GÖRÜŞ - Darbe girişimi: Şer akim kaldı, iyilik kazandı

- Ne hazindir ki birkaç ülke haricinde dünyadaki demokrasiler, Türkiye'nin demokratik yollardan seçilmiş hükumetine anında destek açıklaması yapmadılar - Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, bir müddettir Batı basınında acımasızca iftiralara uğraması düşüncesizce yapılan peşin hükümlü bir iştir ve söylenenlerin, İslâm'a yönelik bir antipatiden teşvik bulduğu görüşünü güçlendirmektedir - Türkiye ve liderleri hakkında çokça dezenformasyon ve yanlış bilgi yayılıyor; fakat bizzat Türkiye'den baktığınızda her şey selamette, sakin ve ıslah edilmiş görünüyor

GÖRÜŞ - Darbe girişimi: Şer akim kaldı, iyilik kazandı

KALİFORNİYA (AA) - HAMZA YUSUF - Dünya bir distopyadır ve hep öyle olagelmiştir. “Mükemmel” ya da “kusursuz” hükumet diye bir şey yoktur. Dünyada cennet vaat ederek insanların aklını çelen herhangi bir doktrin ya da ideoloji kusurludur ve şeytanidir; Şeytan da “sonu asla gelmeyecek bir hükümranlık” vaadiyle Hz. Âdem'in kanına girmemiş miydi? Liberal yahut başka tür olsun, demokrasiler, son derece kusurlu sistemlerdir. Monarşiler de birçok yönden kusurlu olmakla birlikte, küçükburjuva sınıfından çıkarak yükselen ve yolsuzluğu davet eden sosyal statü mefhumuna ve sosyal basamakları hızla tırmanmaya tabii bir meyli olan seçilmiş liderlere kıyasla, krallar, zaten sahip olageldikleri büyük malvarlıklarından dolayı, yolsuzluk tehlikesine çok daha az açıktırlar. Buna rağmen tarihe, Avrupa'nın ve Doğu'nun can çekişen ve çökmekte olan imparatorluklarına baktığımızda, birçok monarşi karşıtı hareketi, halktan kopmuş oldukları halde hükmetmeye devam kralların tefessühünün teşvik ettiğini görürüz. Bu isyancıların çoğu iyi niyetli kişilerdi, fakat çok daha hain planlara sahip kişilerin elinde birer piyona dönüştüler. Osmanlılar da, genelde Batılı güçlerle temas halinde iş gören, kendi içindeki beşinci kollar tarafından çökertilmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yaşanan darbe girişimi, genelde bu tarz teorilere itibar etmeyen kişiler için dahi, bol miktarda komplo teorisi üretebilecek malzeme sundu. Hemen dolaşıma giren bu komplo teorilerinden bir tanesine göre darbe teşebbüsü, iktidarını perçinlemek için bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından planlanmıştı. Halihazırda öğrenebildiklerimizin ışığında dahi saçma kalan bir iddia bu. Bu iddianın “delili” olarak da hemen, teşebbüsün doğru-dürüst planlanmamış olması ve bir neticeye varamamış olması gösterildi. NATO üslerinden sevk edilen F16'lara, ele geçirilmiş televizyon kanallarına, kapatılmış köprülere ve hem Ankara hem de İstanbul'da sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş oluşuna baktığımızda, bu iddianın gerçekten bir anlamı kalıyor mu? Time ve Newsweek gibi önde gelen Batılı haber dergileri dahi, girişimin son derece iyi planlanmış olduğunu ve neticeye ulaşmasına ramak kaldığını teslim ettiler. Erdoğan'ın partisi olan AKP'nin, bu girişimi, gücünü pekiştirmek, ordudaki, yargıdaki ve eğitim sistemindeki bütün muhalefeti bertaraf etmek için kullanıyor olduğuna dair iddialar, görünen gerçeklere dayanmadan, alelacele konuşmak anlamına geliyor; daha önemlisi, bu tarz iddialar, hâlâ deşifre edilememiş sabotajcılardan kendilerine yönelebilecek bir tehdit altında bulunan iktidar erkinin, yüz yüze olduğu realiteyi tamamıyla göz ardı ediyor. Gerçeklerin bütünüyle ortaya çıkmış olamayacağı, çok erken bir evredeyiz henüz. Ülke hâlâ büyük bir şaşkınlık içinde ve demokratik hükumetin liderleri, halkın büyük çoğunluğunun kanıtlanmış desteği de arkalarında olduğu halde, düzeni sağlamaya ve Türkiye'nin demokratik düzeninin bir daha tehlikeye düşmeyeceğinden emin olmalarını sağlayacak adımlar atmaya çalışıyorlar.

