"Uluslararası Göç ve Çocuk Sempozyumu"

- Londra Regent's Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sirkeci: - "Türkiye'de göçmen uyumuna ilişkin acil eylem planına, acil eylemlere ihtiyaç var. Başka ülke deneyimlerinden gördüğümüz, tüm siyasi risklerine karşın göçmenlerin özellikle siyasi, iktisadi ve cemiyet hayatına girişlerinin önündeki engelleri kaldırdığınızda bu süreci hızlandırırsınız ve göçmenler sizin ana akım toplumunuzun parçası olabilirler, olma ihtimalleri artar" - "Her ne kadar Suriyeliler toplam Türkiye nüfusunun yüzde 3,5'ini oluşturuyorsa da bunu okul çağındaki çocuklarla kıyasladığımızda, okul çağındaki Suriyeliler, Türkiye'deki okul çağındaki çocukların yüzde 6-7'sine tekabül ediyor. Külfet de bu anlamda çok daha ağır. Ciddi bir kapasite arttırımıyla karşı karşıya Türkiye. Türkiye'de ortalama sınıf başına 30 öğrenci, öğretmen başına 16-20 öğrenci düşüyor. Suriyelilerin getirdiği külfet şöyle, 42 bin yeni derslik ve 80 bin dolayında yeni öğretmen. Bunun için kaynak ve imkan yaratmak gerekiyor"


İSTANBUL (AA) - Londra Regent's Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Sirkeci, Türkiye'de göçmen uyumuna ilişkin acil eylem planına, acil eylemlere ihtiyaç olduğunu belirterek, "Başka ülke deneyimlerinden gördüğümüz, tüm siyasi risklerine karşın göçmenlerin özellikle siyasi, iktisadi ve cemiyet hayatına girişlerinin önündeki engelleri kaldırdığınızda bu süreci hızlandırırsınız ve göçmenler sizin ana akım toplumunuzun parçası olabilirler, olma ihtimalleri artar." dedi.

Üsküdar Üniversitesi, Hacı Habibullah Geredevi Vakfı ve CEIPES'in ortaklığıyla yürütülen "Suriyeli Mülteci Çocuklarla El Ele" projesi kapsamında "Uluslararası Göç ve Çocuk Sempozyumu", Üsküdar Üniversitesi'nde düzenlendi.

Sempozyumun konuk konuşmacısı Pro. Dr. Sirkeci, "İnsani Güvenlik Ekseninde Çocuklar ve Göç" başlıklı sunumunda, pek çok konuda olduğu gibi göç açısından da dönüm noktasında olan Türkiye'nin, Suriye krizi, Ortadoğu'daki genel savaş hali ve başarısız darbe girişiminin sonuçları itibarıyla bir göç ülkesi olarak, dinamikleri değişen bir noktada bulunduğunu dile getirerek, yeni durumda göçmenleri ve göç etmeyenleri birlikte değerlendirmek gerektiğine işaret etti.

Prof. Dr. Sirkeci, Türkiye'nin her zaman bir göç ülkesi olduğunu belirterek, şunları anlattı:

"Kuruluşundan bugüne, hatta kuruluşunun öncesinde de bir göç ülkesiydi. Maalesef bu göç ülkesi olma ve onun gerekliliklerini yeni yeni kavrayan bir ülke. 2015 ve 2016'da göçmenleri ve mültecileri tartıştık ve sıkça 'En büyük kriz' sözlerini duyduk. Dünyanın ve Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın ağır bir krizden geçtiği ortada, ancak bunun en büyük göç krizi olduğunu söylemek için henüz erken. Yakın ve uzak geçmişte oransal olarak çok daha büyük nüfus hareketlerine şahit olduk. Ancak Türkiye için mülteci, sığınmacı, korunmaya muhtaç nüfuslar, vesaire başlıkları altında değerlendireceğimiz birçok örnek var. Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasında yaşanan zorunlu göçler, oransal olarak ülke nüfusunun neredeyse beşte birine tekabül ediyor. Bugünkü nüfusla karşılaştırarak düşünürsek, bu yaklaşık 16 milyon mülteci demek. Savaş yorgunu ve yoksul bir ülke için bu külfetin ne kadar ağır olduğunu da görebiliriz. 45 milyonluk Türkiye'nin 1980'lerin sonunda Bulgaristan ve Irak'tan gelen 1 milyona yakın mülteciye ev sahipliğini yaptığını da hatırlayalım. Aslında Türkiye bugünkü Suriyeli göçmen krizine epeydir hazırlanmaktaymış gibi görünüyor."

