarın bu meselenin uluslararası boyutta yankı ve yansımalarını da düşüneceğini tahmin ediyorum. İktidarın, Ayasofya meselesini harici hassasiyetleri nazara almadan sadece dahili siyaset esasıyla da gündeme getirebileceği ihtimalini şimdilik uzak görüyorum."

‘TASFİYEYERİN HUKUKLA TELİFİ MÜMKÜN DEĞİL’

"Paralel yapı' iddialarıyla bürokraside çok ciddi manada tasfiyelerin yaşandığını hepimiz biliyoruz." diyen Yeşil, "Türkiye'de özellikle geçmiş dönemlerde, demokratik hakların ve hukukun ciddiye alınmadığı ve hakim olmadığı dönemlerde üretilen bir kavram etrafında çok insanın mağdur edildiğini biliriz. Geçmişte irtica kavramı üzerinden birçok insan irtica ile ilintili hale getirilerek bulunduğu yerden alınmış, tasfiye edilmiş, uzaklaştırılmıştır. Bu son dönem, 17 Aralık'tan sonra irticanın yerini adeta 'paralel yapı' aldı. Bugün iktidar medyasının ağırlıklı kesiminde sıklıkla gündeme gelen mesele, yapılan her türlü işlem ve gayret paralel yapı ilintisi içinde sunulmaktadır. Ancak birçok köşe yazarının dikkat çektiği bir nokta var, 'paralel yapı' iddialarıyla aslında yeni bir anlayış yeni bir devlet dizayn ediliyor kavramını da sıklıkla seslendirenlerin olduğunu unutmamak lazım. Ben bugün yaşanan olayın mahiyetinin ne olduğunu, kişiler kendileri mi ayrıldı yoksa görevden mi alındılar bunu bilmiyorum. 'Paralel yapı' adı altında bugün bürokraside çok ciddi manada tasfiyelerin yaşandığını hepimiz medyadan takip ediyoruz. Bakınız, hiçbir delil hiçbir suçlama hiçbir yargı kararı yok Sayın Başbakan'ın o sözünü hatırlayacaksınız, 'paralel yapı dinlemiş ancak henüz faillerini bulamadık'. Öyle bir kavram ki her şeyi yapıyor fakat faili yok. Böyle bir tenakuzu ifade eden bir kavramın altında yapılmak istenen her şeyin sanıyorum yapıldığı bir süreç. Hukukla telifi mümkün değil." görüşlerini dile getirdi.

‘GÜLEN’İ İADE TALEBİ, ALGI OLUŞTURMAYA YÖNELİK’

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin iadesinin istenmesinin, bir algı ve imaj oluşturmaya dönük yapıldığı düşüncesinde olduklarını da sözlerine ekleyen Yeşil, " 'Biz istedik, vermediler. Öyle ise işte bu insanlar Amerika tarafından korunuyor' imajı ve algısını beslemeye dönük bir gayret var düşüncesi zihnimizde beliriyor." dedi.

Yeşil, "Sayın Başbakan'ın hukuk içerisinde kalarak devlet içerisinde bir paralel yapı varsa elbette ki yargı meşgul olup ilgilenecektir, suçluları bulacaktır' kavram ve ifadesi esas alınacaksa bugün anayasal veya hukuk çerçevesinde suç işlemiş kişilerin tespiti ve bunların yargı önüne çıkartılması kadar tabi bir mesele olamaz. 2 – 3 ay öncesi açıklamamızda 'paralel yapı' diye iddia edilen, kanun ve hukuk dışı hareket eden, bağımsız bir takım bilgi, belge ve hedefler üzerine çalışan bir yapı varsa bu yapının üzerine gidilmesi, hukuki yollarla bunun tespiti ve netice itibariyle de bu yapının yargılanması gerekir' demiştik. Fakat, yargının bununla alakalı attığı en ufak bir adım, veya tespit olmadan direk Camia'nın bu yapıyla ilişkilendirilmesi ve bunun üzerinden Camia'ya suçluluk isnadını asla hukuki bulmuyoruz. Eğer hukuk çerçevesinde kalınılacaksa suçluların bulunmasını talep eder. Bu sürecin işlemesinden herhangi bir kaygımız ve endişemiz olmaz. Ancak, hukukun esasları çerçevesinde değil de Mc Carthy dönemi gibi bir avcılık anlayışı içerisinde Türkiye'de bir hareket ve gayret olacaksa zannediyorum bu sadece bizi değil, sivil olan bütün herkesi veya bu ülkeye yerleşen bütün herkesi endişelendirecek ve kaygılandıracak bir durumdur. Ben, ülkemizin o noktaya düşmeyeceği ümidini ve inancını taşıyorum." cevabını verdi.

