17 Aralık soruşturmasının takipsizliğine itiraz etti

Ankara Barosu avukatlarından Sedat Vural, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin verilen "Kovuşturmaya Yer Olmadığına" dair verilen karara itiraz etti. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulmak ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na...

17 Aralık soruşturmasının takipsizliğine itiraz etti

Ankara Barosu avukatlarından Sedat Vural, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin verilen "Kovuşturmaya Yer Olmadığına" dair verilen karara itiraz etti. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulmak ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe veren Vural, hukuksal ve kanıtsal gerçekler karşısında sanıklar hakkında kamu davası açılmasını istedi.

İtirazın konusuyla ilgili ise "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu) 30.04.2014 tarih, Soruşturma No: 2013/125043, Karar No: 2014/31821 sayılı 'Kovuşturmaya Yer Olmadığına' ilişkin Kararına İtirazımın kabulüne karar verilmesi talebidir." ifadeleri kullanıldı.

Dilekçesinde Savcılık kararının yargısal denetime tabii olmasının Anayasal ve yasal zorunluluk olduğunu vurgulayan Vural, delillerin kamu davası açılmasında yeterli şüphe oluşturup, oluşturmadıkları ve bu denetimin gereğinin mahkeme kararıyla ortaya çıkacağını vurguladı.

"TOPLUMSAL VİCDANDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞI CİDDİ YARA ALACAKTIR"

İtirazına konu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (kamuoyunda 'Toki Dosyası' olarak bilinen) kararı olduğunu dile getiren Vural, "Başta yürütmeyi temsilen 'Kamu Görevlileri' kamu ile iş bağlantısı bulunan ve kamuoyunun yakından tanıdığı 'İşadamlarından oluşan 60 sanığın yukarıda belirttiğim hukuksal ve kanıtsal gerçekler karşısında, topluma mal olmuş bu davayı usul hükümlerinin dar yorumuna dayanarak, işin esasının görüşülmesini yargıdan kaçırmak; hak, adalet ve devlete güven ilkelerine aykırılık yanında, toplumsal vicdanda da yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi yara alacaktır. Kamu aleyh ve zararına neden olan şüphelilerin isnat edilen suçları nedeniyle vergi veren bu bağlamda kamu kaynağı olan vatandaş olarak mağdur ve zarar gören; avukat olarak hukuku ve kamu yararını savunmanın yasal sorumluluğu içerisinde bulunmam nedeniyle hukuksal; itiraza konu 32.sayfalık savcılık kararındaki tespit, olgu ve deliller ise kanıtsal gerçektir." dedi.

İtiraz talebinin kabulünün evrensel ve anayasal demokratik hukuk devleti olmanın gereği olduğunun vurgulayan Vural, bu gereklilik sebebiyle 35 yıllık bir hukukçu ve hukukun üstünlüğü mücadele ve inancıyla itirazını yaparak mesleki ve yurttaşlık görevimi yerine getirdiğini söyledi,

Şimdi sorumluluğun Yargıçlarda olduğunu dile getiren Vural, AİHM ve Anayasa Mahkemesine göre savcılık soruşturmasının etkin ve yeterliliği ile soruşturmaya bağlı verilen savcılık kararının hukuksal geçerliliğinin; kamusal denetime tabii olmasıyla mümkün olduğunu belirtti.

YARGITAYA GÖRE CUMHURİYET SAVCISININ DELİL DEĞERLENDİRME YETKİSİNİN DENETİMİ HUKUKSAL ZORUNLULUKTUR

"Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkan verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır." diyen Vural, şunları söyledi: "Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için, soruşturma makamlarının olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayacak tüm delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada olayın nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma kuralıyla çelişir. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de, teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için, soruşturmanın ve sonuçlarının Kamu Denetimine açık olmasıdır. Yargıtaya göre Cumhuriyet savcısının delil değerlendirme yetkisinin denetimi hukuksal zorunluluktur. 5271 sayılı CYY.170 madde hükmüne göre, suçun işlendiği hususunda 'yeterli delil' değil, daha geniş anlamlı bir kavram olan 'yeterli şüphe' bulunmasının, savcının dava açan iddianameyi düzenlemesi için gerekli bir neden ve zorunlu koşul olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda şüpheli hakkında dava açılması kararı verilerek, yapılacak yargılama sırasında şüphelinin lehine ve aleyhine tüm delillerin, görevli mahkemesice tartışılması hukuken isabetli olacaktır."