Suriyelilerin yanı sıra 300-350 bin dolayında başka sığınmacının da Türkiye'de olduğunu vurgulayan Sirkeci, "Türkiye'nin göçle sınavı bundan ibaret değil. Türkiye'de izinli ya da izinsiz yaşayan yabancı uyruklular, yurt dışı doğumlular, Almancılar, geri dönmüş Türk göçmenler, yurt dışı doğumlu Türk vatandaşları, güvenlik birimlerince yakalanan kayıt dışı, belgesiz göçmenleri unutmamak lazım. Sınır istatistiklerine bakarak, Türkiye'de milyonlarla ifade edebileceğimiz bir yabancı nüfus var. Bütün bu grupları bir araya koyduğumuzda nüfusun yüzde 5'i kadar, belki biraz daha fazla göçmen barındıran bir ülke. Hem ekonomik hem siyasi konumu itibarıyla zaten Türkiye gibi bir ülkeden de uluslararası deneyimler ışığında benzer bir göç profili oluşturması bekleniyor, " diye konuştu.

Sirkeci, Türkiye'ye gelen her 10 Suriyeliden sadece 1'inin kamplarda yaşadığını, gelenlerin önemli bir kısmının akraba gibi organik bağlar üzerinden dağıldığını ve yerleştiğini kaydederek, "Türkiye de bu nedenle daha az sıkıntı yaşayarak bu mültecilerle baş edebiliyor, yoksa 5 yıl gibi bir sürede gelen bu kadar büyük mülteci nüfusla baş etmek ülkeniz ne kadar büyük olursa olsun büyük dert olurdu. Bunu ABD, İngiltere ve benzeri ülkelerin 10 bini geçmeyen sayılarda kabul ettikleri mültecilerden de tahmin etmek mümkün." ifadelerini kullandı.

- "Siyaset, insanları en çabuk entegre eden alanlardan biri"

Toplamda Suriye'den Türkiye, Ürdün, Lübnan ve başka ülkelere giden nüfusun, Suriye'deki göçü tetikleyen temel, kökten nedenlerin üretebileceği göçten çok farklı olmadığına değinen Sirkeci, 2009-2011 döneminde Gallup'un yaptığı araştırmaya göre Suriye'de yüzde 27 oranında göç etme arzusu bulunduğunu aktarırken, "Bugün Suriye'yi terk eden toplam nüfus 4,8 milyon yani kabaca yüzde 25'e denk geliyor. Savaşın hızlandırıcı, tetikleyici etkisine rağmen Suriye'den göç etmiş olan nüfus, hala Suriye'den göç etmeyi arzulayan nüfusun altında." değerlendirmesinde bulundu.

Sirkeci, 3 Kasım itibarıyla Türkiye'deki 2 milyon 764 bin 500 Suriyelinin, 1 milyon 498 bin 360'ının 0-17 yaş arası çocuklardan oluştuğunu dile getirerek, şu bilgileri paylaştı:

"Reuters'ın AFAD verilerine dayanarak verdiği sayılara göre, Türkiye'de kamp dışında yaşayan Suriyeliler arasında 6-11 yaş grubu çocukların sadece yüzde 15'i okulda. Bakanlığa atfen verilen sayılarla da okul çağındaki çocukların en azından yüzde 65'inin okula gitmediği vurgulanıyor. Her ne kadar Suriyeliler toplam Türkiye nüfusunun yüzde 3,5'ini oluşturuyorsa da bunu okul çağındaki çocuklarla kıyasladığımızda, okul çağındaki Suriyeliler, Türkiye'deki okul çağındaki çocukların yüzde 6-7'sine tekabül ediyor. Külfet de bu anlamda çok daha ağır. Türkiye, ciddi bir kapasite arttırımıyla karşı karşıya. Türkiye'de ortalama sınıf başına 30 öğrenci, öğretmen başına 16-20 öğrenci düşüyor. Suriyelilerin getirdiği külfet şöyle, 42 bin yeni derslik ve 80 bin dolayında yeni öğretmen. Bunun için kaynak ve imkan yaratmak gerekiyor."

Prof. Dr. İbrahim Sirkeci, çocuk istismarının, "dünyanın karnesi en kötü olan başlıklardan birisi" olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"ABD'de, 2014 sayılarına göre 700 binden fazla çocuk istismara uğramış. Bunların yüzde 8,3'ü, yaklaşık 60 bini cinsel tacize uğramış. TÜİK'in 2014 istatistiklerine göre cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 11 binin üzerinde. Oran olarak kabaca ABD'ye yakın bir sayı. Güvenlik birimlerine getirilmiş mağdur çocuk sayısı 141 bin. Önemli olan bunun yakın ve uzak gelecekteki etkileri. ABD'de yapılan araştırmaya göre cezaevlerinde bulunan mahkumların yüzde 36'sı çocukken istismara uğramış. Bunun önüne geçmediğiniz sürece orta ve uzun vadeli olumsuz etkiler tetiklenmiş oluyor."

