UNESCO Dünya Miras Komitesi 40. Toplantısı Açılış Töreni

- Kültür ve Turizm Bakanı Avcı: - "Dünyanın en yoksul bölgelerinden en müreffeh başkentlerine kadar şiddet, ölüm, yağma ve yıkım fırtınaları estiren DAEŞ, PKK ve sair bütün terör örgütlerini ve onları himaye edenleri lanetliyorum. Terörle mücadelemizi sadece güvenlik kuvvetleriyle başarıya ulaştıramayacağımızı biliyoruz. Bulunduğumuz aşamada güç ve enerjimizi eğitim ve kültüre odaklamalıyız" - "Terör tacirlerinin yaymak istedikleri korku, yılgınlık ve ümitsizlik havasını, hep birlikte, sevgi, hoşgörü, diyalog ve barışma kültürünü güçlendirerek dağıtabiliriz. UNESCO bu hedefe ulaşmamızı sağlayacak en etkili vasıtadır" -"UNESCO'nun hızla derinleşmekte olan mali krizine belki tek başımıza çözüm üretemeyebiliriz. Ancak el ele verdiğimizde yaratacağımız sinerji ve artı değerin küresel planda dikkatleri celbedeceğinden eminim. Bu alanda geliştireceğimiz işbirliği ve dayanışma hem UNESCO'yu hem de Miras Sözleşmesini bulundukları noktadan ileriye taşıyacaktır"

UNESCO Dünya Miras Komitesi 40. Toplantısı Açılış Töreni

İSTANBUL (AA) - Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, dünyanın en yoksul bölgelerinden en müreffeh başkentlerine kadar şiddet, ölüm, yağma ve yıkım fırtınaları estiren DAEŞ, PKK ve sair bütün terör örgütlerini ve onları himaye edenleri lanetlediğini belirterek, "Terörle mücadelemizi sadece güvenlik kuvvetleriyle başarıya ulaştıramayacağımızı biliyoruz. Bulunduğumuz aşamada güç ve enerjimizi eğitim ve kültüre odaklamalıyız. Terör tacirlerinin yaymak istedikleri korku, yılgınlık ve ümitsizlik havasını, hep birlikte, sevgi, hoşgörü, diyalog ve barışma kültürünü güçlendirerek dağıtabiliriz. UNESCO bu hedefe ulaşmamızı sağlayacak en etkili vasıtadır." dedi.

Avcı, İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Miras Komitesi 40. Toplantısı'nın resmi açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti'nin 16 Kasım 1945 tarihinde kurulan ve günümüzde üye sayısı 195'e ulaşan UNESCO'nun ilk 20 üyesi arasında yer aldığını söyledi.

UNESCO'nun doğuşundan bu yana insanların zihinlerine barış tohumları ekmeyi amaçlayan bir organizasyon olduğunu anlatan Avcı, Türkiye olarak UNESCO'nun bütün önemli toplantı, proje ve faaliyetlerine katılmaya ve katkıda bulunmaya daima özen gösterdiklerini, bilhassa kültür sektöründe evrensel mirasın ve medeniyet değerlerinin keşfedilmesine, koruma altına alınmasına ve bozulmadan aslına uygun olarak gelecek kuşaklara iletilmesine büyük önem atfettiklerini dile getirdi.

Bakan Avcı, geçen 70 yılda UNESCO'nun görev alanlarında standart koyabilen, model oluşturan, hedef ve ilkeler çizen ve yapı kurmaya özen gösterdiğini, bir yandan da bunlara erişmek için izlenecek yol haritaları çizebilen öncü bir kuruluş olduğunu anlattı.

- "UNESCO paylaşım ve işbirliğini güçlendirme yönünde daha çok çaba göstermek zorunda"

UNESCO'nun muhtaç durumdaki ülkelere yardım elini de uzattığını aktaran Avcı, konuşmasına şöyle devam etti:

"Ama kanımca UNESCO bundan böyle uluslararası toplum için de paylaşım ve iş birliğini güçlendirme yönünde daha çok çaba göstermek zorunda. 2. Dünya Savaşı'nın ardından tesis edilen ve Soğuk Savaş ile evrilen uluslararası düzen bugün çok köklü bir değişim ve dönüşüm zaruretiyle karşı karşıyadır. Bu düzen ve aktörleri artık köhnemiş, artık sürdürülebilirliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu bağlamda UNESCO dinamik bir gelecek vizyonuyla, yeniden hayatiyet kazanma şansı en yüksek küresel kurumların başında gelmektedir. UNESCO'nun kültürler arası yakınlaşma, kültürün yumuşak gücünü uluslararası ilişkilerde ön plana çıkarma, kültürel mirası gözetip, kültürel değerleri yükselterek, barışın temellerini tahkim etme yönündeki hedef ve tasavvurlarını çok önemsiyoruz.

