"Tahşiyecilere kumpas" davası

- FETÖ/PDY'nin, "Tahşiyecilere kumpas kurduğu" iddiasıyla 33 sanığın yargılandığı davada Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, savunma yaptı - Karaca: - "İnce Memed'in yaptıklarından dolayı Yaşar Kemal'i tutuklamak ne kadar mantığa uygunsa, benim de tutuklanmam, yargılanmam o kadar mantığa uygundur" - "Mantık ve insaf dışı bir davanın sanığı olarak burada bulunuyorum. Bir televizyon dizisi aracılığıyla örgüt kurduğum, operasyon yönettiğim iddia ediliyor. Hukuk, bir sanat eseriyle insanları mağdur ettiğim iddiasını, böyle bir durumu izah edemez."


İSTANBUL (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) ''Tahşiyecilere kumpas kurduğu" iddiasıyla firari sanık Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 33 sanığın yargılandığı davada savunma yapan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, "İnce Memed'in yaptıklarından dolayı Yaşar Kemal'i tutuklamak ne kadar mantığa uygunsa, benim de tutuklanmam, yargılanmam o kadar mantığa uygundur." dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunma yapması istenen Hidayet Karaca'nın İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen avukatı, yeni atandığı ve dava dosyasına hakim olmadığını belirterek, dosyayı incelemesinden sonra Karaca'nın savunma yapmasına karar verilmesini talep etti.

Mahkeme heyetinin bu talebi reddetmesinin ardından Karaca'nın savunmasına geçildi.

"Öncelikle savunmadan ziyade, tarihe not düşüyorum. Çok zor şartlar altında savunma yapıyorum, avukatım bıraktı, açık görüş haklarımız kaldırıldı. Haftalık telefon görüşmelerimiz bile 15 günde bir yapılıyor." diyen Karaca, adalete inanan bir yapısının olduğunu ve bugüne kadar yaşadığı olayları Allah'ın bir hikmeti olarak görerek hapishanede günlerini geçirdiğini söyledi.


- "Mantık ve insaf dışı bir davanın sanığıyım"

Avukatı olmadan savunma yapacak olmasında bir hayır bulunduğunu ve mahkeme heyetinin adil bir karar vereceğine inanmaya devam ederek savunmasına başlayacağını aktaran Karaca, "Mantık ve insaf dışı bir davanın sanığı olarak burada bulunuyorum. Bir televizyon dizisi aracılığıyla örgüt kurduğum, operasyon yönettiğim iddia ediliyor. Hukuk, bir sanat eseriyle insanları mağdur ettiğim iddiasını, böyle bir durumu izah edemez. Akıl, mantık, vicdan ve sanat da izah edemez. Ancak başka hislerle hareket ediyorsanız, böylesine bir iddianameyle 21 ay bir televizyon yöneticisini, bir gazeteciyi mağdur edebilirsiniz." diye konuştu.

İddianameyi hazırlayan savcının dizi ve televizyon işlerini bilmiyor olabileceğini ancak evrensel hukuka göre hareket etmesi gerektiğini dile getiren Karaca, "İnce Memed'in yaptıklarından dolayı Yaşar Kemal'i tutuklamak ne kadar mantığa uygunsa, benim de tutuklanmam, yargılanmam o kadar mantığa uygundur." ifadesini kullandı.

Hidayet Karaca, tarih kitaplarının pek çok tarihi davaları yazdığını, Fransa'daki Dreyfus ve Türkiye'deki Yassıda mahkemelerinin herkese ders olması gerekirken, böyle bir davanın mağduru olmanın kendisini hukuk ve toplum adına düşünceye sevk ettiğini aktararak, "Bu iddianame bize, size, tarihe geçmiş ve geleceğe ne demek istiyor? Hukuk ve adalet mevhumunu tuz buz etmiştir. İddianamenin her satırında hukuka aykırılıkların çığlıkları duyuluyor. Okuyunca, olmayan bir suç ısrarla üretilmek istenmiş. Suç üretmek için hayalle gerçek karıştırılmış, niyet okumalar, çarpıtmalar üzerine kurulan suçlamalarla hukuka ait tüm perdeler yıkılmıştır." şeklinde savunma yaptı.


- "Mesaj verme normal yolla denenmez miydi?"

