'Başbakan'ın camiaya yönelik sözlerini 28 Şubat'ın devamı olarak görüyorum'

Yeni Asya Gazetesi yazarı Cevher İlhan, Başbakan’ın ‘örgüt paralel yapılanma, kumpas, komplo ve haşhaşi benzetmelerini’ 28 Şubat’ın yapamadığı, dini grupları tasfiye etme operasyonun devamı olarak gördüğünü söyledi.

'Başbakan'ın camiaya yönelik sözlerini 28 Şubat'ın devamı olarak görüyorum'

Yeni Asya Gazetesi yazarı Cevher İlhan, Başbakan’ın ‘örgüt paralel yapılanma, kumpas, komplo ve haşhaşi benzetmelerini’ 28 Şubat’ın yapamadığı, dini grupları tasfiye etme operasyonun devamı olarak gördüğünü söyledi.

Yeni Asya Gazetesi yazarı İlhan, Cihan Haber Ajansı’na gündeme dair açıklamalarda bulundu. Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın ‘haşhaşi’ benzetmesine değinen İlhan, “Başbakan’ın bir camiaya yönelik bu sözleri, MGK 204 kararına ve ona paralel olarak Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu’nun ‘irtica ile mücadele eylem planlarına’ ve en son 15 Ocak tarihli ‘paralel devlet’ yapılanmaları çerçevesinde dini cemaatleri ve tarikatları hedef alan ve onların içerisine eleman sokma, devlet kurumlarına girmiş cemaat mensuplarının bildirilmesini hatta konunun terör örgütlerinden önce ele alınmasını önceleyen bu noktadaki bütün dini grupların yurt içi ve yurt dişi kaynaklı her türlü dini faaliyetlerinin izlenmesi, takibi, fişlenmesini esas alan o girişimden, o operasyondan geliyor. Büyükelçilerle toplantısında Başbakan ‘örgütün’ takip edilmesini emrediyor. ‘Örgüt’ dediği bir dini camiadır. Şimdiye kadar kendilerini desteklediği bir camiadır” dedi.

Bir camianın inançlarını yaşaması, dini bir grup mensubunun devlet içerisinde olmasının kurallara uyduğu sürede hiçbir mahsuru olmayacağını vurgulayan İlhan, “Bu çerçevede Başbakan’ın örgütten, paralel yapılanmadan, kumpastan, komplodan, haşhaşiye kadar uzatması ve hiçbir ehli sünnet ve hiçbir Müslüman'a yakışmayacak şekilde böyle bir sıfatı yakıştırması, demek ki daha önce 28 Şubat’ın yapamadığı, 12 Eylül’ün yapamadığı, darbelerin ve ara dönemlerin dayatmalarla yapamadığı dini cemaatlere ve dini gruplara karşı, mevcut siyasi iktidar üzerinden bunları tasfiye etme, bunları yaralama, bunları mahkûm etme ve bunları devreden çıkarma, bunları fişleyip bir nevi cezalandırma operasyonun devamı olarak görüyorum. Çünkü Brüksel’de de Başbakan aynı gruba yönelik tavrını sürdürüyor. Bu tavır hiçbir şekilde demokratik bir devlete, demokratik bir üsluba, siyasi bir akla yakışmıyor. Bu devlet içerisinde devleti vatandaşa karşı bir nevi harekete geçirmeye, vatandaşına karşı devleti ajite etme olarak görülüyor. Ne yazık ki Türkiye’de kamplaşma ve kutuplaşma bu çerçevede hükümet yanlısı, hükümet karşıtı insanları provoke etme, ajite etme hareketinin devamı olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı.