İnsanlığın ortak kültürel mirasını koruyup, geliştirme taahhüdünü, milletler camiasının ortak paydalarından biri haline getiren 1972 Dünya Miras Sözleşmesi çok muhtemelen UNESCO'nun sözleşmeleri arasında, en fazla ilgi ve itibar görendir. Bununla birlikte bu sözleşme, imzalandığı dönemdeki hedeflerin çok ilerisine geçtiği halde, yeterli maddi imkanlarla mücehhez değildir. Bu önemli sözleşmenin akıbetiyle ilgili olarak, önümüzdeki bir kaç yıl içinde çok ciddi kararlar almak mecburiyetinde kalacağız. Dünya Miras Sözleşmesi'nin sürdürülebilirliği, süratle ve somut önlemlerle yükseltilmelidir. UNESCO'nun her üç kültür sözleşmesi arasında etkileşim ve sinerji arttırılmalıdır."

Sekreterya ve Dünya Miras Merkezi'nin, taze ve yeterli imkanlarla takviye edilmesi gerektiğini belirten Avcı, "İstişari organlar, sırada bekleyen alanların bölgeler arası denge hakkaniyeti gözeterek, dünya mirasına kazandırılmasını sağlayacak mekanizma ve imkanlarla donatılmalıdır." dedi.

-Tarihi yarımada da 40 binden fazla mimari eser, anıt veya kültür varlığı bulunuyor"

İki dönem Unesco Milli Komisyonu Başkanlığı da yapmış, UNESCO'nun çalışmalarına hem eğitim hem de kültür sektörlerinde siyasa yapıcı ve icra makamı olarak nezaret etmiş biri olarak, artık söz ve deklerasyonlarla yetinilemeyeceğini, mutlaka somut, gerçekçi çözümler geliştirmek mecburiyetinde olunduğunun kabullenilerek, harekete geçmenin zamanının geldiğini dile getiren Avcı, "Dünya Miras Komitesi'nin bu toplantısında bu yönde güçlü bir irade beyanına imza atabiliriz. Sen Petersburg'da, Doha'da ve Bonn'da söylenen sözlerin, alınan kararların ve oluşan sinerjilerin hayata geçirilmesi için artık edebi söylemlerin ve kısır bürokratik süreçlerin ilerisine geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun mümkün olduğuna da samimiyetle inanıyorum. Anadolu, yani bugünkü Türkiye tarih boyunca en zengin medeniyetlerin, en bereketli kültürlerin kesişme noktasında yer almıştır. Anadolu üzerinde yaşamış kültürlerin dimdik ayakta duran mirası, diğer benzerleri gibi bütün insanlığın ortak zenginliğidir. Bu değerli miras aynı zamanda bütün insanlık olarak geleceğimizin de güvencesi ve simgesidir. Ülkemizdeki bu eşsiz ve paha biçilmez değerler asırlardır dünyanın farklı merkezlerinde yetişmiş uzmanları hayran bırakan bolluk ve çeşitliliktedir." ifadelerini kullandı.

-"Tarihi yarımada da büyüklü küçüklü 40 binden fazla mimari eser, anıt veya kültür varlığı bulunuyor"

İstanbul'un tarihi yarımadasında büyüklü küçüklü 40 binden fazla mimari eser, anıt veya kültür varlığı bulunduğuna dikkati çeken Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İşte bu zengin mirasın korunması ve gelecek kuşaklara iyi bir durumda aktarılması sadece kültür politikalarıyla mümkün değildir. Yerel yönetimlerden üniversitelere, araştırma laboratuvarlarından restorasyon atölyelerine kadar seferber olmak zorundayız. Toplumun bütün kurum ve bireylerinin idrak etmesi ve paylaşması gereken ortak bir sorumluluk ve görevler manzumesiyle karşı karşıyayız. Bu da çok katmanlı, çok yönlü kültürel politikalar ve ona uygun stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Biz haklı bir tanımlamayla kültür varlıklarımız için 'miras' tabirini kullanıyoruz. Ama yine de 1972 Sözleşmesi'nin özüne uygun olarak bu değerlerimizin esasen miras kavramından öte, gelecek kuşaklara aktarılması gereken birer emanet olarak algılanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 'miras' kavramıyla yerine göre hem bireylerin, hem de toplumların sahipliğinden söz ediyoruz. Oysa 'emanet' kavramında bir varlığın korunup gözetilip nihayetinde gelecek nesillere devir ve teslim edilmesi söz konusudur. Eğer bu düşünceyi içselleştirip eğitim yoluyla yeni nesillere benimsetebilirsek, korumacılık bağlamında, gelecekte çok daha başarılı sonuçlar alacağımıza inanıyorum."