Geçmiş davalardan örnekler veren Karaca, "Tek Türkiye dizisinde geçen yasaklı kelimelerle, polislerin ne ilgisi var? Bu polisler çok özel tipler olmalı. Dumanla mesajlaşma çağında kalmışcasına dizi seyredip, operasyon kararı veriyorlar. Böyle bir zamanda dizi üzerinden almaktadırlar mesajı. Polislerin diziyi izleyip izlemediklerini nasıl ölçmüşler? Mesajı anlamasalardı dizide ne olacaktı? Mesaj verme yolu normal yollarla denenmez miydi? Basit telefonla mesaj vermek olmaz mıydı?" diye sordu.

Halkın tanımadığı bir gruba (Tahşiye) operasyon yapılması talimatının dizide verilmesinin o grubun reklamının yapılması anlamına geleceğini ve bunun mantıksız olduğunu savunan Karaca, "Bu dizi onlarca yabancı ülkeye satılmış, milyonlarca insanın izlediği bir dizi. Talimat nerede, hukuki delil var mı? Savcı, 'algı oluşturuldu' diyerek zihinleri yönlendiriyor. Türk halkı zaten dumanla anlaşıyor ve polisler de dizi izleyip operasyon yapmış. Herkesin gözü önünde, su tabancasıyla seri cinayetler işlendiğine inanmamız isteniyor. Bir filmdeki olay kurgusal hikayeye dayanır. Mecazi suçlar filmde hiçbir şekilde suç kabul edilemez, zira gerçek değil hayalidir. Eğer suç kabul edilecek olursa herhangi bir filmdeki cinayet sahnesi nedeniyle senarist, yönetmen ve oyuncuların da tutuklanması gerekir. Hatta izleyen seyircilere kadar uzanır." dedi.


- "Bugün bir dilekçe yazdıracak avukat bulamıyorum"

Karaca, "Zeka seviyesi en düşük televizyon seyircisine bile kanalı izlemeyi bıraktıracak iddia şu; 'polis izleyip operasyon yapıyor'. Arka Sokaklar dizisi ekibinin de tutuklaması talebine şaşırmayız belki bir gün. Buradaki emniyet mensupları çok özel seçilmiş, çok özel bir noktaya getirilmişler. Aynı zamanda bu kadar özel tipler dizi sahnesinden de operasyon beklemişler. Çelişki değil mi? Akıl ve bilimle izah edilemez, film senaryosunun operasyon talimatı olduğunu savunmak." ifadesini kullandı.

Bu bakışa göre "Zor Ölüm" filminin ana karakteri Bruce Willis'in de tutuklanması gerektiğini, çünkü gerçekleşen birçok soygunun bu filmle ilişkilendirilebileceğini öne süren Karaca, şöyle devam etti:

"Tek Türkiye adlı bu dizinin bir bölümünde 12 bin-15 bin kelime var. İki bölümünde 30 bin kelime var. Bu iddianamedeki kelime, iki buçuk kelime. İki buçuk kelimeden terör örgütü çıkarmak herhalde hiç de kolay olmamıştır. Bu Tek Türkiye dizisi bütün bölümlerinde yaklaşık 5 milyon kelime yayınlanmış. Bu iki buçuk kelimeyle örgüt yöneticisi iddiasıyla karşınızda bulunuyorum. Bugün bir dilekçe yazdıracak avukat bulamıyorum. Böyle bir atmosferde, iddianame diyemiyorlarsa, ben de iddianame diyemiyorum. Bu kadar kötü senaryo yazmayı zorlamak yerine, Anayasa'ya, kanunlara uygun standartlarda, gerçek bir iddianame yazılması uzmanlık alanına daha uygun olmaz mıydı? Algı üretilip örgütlü suç işlendiği iddiası, kitle iletişim kavramlarına uygun değil. Algı suç mu? Bugüne kadar medyadan film, dizi, haber izleyerek siz mesaj aldınız mı? Hayal ve gerçeği karıştırmak şizofrenidir. Adaletin şizofren olması ise telafi edilemeyecek kayıplara sebep oluyor. Bazı insanlar şizofreni olup hayalle gerçeği karıştırabilir, ama yüksek hukuk eğitimi almış bir kişinin böyle bir iş yapacağı hiç aklıma gelmezdi."


- Mahkemenin ara kararı

Karaca'nın savunmasına ara verdiren mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının taleplerini aldı.

Talepleri ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tahliye edilmesi talebini reddederek duruşmayı 3,4,6 ve 7 Ekim tarihlerine erteledi.


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×