Ne hazindir ki Sudan, Katar ve Fas'ın da içinde bulunduğu bir elin parmaklarını geçmeyecek ülke haricinde dünyadaki demokrasiler, Türkiye'nin demokratik yollardan seçilmiş hükumetine anında destek açıklaması yapmadılar. Amerikan yönetimi belli ki olayların nasıl gelişeceğini görmek için bekledi ki darbe girişiminden önceden haberdar olup olmadığı da yine bir komplo teorisi malzemesidir. İran, Arjantin ve Küba dahil, darbelere ve darbe girişimlerine karışmışlıklarımızın tarihine bakacak olursak, böyle bir teori saçma kaçmayabilir; fakat kesin bir delil olmaksızın da dostluk ve işbirliği temelindeki köklü ittifakları zedeleyebilecek bu tarz teorilerden uzak durmamız gerekir. En azından Başkan Obama, darbenin başarısız olduğu netleştikten sonra Türk hükumetine güçlü bir destek verdi; evet geç gelen bir açıklamaydı, fakat yine de iyiye işaret.

Diğer demokrasilerle mukayese edecek olursak, Türkiye son 10 senede, dünyanın birçok ulusunun gıpta ettiği bir ekonomik gelişme de sergileyerek, birçok demokrasiden daha az kusurlu bir performans göstermiştir. Gerçekleştirdiğim ziyaretlerde Türkiye'yi her zaman temiz, güzel, müreffeh ve güvenli bir ülke olarak bulmuşumdur. Londra'daki meslektaşı, bütün belirsizlikleriyle bir darbe girişiminin ortasındayken korkup korkmadığını kendisine sorduğunda, BBC muhabirinin verdiği cevap duyulmalıydı: Darbe karmaşasının içindeyken dahi Türkiye'de, kendisini Londra'da olduğundan daha güvende hissettiğini söyledi ve Türk insanının sıcaklığından söz etti. Bu söyledikleri, tarih boyunca kullanılmış en uzun ömürlü ve habis Batı klişesi olan “zalim Türk” ifadesinin de yalan olduğunu gösterdi. Osmanlı'nın son dönem kültürünün dahi ne kadar olağanüstü olduğunu anlayabilmek için, İngiltere'nin Osmanlı büyükelçisinin hanımı olan Lady Mary Wortley Montagu'nün 18. yüzyılda kaleme aldığı değerlendirmeleri okumak kafi gelir. Lady Montagu çiçek aşısını Türklerden öğrendikten sonra İngiltere'ye götürmüş olmasına rağmen, Edward Jenner çiçek aşısının öncüsü olarak hâlâ itibar görmektedir. Ayrıca Türk misafirperverliğini ve sıcaklığını tecrübe etmiş olan herkes, Türkler hakkındaki bu bağnaz inançların tam birer uydurma olduğunu bilir.

Yaşanmış olan darbe girişimine yönelik Batı gazeteciliğine dair şahsi değerlendirmemi paylaşacak olursam, onu kusurlu ve yanıltıcı buluyorum. Darbe girişiminden bir gece sonra Konya'da bir kalabalığa hitap etmem istendi: Ülkelerinin demokrasisini desteklemek için toplanmış 4-5 bin Türk'e, “Sivil toplum çok kıymetli ve korunması gereken bir lütuftur. Türkiye şimdiye kadar içinde yaşadığım en sivil toplumlardan birine sahip” dedim. Kanımca sivillik konusunda Türkiye'nin rakibi, ancak Japonya ve Umman olabilir. Konuşmama devam ederek demokrasinin çoğunluğun tiranlığı haline gelebilme ihtimali olduğunu, zira seçilmiş liderlere destek veya oy vermemiş insanların her zaman olacağını da anlattım. “Mevcut hükumetten memnun olmayanların tutması gereken yol ise, onu bir sonraki seçim dönemi geldiğinde devirmektir,” dedim: “Beğenseniz de, beğenmeseniz de demokrasi böyle işler”.

