"Prof. Dr. M. Hasan Boduroğlu Sempozyumu"

- İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökçe: - "Bilim ve bilgi insanlarının istenilen bir düzeyde bilimsel araştırmalar yapabilmeleri için güven ve dürüstlüğe dayalı değerleri korumaları da son derece önemli bir konudur." - İMO İstanbul Şube Başkanı Suna: - "Bilimde, bilimsel yöntemde inşaat mühendisliğinin evrensel kabullerinde insan ve toplum yararında ısrarımızın nedeni açıktır. Güvenli bir yaşam kurmak, gelecek kaygısını ortadan kaldırmak istiyor ve bunun için mücadele veriyoruz." - "Hep ifade edildiği üzere Türkiye'nin bir deprem senaryosuna ihtiyacı olabilir ancak ülkemizin asıl olarak bir yaşam senaryosuna ihtiyacı bulunduğu gerçeği sempozyumumuzun anahtarı olacaktır."

09 Mayıs 2016 Pazartesi 13:01

İSTANBUL (AA) - İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Gökçe, bilim ve bilgi insanlarının istenilen düzeyde bilimsel araştırmalar yapabilmesi için güven ve dürüstlüğe dayalı değerleri korumalarının son derece önemli bir konu olduğunu söyledi.

Gökçe, İMO'nun Türkiye Deprem Vakfı ile İTÜ Mimarlık Fakültesi Taşkışla binasında düzenlediği "Prof. Dr. M. Hasan Boduroğlu Sempozyumu"nda yaptığı konuşmada, meslek insanları ve odası yöneticileri olarak can ve mal güvenliğini sağlamak için hizmet üreten bir mesleğin temsilcileri olduklarını bildirdi.

Bu nedenle inşaat mühendislerini ve bu alanda hizmet üretenleri çok önemsediklerini ifade eden Gökçe, yapı üretim sürecinde hizmet üreten meslek insanlarının, eğitim ve öğretim sürecini tamamladıktan sonra aralarına katıldığını aktardı.

İnşaat mühendislerinin diploma almalarını ön koşul olarak gördüklerini, asıl koşul olarak da diploma ile yetinmeden mesleki etkinlik çerçevesinde gelişmiş olmalarını ve sertifikalandırılmaları gerektiğini düşündüklerini anlatan Gökçe, Boduroğlu'nun, yaşamı ve hizmet süreci içinde sadece akademik eğitimle yetinmediğini, odanın açtığı meslek içi eğitim seminer ve kurslarında yer alarak, mesleğe katkı sağladığını kaydetti.

İnşaat mühendislerinin kaliteli hizmet üretebilmeleri için Yetkin Mühendislik Yasası'nın gerekli olduğunu savunduğunu dile getiren Gökçe, Boduroğlu'nun, Türkiye'nin Deprem Vakfı gibi adında deprem olan bir örgütte sadece deprem odaklı çalışmalar yapmayıp, çevresel koşulların bozulmasına neden olan araçların yaratılmasına da karşı çıktığını belirtti.

Gökçe, "Plansız ve iyi planlanmamış kentleşme ve yapılaşma anlayışının yaşam alanlarımızı daha fazla daraltmaması için verdiğimiz mücadelede desteğini bizlerden hiçbir zaman esirgememiştir. İnsanların güvenli ve sağlıklı yapılarla sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının önemli savunucularından da birisi olmuştur." diye konuştu.

Bilimin, bilgi temeline bağlı olarak gündemlerine giren bir gerçekler topluluğu olduğunu anlatan Gökçe, şöyle konuştu:

"Bilim ve bilgi insanlarının istenilen bir düzeyde bilimsel araştırmalar yapabilmeleri için güven ve dürüstlüğe dayalı değerleri korumaları da son derece önemli bir konudur. Bilimsel araştırmalara katılanlar her zaman ayrıcalıksız olarak araştırmanın tasarımı ve yürütülmesinde en yüksek mesleki standartlara da sahip olmalıdırlar. Araştırmaların yapılışı ve bulguların analizi sırasında öz eleştiri, dürüstlük ve açıklıktan hiçbir zaman vazgeçmemelidirler. Aynı konu üzerinde araştırma yapmış veya yapmakta olan diğer araştırmalara karşı da onların katkılarını içtenlikli bir biçimde teslim edici bir tavır içinde olmaları da gerekir. Prof. Dr. Hasan Boduroğlu adına düzenlemiş olduğumuz bu sempozyum, bir yandan yeni çıkacak olan Deprem Yönetmeliği'nin tanımı ve tartışılmasına katkı sağlarken, diğer yandan da genç araştırmacıların hazırlamış oldukları bildirilerin tanıtım ve tartışılmasının bir aracı olarak da gündeme getirilmiş."