“HSYK ADALET BAKANI’NIN İKİ DUDAĞI ARASINA BIRAKILIYOR”

Meclis’e sunulan HSYK kanun değişikliği ile 2010 referandumunda kabul edilen anayasa değişikliğinden geri adım atıldığını dile getiren İlhan, “HSYK göz göre göre bütün ikazlara bütün uyarılara rağmen hiçbir demokratik ülkede olmayacak şekilde Adalet Bakanı hatta Adalet Bakanı’nın iki dudağı arasına bırakılıyor. Bütün hâkimlerin, savcıların tayinlerini, atamalarını yapacak bir kurum bakanın kontrolü altına sokularak yargı resmen hükümete, yürütmeye bağlanıyor. Tabi bu hükümet ebedi kendini zannediyor. Halbuki yarın hangi hükümet olursa olsun yargı ile oynaması, bu kadar tasfiyeleri yapması, atamaları yapması en evvel HSYK’nın bağımsızlığını yaralar.” şeklinde konuştu.

AVRUPA’DA HSYK GİBİ KURUMLAR YÜRÜTMENİN EMRİ VE TALİMATİ ALTINA GİRMEDEN DÜZENLENMİŞTİR”

HSYK’nın yapısı üzerinde büyük bir tartışmanın devam ettiğinin altını çizen İlhan, şöyle devam etti: “Muhalefetin teklifin geri çekilmesi ve operasyonların durdurulmaması teklifi vardı. Daha sonra devam eden operasyonları hükümet durdurdu ve teklif geri çekilmedi. Muhalefetin şartları yerine gelmedi ve kavgalı bir şekil adalet ve Anayasa Komisyonu'ndan geçti, Meclis Genel Kurulu'nda yine kavgalı bir şekilde devam ediyor. Bu HSYK yapısı yargıyı yürütmenin güdümüne sokuyor. Oysa, Anayasa'nın 138. maddesine göre şu anda HSYK’nın yapısı tamamen anayasaya ve yasalara aykırıdır. Dünyanın hiçbir yerinde yasama, yürütme ve yargı hiçbirisi birinin güdümüne giremez. Hele yargıyı hükümetin güdümüne, kontrolü ve emri altına soktuğunuz zaman devlet çöker, hukuk çöker. İstediğin operasyonu yaptırıp istemediğin operasyonu yatırmamak gibi bir durumla karşı karşıya bırakılması savcıların hukuk devletini kökünden çökertir. HSYK tamamen Adalet Bakanı üzerinden hükümete, Başbakan’a bağlanıyor. HSYK hiçbir demokratik ülkesinde böyle değildir. Başbakan’ın zaman zaman ifade ettiği ‘AB’de HSYK için bir standart yoktur’ açıklaması çok gerçeklerle bağdaşmıyor. Avrupa’da sayı bakımından HSYK kurumlarının bazen hâkimler kurumu bazen savcılar kurumu diye değişiklikler vardır. Ama nitelik bakımından hepsi yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve yürütmeden ayrı olarak, yürütmenin emri ve talimatı altında girmeyecek şekilde düzenlenmiştir. AB kriterlerinin temel normlarının çerçevesi budur. Ne yazık ki şu andaki HSYK, AB normlarına, AP normlarına, Venedik Komisyonu’nun ve vesaire bütün demokratik ve hukuki kriterlere aykırıdır.”

“YENİDEN YARGILAMA HUKUKU TEMELİNDEN YARALAR”

Son günlerde gündeme gelen yeniden yargılama iddialarına da değinen İlhan açıklamalarını şöyle tamamladı: “Ergenekon ve Balyoz gibi davaların yeniden yargılamalarının yapılması için eğer ortada hukuki deliler varsa, yeniden yargılama şartları oluşmuşsa, yeni deliller ortaya çıkmışsa, ifadelerde değişiklikler ortaya çıkmışsa, gerçekten sunulan belgelerin sahte olduğu ortaya çıkmışsa elbette yeniden yargılama söz konusu olabilir. Yoksa kanunla, genel affa benzer, topyekûn bir yeniden yargılanma teşebbüs bu davaları toptan çürütür, hukuku temelinden yaralar.” CİHAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×