Avcı, medeniyet değerlerine, hayat tarzına, insanlık onuruna ve çok kültürlülüğe hayasızca saldıran güç ve terör mihraklarının hızla artan yıkıcı faaliyetlerine, din kisvesi altında işlenen cinayetlere, katliam ve tahribata değinmek istediğini belirterek, "Dünyanın en yoksul bölgelerinden en müreffeh başkentlerine kadar şiddet, ölüm, yağma ve yıkım fırtınaları estiren DAEŞ, PKK ve sair bütün terör örgütlerini ve onları himaye edenleri lanetliyorum. Terörle mücadelemizi sadece güvenlik kuvvetleriyle başarıya ulaştıramayacağımızı biliyoruz. Bulunduğumuz aşamada güç ve enerjimizi eğitim ve kültüre odaklamalıyız. Terör tacirlerinin yaymak istedikleri korku, yılgınlık ve ümitsizlik havasını, hep birlikte, sevgi, hoşgörü, diyalog ve barışma kültürünü güçlendirerek dağıtabiliriz. UNESCO bu hedefe ulaşmamızı sağlayacak en etkili vasıtadır. Sayın Genel Direktör, 'Miras İçin Birleş Kampanyanızı' destekliyoruz. Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi, UNESCO ve bütün ilgili platformlarda, kültürel miras ve değerlerimizin korunması, gerekirse kurtarılması, güvenli şekilde muhafaza edilmesi yönünde kabul edilen bütün karar ve bildirgelerin altına imza atmış, ortak sunucu olmuştur." ifadelerini kullandı.

-"Türkiye fona yaptığı yıllık katkı payını önümüzdeki dönemde yüzde 1'den yüzde 2'ye çıkaracaktır"

Terör ve şiddetle mücadele azminin yanında, son yıllarda küresel planda kültürel değerlere yönelik toplumsal ilgi ve farkındalığın hızla arttığının gözlemlendiğini ifade eden Avcı, kamuoyunun artan ilgisinin, yerel yönetimleri ve merkezi devlet kurumlarını seferber ettiğine ve korumacılık zemininde yapılan çalışmalara daha fazla kaynak ayrıldığına tanık olunduğunu söyledi.

Avcı, bunda elbette UNESCO'nun vizyon koyucu, bilinçlendirici ve farkındalığı artırıcı söylem, müktesebat ve faaliyetlerinin katkısının büyük olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Sözlerime son vermeden önce eklemek istediğim birkaç husus daha var. Bonn’da yapılan 39. Dünya Miras Komitesi toplantısında, Dünya Miras Fonu'nun sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla görev süresi uzatılan Geçici Çalışma Grubu'na başkanlık ederek, bir dizi yeni öneri geliştirilmesine öncülük yapmıştık. Bazı ülkeler fona yapmakta oldukları katkıları gönüllü olarak artırma kararı almış bulunmaktadır. Türkiye de bu bağlamda, fona yaptığı yıllık katkı payını önümüzdeki dönemde yüzde 1'den yüzde 2'ye çıkaracaktır. Ayrıca istişari organların koruma, muhafaza ve 'upstream dialogue' çalışmalarına katkıda bulunmak için özel gayret sarf edeceğiz. Turizm potansiyeli yüksek olan miras alanlarımızın yerel yönetimlerini de fona bağış yapmaya teşvik edeceğiz. Diyalog kanallarımızı ve kapılarımızı özel sektör, sivil toplum ve vakıfların şarta bağlı olmayan yatırım ve katkılarına açık tutacağız. UNESCO'nun hızla derinleşmekte olan mali krizine belki tek başımıza çözüm üretemeyebiliriz. Ancak el ele verdiğimizde yaratacağımız sinerji ve artı değerin küresel planda dikkatleri celbedeceğinden eminim. Bu alanda geliştireceğimiz iş birliği ve dayanışma hem UNESCO'yu hem de Miras Sözleşmesi'ni bulundukları noktadan ileriye taşıyacaktır. Son olarak, taraf ülkelere, Sayın Genel Direktöre, sekretaryaya, danışma organlarına, uluslararası medyaya ve kendisini UNESCO ilke, değer ve hedeflerine bağlı hisseden herkese çağrıda bulunmak istiyorum. Gün geleceğe adım atmak, fark yaratmak ve somut sonuçlar elde etmek günüdür. Zaman, büyük küçük, zengin fakir ayrımı yapmadan, el ele verip birlik ve beraberlik içinde UNESCO ideallerini hayata geçirmek zamanıdır. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum."

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×