Başbakan Erdoğan'ın Amerikan televizyondaki sözlerini hatırlatan Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sayın Başbakan'ın Amerikan televizyonuna verdiği açıklamanın arkasından çok değişik yorumlar yapıldı. Gülen'in talebi konusunda henüz bir dava olmadığı halde, bir soruşturma olmadığı halde bu talebin tamamen bir algı, bir imaj oluşturmaya dönük yapıldığı düşüncesindeyiz. Sayın Gülen'in iadesi meselesi sadece sizin iç hukukunuzla alakalı bir mesele değil, özellikle Amerika Birleşik Devletleri hukukuna göre de sizin iddia ettiğiniz meselelerin suç olması, kabullenilmesi. O da yeterli değil zannediyorum Dışişleri Bakanının onayı gerekiyor. Henüz bu süreçle alakalı başlamış bir şeyin olduğunu görmüyorum, duymadım da. Ama bu mevzuda genel intiba baktığınız zaman Amerika'nın, hukuk dışı uygulamalara taraf olmadığını hepimiz biliyoruz. Böyle bir talep ve böyle bir iadenin zannediyorum müracaat edenler açısından mümkün olmadığını bilmekle beraber 'biz istedik, vermediler. Öyle ise işte bu insanlar Amerika tarafından korunuyor' imajı ve algısını beslemeye dönük bir gayret var düşüncesi zihnimizde beliriyor."

‘HİZMET’E SEMPATİ DUYANLAR, SIKINTI VE TAZYİKE MARUZ KALIYOR’

"Hükümet tarafından iş adamları ya da kurumlara karşı somut bir baskı var mı?" şeklindeki soru üzerine Yeşil, "Üzülerek söyleyelim, iş adamlarında bir kaygının endişenin var olduğunu, özellikle Hizmet'e sempati ve sıcaklık duyan insanların yapageldiği işlerde belli bir takım sıkıntı ve tazyiklere maruz kaldığını söylemek mümkün. İsim vermeden söyleyeceğim, birkaç otelde bizim bazı rezervelerimiz, programlarımız vardı, değişik yerlerde. O insanların aranarak 'zinhar bu insanlara yer tahsisinizi uygun görmüyoruz, sizin hala o insanlara destek verdiğinizi görüyoruz' gibi arandığını ve bundan dolayı endişe duyduklarını ifade ettiklerine şahidiz. Bunlar hoş, doğru şeyler değil. Kurumlar açısından bakıldığında bununla ilgili denetlemeler, takipler özellikle eğitim kurumlarına yoğun şekilde müfettişlerin geldiği bir dönem yaşandı. Şu anda aynı yoğunluğun olduğunu söyleyemem. Bu tip olağanüstü dönemlerde Hizmet, devletin ve kamunun tazyik organları tarafından bu tip tazyike zaman zaman maruz kalmıştır. Ancak hukuk çerçevesinde bu tip takip ve tazyikler yapıldığı sürece, bu teftişler hukuk çerçevesinde yapıldığı sürece ben en ufak bir endişenin olmadığını görüyorum. Çünkü bu kurumların her biri hem yasal, hem işletim hem de mevcut finansal yapıları itibariyle her zaman denetime açık kurumlardır. Bunlar bir kere daha, bir kere daha, bir kere daha denetlenir ama hukuk içinde kalmak kaydıyla belki bu, kurumun daha güçlü, daha da vasıflı hale gelmesine vesile olur kanaatindeyim." diye konuştu.

CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×