Yabancı düşmanlığı konusunda Avrupa ülkelerinin kötü bir sınav verdiğini belirten Sirkeci, şunları söyledi:

"Türkiye'de oran olarak daha az olabilir, daha az göze batabilir, yabancı düşmanlığının, özellikle Suriyelilere yönelik düşmanlığın çeşitli saldırılarla kendini gösterdiğini biliyoruz. Bu noktada yapılması gereken bir konu göçün nasıl olduğunu anlamak. Kalkınma, kitle ve katılım açıklarını gidermediğiniz, bunları gidermeye yönelik ciddi adımlar atmadığınız sürece Afrika'dan, Asya'dan, Ortadoğu'dan, Latin Amerika'dan göç baskısını önleyemezsiniz. 1 milyara yaklaşan Afrika nüfusu sürekli göçmen üretmeye devam edecek bu açıklardan dolayı.Türkiye'de göçmen uyumuna ilişkin acil eylem planına, acil eylemlere ihtiyaç var. Başka ülke deneyimlerinden gördüğümüz, tüm siyasi risklerine karşın göçmenlerin özellikle siyasi, iktisadi ve cemiyet hayatına girişlerinin önündeki engelleri kaldırdığınızda bu süreci hızlandırırsınız ve göçmenler sizin ana akım toplumunuzun parçası olabilirler, olma ihtimalleri artar."

Sirkeci, Suriyelilere vatandaşlık verilmediğinde büyük bir nüfusun her şeyin dışında bırakıldığını ifade ederek, siyasetin, insanları en çabuk entegre eden alanlardan birisi olduğunu söyledi.

- "Bu da bir insanlık sınavı"

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da afetin "doğal afet" ve " insan eliyle oluşturulan afet" şeklinde ikiye ayrıldığının altını çizerek, "Suriye, insan eliyle oluşturulan bir afet. Son sayılara göre 600 bin civarında insanın öldüğü söyleniyor, 3-4 milyon civarında mülteci oldu. Bu şekilde savrulmuş bir toplum, sosyal tsunamidir bu." dedi.

"Peki biz bu insanlarla ekmeğimizi niye paylaşalım?" şeklinde sorular sorulduğunu aktaran Tarhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İnsanlık zaman zaman sınavlardan geçer. Bu da bir insanlık sınavı. Bu insanlık sınavında insanlar dezavantajlılar, avantajlılar olarak ayrılır. Dezavantajlılar bu olayda, krizi fırsata dönüştürmeye çalışır ya tahammül eder, sabreder, krizden kazanımla çıkmaya çalışır. Avantajlılar da böyle durumlarda insanlık sınavını daha çok yaşıyor, yardım edip etmemekle sınanıyor. Bir toplumun yüzde 50'si dezavantajlıdır genelde, yüzde 50'si çalışır, yüzde 50'sinin bakımı vardır, hastalar, yaşlılar dezavantajlı insanlar. Dezavantajlı insanlar kendilerini güvende hissederse, avantajlı insanların geleceği güvenli olur. Bir hasta, bir mağdur 'Ben tedavi edilemeyeceğim, bana bakılmayacak' diye düşünüyorsa, o toplumda huzur olmaz. Bu nedenle dezavantajlı insanlara bakmak, her şeyi yolunda giden insanların görevidir, sosyal sorumluluğudur. Bu bir ülke için geçerli olduğu gibi, bütün dünya için de geçerlidir. Dünyada gelişmiş ülkelere bakıyoruz, Batı bu sınavı ciddi kaybetti."

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürü Ahmet Okur ise bakanlık olarak hizmetlerini verirken, "Bizim çocuklarımız", "Suriyeli, Somalili, Afgan çocuklar" şeklinde ayrım yapmadıklarını dile getirerek, ilgili tüm kamu kurumlarıyla işbirliği ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle çalışmalarını sürdürdüklerini anlattı.

Geçen hafta Suriyeli sığınmacıların kaldığı Gaziantep'teki bir kampta Çocuk Oyunları Federasyonu ile başlattıkları geleneksel çocuk oyunları programını yaygınlaştıracaklarını belirten Okur, bunun çocuklara hem içinde yaşadıkları toplumun kültürünü öğrenmeleri hem de iyi zaman geçirmeleri açısından fayda sağlayacağını düşündüklerini söyledi.


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×