İzmir'deki "askeri casusluk" davası

- Askeri gizli bilgi ve belge bulundurma davasında hakkında beraat kararı verilen emekli Albay Başbuğ: - "FETÖ/PDY'ye yönelik bu soruşturma, kumpas dediğimiz olayın çığlığıydı, sesi duyuldu. Bu iddianame bizim söylediklerimizin devlet tarafından onaylanmış mührü oldu" - "MİT mensuplarının dava sürecinde deşifre edilmesi ve olayın MİT'e sıçratılmak istenmesinde esas hedef, Hakan Fidan ve akabinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı" - "27 tutuklunun arkası gelecek. Bana göre bu iddianame genişleyecek ve herkes hak ettiği cezayı alacak"

İzmir'deki

İZMİR (AA) - EFSUN YILMAZ - İzmir'de "askeri gizli bilgi ve belge bulundurma" suçlamasıyla açılan davada iki numaralı sanık olarak yargılandıktan sonra beraat eden emekli Albay Coşkun Başbuğ, davayla ilgili "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY)" yönelik kumpas soruşturması sonucu hazırlanan iddianamenin kabulüyle yeni bir aşamaya geçildiğini söyledi.

Coşkun Başbuğ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan Sorumlu Başsavcı Vekili Okan Bato'nun hazırladığı ve 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kabul ettiği iddianamenin sağlam delillere dayandığını belirtti.

Askeri casusluk davasında tahliyelerden sonra kabul edilen bu iddianamede yer alan konulara ilişkin suç duyurusunda bulunduğunu kaydeden Başbuğ, "O gün savcımız Okan Bato bir soruşturma başlattı. Bu soruşturma, kumpas dediğimiz olayın çığlığıydı, sesi duyuldu, dün bu iddianame kabul edildi. Bu iddianame bizim söylediklerimizin devlet tarafından onaylanmış mührü oldu." dedi.

"Askeri gizli bilgi ve belge bulundurma" davası ile 17-25 Aralık sürecinin zincirleme olaylar olduğunu ifade eden Başbuğ, dava süresince en çok üzüldüğü konulardan birinin de ülkesi için canını hiçe sayan MİT elemanlarının deşifre edilmesi olduğunu vurguladı.

Yargılandıkları davanın diğer askeri davalara göre farklı bir özelliği bulunduğuna işaret eden Başbuğ, şöyle konuştu:

"Bize hazırlanan iddianamenin içi yalan, iftira ve ihanetle doluydu. Eğer plan tutsaydı yargılanan kişi sayısı 5 bini bulacaktı. İçlerinde bürokratlar, iş adamları, hakemler dahi vardı. Ben davanın iki numaralı sanığı olarak yargılandım, öyle itham edildik.

İstihbarat sınıfına mahsus bir albayım, emekli oldum. Dolayısıyla gerek emniyetten gerek MİT'ten birçok mesai arkadaşım oldu. Samimi görüştüğüm arkadaşlarım oldu. İddianamede bunların hepsi teker teker birleştirilip örgütsel bir havaya sokulmak istendi. En çok üzüldüğüm taraf şu oldu, MİT mensuplarının kimlikleri deşifre edildi, iddianameye taşındı. Bana göre Adana'daki MİT tırlarından daha büyük bir ihanet bu. Bu kişilerin deşifre edilmesi ve olayın MİT'e sıçratılmak istenmesinde temel faktör yani esas hedef Hakan Fidan ve akabinde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan idi. Oradan da hükümete yönelik operasyonla bürokratlar ve iş adamları dahil hepsini davaya dahil edip darbeyi gerçekleştirip hükümeti yıkmaktı."

MİT'e ait yardım tırların durdurulması ve olayın basına yansımasının da başlı başına bir vatan hainliği olduğunu ancak bu olayda MİT mensuplarının deşifre edilemediğini dile getiren Başbuğ, askeri casusluk davası kapsamında 50'ye yakın personelin deşifre olduğunu, bunun da "dış güçlerin" arayıp bulamadığı bir ortam yarattığını savundu.

Örgütün en büyük özelliğinin de "yılmamak" olduğuna dikkati çeken Başbuğ, "Bir yerde kaybedince teslim olma özelliği yok. Orada kaybedince 17-25 Aralık'ı denediler." değerlendirilmesinde bulundu.

- "Eksik unsurlar var"

Savcı Bato'nun iddianameyle ilgili çok önemli bir iş gerçekleştirdiğini belirten Başbuğ, yine de eksik unsurlar olduğunu, olayın adliye, silahlı kuvvetler ve medya ayağının eksik kaldığını öne sürdü.

Örgütün devlette daha önce her kuruma sızdığına işaret eden Başbuğ, şöyle devam etti:

"İddianamede gördüğüm kadarıyla burada sadece emniyet kanalıyla ilgili yapılanmadan bahsediliyor. Bana göre eksik kalmış, davanın buraya gelmesini sağlayan adliye personeli var, hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz savcı, hakimler var. Bunlar iddianamede yok. Silahlı kuvvetlerin içinden bu belgeleri bu kişilere servis eden bir yapı var. Medya ayağı yok, medya ile ilgili suç duyurusunda bulundum. O ayak da eksik. Bu iddianameyi yok saymak değildir, çok büyük başarı. Akabinde ek iddianamelerle ek suçlamalar gelecektir diye düşünüyorum."

Suçluların artık kaçacak delik bulamayacağına inandığını vurgulayan Başbuğ, "Bu kişiler, yani 27 tutuklunun arkası gelecek. Bana göre bu iddianame genişleyecek ve herkes hak ettiği cezayı alacak." şeklinde konuştu.

- İddianame kabul edilmişti

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan Sorumlu Başsavcı Vekili Okan Bato'nun hazırladığı ve Fetullah Gülen'in bir numaralı sanık olarak yer aldığı bin 13 sayfalık iddianame, 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

İddianamede 68 sanık hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamında, "Silahlı terör örgütü kuruculuğu, yöneticiliği, üyeliği, örgüt faaliyetleri kapsamında devlet ve ülkenin bütünlüğünü bozmak, hukuka aykırı kişisel verileri kaydetmek, iftira, kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciliği, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek ve yaymak, özel hayatın gizliliğini ihlal, suç delillerini yok etmek, gizlemek, değiştirmek ve suç uydurmak" gibi iddialara yer veriliyor.

Müştekiler arasında 357 kişi hakkında "askeri gizli bilgi ve belge bulundurma" suçlamasıyla açılan davada yargılanan sanıkların bir kısmı da yer alıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×