İMO İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, sempozyumda deprem yönetmeliğinden, geoteknik uygulamalara, betonarme ve çelik yapı tasarımından, Türkiye'nin yeni deprem haritasına kadar depremle ilgili pek çok konunun tartışılacağını söyledi.

Bilimin önemsizleştirildiği, mühendislik mesleğinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı, deprem tehlikesinin içselleştirilemediği, toplumsal hayatın deprem tehlikesine göre düzenlenmediği, merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmediği, yapı üretim sürecinin rant odaklı tanzim edildiği bir zaman diliminden geçtiklerini savunan Suna, kentsel değerlerle, kentlilerin ortak kullanım alanlarının sermaye gruplarına sunulduğunu iddia etti.

- "Ülkemizin asıl olarak bir yaşam senaryosuna ihtiyacı var"

Yeşili, doğayı, su ve orman havzalarını yok edecek projelerin peş peşe uygulamaya alındığını öne süren Suna, konuşmasına şöyle devam etti:

"İstanbul'a şöyle bir bakıldığında bu tespitin ne kadar gerçekçi olduğu görülebilir. Üçüncü Boğaz Köprüsü, Üçüncü Havaalanı projeleriyle gözden çıkarılan Kuzey Ormanları su havzaları, kıyıların yağmalanması, dere yataklarının imara açılması, güvenli olmaktan uzak yapılaşma, sağlıksız kentleşme, rant odaklı kentsel dönüşüm projeleri, alınmayan deprem önlemleri, güçlendirme çalışmalarının akıbeti noktasındaki bilinmezlik, deprem sonrası toplanılacak alanlarla, deprem sonrası kullanılacak güzergahların bile yapılaşmaya açılması nasıl bir anlayışla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir. Bilimde, bilimsel yöntemde inşaat mühendisliğinin evrensel kabullerinde insan ve toplum yararında ısrarımızın nedeni açıktır. Güvenli bir yaşam kurmak, gelecek kaygısını ortadan kaldırmak istiyor ve bunun için mücadele veriyoruz."

Nusret Suna, inşaat mühendisliğinin, her zemin ve şart altında güvenli yapı üretiminin mümkün olduğunu kanıtlayan bir bilim dalı olduğunu söyledi.

Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin 17 Ağustos Marmara depremiyle görünür haline geldiğini, bundan sonra Deprem Yönetmeliği de dahil olmak üzere mevzuatta pek çok değişikliğe gidildiğini belirten Suna, şöyle konuştu:

"Elbette 17 Ağustos depremindeki süreçle sonrası arasında fark bulunmaktadır. Şu nokta açıktır. Deprem Yönetmeliği sorunsuz bir çerçeveye oturmuş olsa bile bir yapının yönetmeliğe uygun olarak üretilip, üretilmediği yapı denetim sistemine ilişkin tartışmayı beraberinde getirecektir. Türkiye topraklarının yüzde 93'ünün aktif deprem kuşağı üzerinde bulunduğu, nüfusunun yüzde 70'inin deprem riski altında yaşadığı, son yüzyılda Anadolu coğrafyasında meydana gelen depremlerde yüz bini aşkın insanın hayatını kaybettiğini, toplumsal yaşamın deprem tehlikesi gözetilerek düzenlenmesi ve mevzuatta gerekli değişikliklerin yapılmasını hatırlatmak, kaçak ve sağlıksız yapıya dikkat çekmek, her zeminde güvenli yapı üretiminin mümkün olduğunu kanıtlayan mühendislik mesleğinin önemini azaltan yaklaşımlardan duyulan rahatsızlığı, bıkıp usanmadan dile getirmek gerekmektedir. Hep ifade edildiği üzere Türkiye'nin bir deprem senaryosuna ihtiyacı olabilir ancak ülkemizin asıl olarak bir yaşam senaryosuna ihtiyacı bulunduğu gerçeği sempozyumumuzun anahtarı olacaktır."

Türkiye Deprem Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik de Boduroğlu'nun yapı ve deprem mühendisliği konularına büyük katkılar sağlayan bilim adamı olduğunu söyledi.

Boduroğlu ile Türkiye Deprem Vakfı Yönetim Kurulunda, AFAD Deprem Danışma Kurulu, Türkiye Deprem Yönetmeliği Hazırlama Komisyonu gibi birçok projede beraber çalıştığını ifade eden Erdik, Boduroğlu'nun özellikle vakfın gelişmesi ve deprem zararlarının azaltılması hususunda önemli emek ve gayret gösterdiğini anlattı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×