TEKNİK TAKİP MAHKEME KARARININ VE BU KARARA DAYALI OLARAK TOPLANAN HER TÜRLÜ VEYA TEDADÜFİ DELİLLERİN HUKUKA AYKIRILIĞINA ANCAK MAHKEME KARAR VEREBİLİR

Teknik takip mahkeme kararının ve bu karara dayalı olarak toplanan her türlü veya tesadüfi delillerin hukuka aykırılığına ancak mahkemenin karar verebileceğine dikkat çeken Vural, varsa hukuka aykırı deliller, yine ancak mahkeme hükmünde esas alınmayacağının altını çizdi.

Vural, "İtirazıma konu kararda Savcı, delillerin ve mahkeme kararlarının hukuka uygun olmadığını savundu. Ali Ağaoğlu ile ilgili iki mahkemenin teknik ve fiziki takip talebine ret kararı verdiğini belirten savcı, daha sonra başka bir mahkemenin üç ay süreyle teknik takip kararı verdiğine dikkat çekti. Savcı, diğer şüphelilerin teknik takip kararlarının da bu karar üzerine yapılan teknik takipte elde edilen bilgilere dayanarak alınıldığını belirtti. Ceza yargılanmasında amacın keyfi kararların verilmesi olmadığını belirten savcı , 'Amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Yani ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla sınırsız, hukuk kurallarına aykırı ve sanık haklarını hiçe sayan yöntemler izlenemez. Ceza yargılamasına ters düşülerek elde edilen delillerin yargılama makamı tarafından değerlendirmeye alınmaması gerekir. Çünkü bunlar hukuka aykırı delil olarak nitelendirilir.' ifadelerini kullandı. Savcı, önleme dinlemesi ile elde edilen delillerin ceza soruşturmasında kullanılamayacağını ifade etti. Bunların delil olarak kullanılmasında sınırını çok genişletmemek gerektiğini söyleyen Savcı, 'Aksi halde dağdaki çobanın dahi telefonlarının dinlendiği paranoyası ile yaşadığı bir toplum yaratırız.' tespitinde bulundu. Emniyete ihbar olarak gelen ve 'Ali Ağaoğlu'nun adamlarına birini tartaklattığı ve adamlarının yere bir el ateş ettiği' yönündeki ifadelerin suç işlemek için örgüt kurmak suçunun unsurlarını oluşturmadığını belirten savcı , 'Somut bir delil içermeyen, yasal olarak işleme konma imkanı dahi bulunmayan isimsiz ihbar mektupları ile varsayımlara dayanarak, iletişimlerin tespiti ihlallerine yol açabilecek yollara başvurulması mümkün değildir.' dedi. Savcı takipsizlik kararında bazı değerlendirmelerde de bulundu. Savcı, 'Son yıllarda ne yazık ki bir suç soruşturmasının başlangıcında örgütün varlığını iddia ederek, soruşturmaya başlamak delil toplamanın bir yolu gibi kullanılmaktadır. Hemen her suç soruşturmasında, suçun işlenmesi için örgüt kurulduğu iddia edilip, mahkemelerden iletişimin tespiti ve dinlenilmesi kararları alınmaktadır. Ancak daha sonra örgütün varlığı kanıtlanamasa bile hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen ve bu nedenle tesadüfi delil gibi kabul edilmesi gereken deliller, cezaya gerekçe olarak kabul edilmektedir.” ifadelerini kullandı. Bu soruşturmada da örgütün varlığının peşinen kabul edildiği ve iletişimin tespiti kararı alındığını ileri süren Savcı; 'Soruşturmanın başlangıcında verilen iletişimin tespiti kararı hukuka uygun değildir. Bu kararın hakim tarafından verilmiş olması kanun koyucunun aradığı hukuki ve fiili şartların gerçekleştiğine dair kesin karine sayılamaz.' dedi. Suçlamaları tek tek sayan ve bunlara yeterli delil bulunmadığını iddia eden Savcı, şüpheli Abdullah Oğuz Bayraktar’ın Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın oğlu olmasına rağmen iş sahipleri ile yakın ilişkiler içinde olmasının eleştirilebileceğini belirtti. , 'Ancak bu durum başlı başına suç teşkil eden bir nitelik arz etmemektedir' ifadelerini kullandı." şeklinde konuştu.

