Yargıtay, 12 Eylül davasında kararını açıkladı (2)

- Karardan: - "Darbe öncesi yaşanan ağır ve muhakkak olduğu savunulan tehlikelerin anayasal düzenin değiştirilmesini hangi suretle zorunlu kıldığı açıklanamamıştır. Sıkı yönetim uygulanan ülkede sanıkların tehlikeye karşı koyma yükümlülükleri bulunmaktadır" - "Bu itibarla tehlikenin vukuuna bilerek sebebiyet veren, tehlikeye karşı koyma yükümlülükleri bulunan, anayasal düzeni değiştirmeden de tehlikeyi bertaraf etme imkanına sahip olduğu anlaşılan, eylemlerinde tehlike ile mukayese edildiğinde açık orantısızlık bulunan sanıkların müsnet suçları zorunluluk halinde işlediklerinin kabulü hukuken mümkün görülmemiştir" -"Bir iç hizmet kanununun, üst norm olan anayasayı değiştirme yetkisi veremeyeceği de açıktır. Anayasal düzeni cebren değiştirmeyi suç olarak düzenleyen 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olduğu gözetildiğinde anılan kanunun, sanıklara suç olarak tanımlanan 'anayasal düzeni cebren değiştirme' hakkı vermeyeceğinde de kuşku yoktur. Hukuk devletinde hiçbir görev kişilere suç işleme hakkı veremez"

Yargıtay, 12 Eylül davasında kararını açıkladı (2)

ANKARA (AA) - Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı 12 Eylül davasının temyiz incelemesini tamamladı.

Gerekçeli kararda, darbeye dayanak gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi tartışıldı.

Kararda, "ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığının, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesindeki 'Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi, Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak' şeklindeki düzenlemenin, Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiğinin savunulduğu" anımsatıldı.

"Darbe sonucu yürürlükten kaldırılan" 1961 Anayasası'ndaki, "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Millet, egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz", "Yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" ve "Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir" maddeleri aktarılan kararda, bu maddelerle, millete ait egemenlik yetkisinin, anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar olan TBMM, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca kullanılacağının açıkça düzenlendiği ifade edildi.

- "Hiçbir görev kişilere suç işleme hakkı veremez"

Gerekçeli kararda, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin anlamı ve normlar hiyerarşisindeki konumu incelendiğinde, yasa hükmüyle, silahlı kuvvetlere, anayasal düzene yönelen iç ve dış tehditleri ortadan kaldırma görevi verildiği bildirilerek, "Aksine kabul ile anayasal düzeni zorla değiştirme hakkını verdiği şeklindeki yorum, demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olacaktır. Kaldı ki normlar hiyerarşisine göre yasaların anayasa hükümlerine aykırı olamayacağı gibi, bir iç hizmet kanununun, üst norm olan anayasayı değiştirme yetkisi veremeyeceği de açıktır. Anayasal düzeni cebren değiştirmeyi suç olarak düzenleyen 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olduğu gözetildiğinde anılan kanunun, sanıklara suç olarak tanımlanan 'anayasal düzeni cebren değiştirme' hakkı vermeyeceğinde de kuşku yoktur. Hukuk devletinde hiçbir görev kişilere suç işleme hakkı veremez."

Kararda, 1961 ve 1982 anayasalarında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, anayasal görevinin prensip olarak harici tehditlere karşı "yurt savunmasına hazırlanmak" olduğunun vurgulandığına dikkat çekilerek, İç Hizmet Kanunu'nun 36. maddesinde ise bu görevin "harp sanatını öğrenmek ve öğretmek" olarak şerh edildiği bildirildi.

Aynı anayasalara göre, milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, TBMM'ye karşı Bakanlar Kurulunun sorumlu olduğuna işaret edilen kararda, "Yurt savunması ya da cumhuriyetin korunup kollanması bakımından silahlı kuvvetlerin harekete geçirilmesinde inisiyatifin tamamen siyasi iktidarda olduğu anayasa gereğidir. Zira hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli, devleti yönetenlerin elindedir. Modern devletin özünü, cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır" ifadeleri kullanıldı.

TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin müsnet suç yönünden hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceği belirtilen kararda, "zorunluluk hali"nin ise Türk Ceza Kanunu'nda "cezasızlık" nedeni olarak düzenlendiği hatırlatıldı.

Zorunluluk halinin uygulanma şartlarının sıralandığı kararda, şunlar kaydedildi:

"Somut olay belirlenen şartlar bakımından değerlendirildiğinde yerel mahkemenin, 12 Eylül 1980 öncesi meydana gelen birçok terör olayının sıkı yönetim ilan edilmesine rağmen kasten veya ihmali davranış sonucu önlenmediği yönündeki kabulünde maddi olaylar ve dosya kapsamına göre hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Darbe gününden itibaren tüm olaylar sona ermiştir. Darbe öncesi yaşanan ağır ve muhakkak olduğu savunulan tehlikelerin anayasal düzenin değiştirilmesini hangi suretle zorunlu kıldığı açıklanamamıştır. Sıkı yönetim uygulanan ülkede sanıkların tehlikeye karşı koyma yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu itibarla tehlikenin vukuuna bilerek sebebiyet veren, tehlikeye karşı koyma yükümlülükleri bulunan, anayasal düzeni değiştirmeden de tehlikeyi bertaraf etme imkanına sahip olduğu anlaşılan, eylemlerinde tehlike ile mukayese edildiğinde açık orantısızlık bulunan sanıkların müsnet suçları zorunluluk halinde işlediklerinin kabulü hukuken mümkün görülmemiştir."

(Sürecek)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×