MASLAK 1453, ZORLU CENTER, ACIBADEM HASTAHANESİ İMAR PLANLARINA AYKIRILIK VE TUZLA DOĞAL SİT DEĞİŞİKLİĞİ

"İmar planlarına aykırılık ve rüşvet proje ve plan bazında teknik bilirkişi incelemesi ile tesbiti mümkündür." diyen Vural, bakan oğlu ve bakanlık bürokratlarının kendi denetimleri altındaki işler nedeniyle bu işleri üstlenen işadamlarıyla senli ve benli konuşmalarının suç kanıtlılığı; savcılık makamının subjektif değerlendirmesi ile değil; teknik incelemeyi de kapsayan tüm kanıtların mahkeme incelemesi ile ortaya konulmasının anayasal ve yasal zorunluluk olduğunu vurguladı.

Özellikle çıkara dayalı yapılaşmaları sağlamada önemli bir yol olarak görülen 'doğal sit alanlarının' kaldırılması, son yapılan yasa değişiklikleri ile, bağımsız 'kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarının' kaldırılıp, bakanlık bürokratlarından oluşan komisyonlara dönüştürülmesi yasal gerçeği karşısında, iddiaların bu konuda uzman bilirkişi incelemesi de dahil tüm kanıtların bütünselliği içerisinde mahkeme inceleme ve kararıyla sonuca ulaşılmasının da Anayasal ve yasal zorunluluk olduğunu anlatan Vural, "Maslak 1453 projesinin imara aykırı olarak rüşvet karşılığında yapıldığı iddialarına da değinen savcı, 'Bu projede imar planlarına aykırı olarak yapılan işlemlerin nelerden ibaret olduğunun açıklanmadığı, kimin ne şekilde projenin imara aykırı yapılmasını sağladığının delilleri ile belirtilmediği;

Abdullah Oğuz Bayraktar’ın Ali Ağaoğlu ve bakanlık bürokratları olan şüpheliler ile senli-benli konuşmasını doğal olmadığından yola çıkılarak aralarında bir menfaat ilişkisinin olduğunu izaha çalışıldığı, telefon dinlemelerinde de yasa dışı işlem yapıldığı ve göz yumulduğu sonucunu çıkaracak konuşmalara rastlanmadığı tespit edildi.' değerlendirmesi yaptı. Zorlu Center’in yapımında da imar usulsüzlüğü ile ilgili iddiaların somut bir delile dayanmadığını ifade eden Savcı, Gezi eylemleri nedeniyle bazı imar planı değişikliği girişiminin de iptal edildiğini belirtti. Bahçeşehir’de bir plan değişikliğine yönelik çalışma üzerine çevre halkının tepki eylemlerinin, Gezi Parkı eylemleri dönemine denk gelmesi üzerine plan değişikliği yapmak isteyenlerin endişelendiği ve Bakanlık makamı tarafından bunun iptal edildiği anlatıldı. Şüpheli Mehmet Ali Aydınlar’ın Acıbadem Sağlık Grubu'nun bulunduğu binaya ek yapmak istediği ve inşaat izni alamaması üzerine şüpheli Hüseyin Avni Sipahi ile irtibata geçerek rüşvet ile izin aldığı iddiasının da yeterli olmadığı kaydedildi. Savcı Aydıner, bu iddianın da somut delillere dayanmadığını belirterek, inşaat izninin de alınmadığını kaydetti. TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı Ali Seydi Karaoğlu’nun Tuzla’da doğal sit alanı olan bir araziyi sit alanından çıkarmak için rüşvet aldığı yönündeki iddialara da değinen savcı Savcı, 'Yapılan iş ve işlemlerde imar ve şehircilik açısından eleştirilebilecek yanlar bulunsa bile suç teşkil edecek herhangi bir eylemin bulunmadığı tespit edilmiştir.' dedi. Şüphelilerin suç işlemek amacıyla örgüt kurduklarına, örgüte üye olduklarına dair delil bulunmadığını belirten Savcı, Çerve ve Şehircilik Bakanlığı'nda görevli Osman İyimaya hakkında ise bakanlığın soruşturmaya izin vermediğini de açıkladı. Savcı, şüphelilerde elde edilen bazı delillerin ise saklanmasına, bazılarının ise şüphelilere iadesine karar verdi." ifadelerini kullandı.

Sonuç ve istem bölümünde ise Avukat Vural, "Yukarıda belirttiğim hukuksak ve kanıtsal gerçekler karşısında sanıklar hakkında kamu davası açılması babında; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 30.04.2014 tarih, Soruşturma No:2013/129043, Karar No:2014/31821 sayılı 'Kovuşturmaya Yer Olmadığına' ilişkin kararına karşı yaptığım itirazın kabulüne karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim." dedi. CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×