Halkın çoğunluğunun desteklediği bir hükumetin devrilmesi, bazıları hükumetin kanunları eğip büktüğünü veya muhalifleri ihraç ettiğini düşünse dahi (ki bu, birçok kişinin Amerika'da çok sık olduğunu düşündüğü bir şeydir) pervasızca duygusuz, suç teşkil eden ve haince bir iştir. Dolayısıyla herhangi bir darbe girişiminin failleri, böyle haince eylemleri aklından geçiren kimseler için caydırıcı olmak üzere, adaletin karşısına çıkarılmalıdır. Türk istihbaratının sahip olduğu bilgilere sahip değilim, Amerikan medyasınınkilere de. Bununla birlikte, ülkedeki büyük halk desteğine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, bir müddettir bizim Batı basınında acımasızca iftiralara uğraması ve hatta şeytanlaştırılması, düşüncesizce yapılan peşin hükümlü bir iştir ve söylenenlerin, İslâm'a yönelik bir antipatiden teşvik bulduğu görüşünü güçlendirmektedir.

İşe bakın ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı medyasının onu tasvir ettiği gibi bir İslamcı değildir. İnançları, ırkları ve hatta cinsel tercihleri ne olursa olsun, bütün Türklerin haklarını savunan laik bir lideridir. Erdoğan, hangi mihenge vurursanız vurun, modern zamanlarda yönünü doğrultmaya çalışan ve inancını sekülerlik bağlamında yaşamaya çalışan, dinine bağlı bir Müslümandır. Partisi ise Türkiye'nin, Fransız tarzı laiklikten uzaklaşarak, dini kimlik ve sembollerin kamuda gösterilmesine izin veren ve bir siyasetçinin gerçekten de verdiği kararlarını dininin etkilediğini söyleyebilme hakkını garanti altına alan Amerikan modeli bir sekülarizme yaklaşmasını sağlamıştır. Yine de Erdoğan Şeriat hukuku falan istiyor değil; tek parti sisteminin de peşinde değil ve, kelimeyi en esnek tanımıyla aldığımızda dahi, kesinlikle bir diktatör falan değil. Cumhurbaşkanlığının yürütme yetkilerini genişletme arzusu dahi, basitçe, mevcut Avrupa modeline kıyasla, bu makamı Amerikan modeline doğru kaydırma arzusudur. Türk toplumunu bundan daha on sene önce, akla gelmeyecek şekillerde dünyaya açmış olduğu inkar edilemez. Birçok insan, özellikle de önceden eziyetler yaşamış dindar Müslümanlar, kendilerini artık Türkiye'de, başörtüsü takmanın dahi yasak olduğu önceki hükumetler zamanındaki laikliğe kıyasla çok daha özgür hissediyorlar.

Bana göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkesinin kurumlarının selameti için kendi şahsi güvenliğini riske atarak, büyük bir tehlikenin karşısında büyük bir yiğitlik göstermiştir. Kolaylıkla güvenli bir yere kaçmış olabilirdi; fakat bunun yerine sokaklara çıkarak kendi hayatını ortaya koymayı tercih etti ve böylece kendi halkından talep ettiği davranışa da örnek oldu. Arkasındaki halk desteği son derece gerçek ve “Osmanlıvari debdebesi”ne dair Batılı gazetecilerin bütün küçümseme ve alay oklarına rağmen, onun samimi ve tabii tevazuuna bizzat şahitlik edebilirim. Bu safhada, hafifletici koşullar altında, hüsnüzanla yaklaşılmayı hak ediyor. Bizim Batı kültürümüz ve medeniyetimiz Osmanlı'ya çok şey borçlu ve Osmanlılar artık olmasa da, Osmanlı'nın muhteşem halkı olan Türkler capcanlı, sapasağlam ayakta ve harika bir sanayinin ve büyük bir çeşitliliğin olduğu demokratik bir ülkede gelişmekte ve büyümekteler. Kısa süre önce tehdit edilmiş demokrasilerine yönelik en iyi dileklerimizi ve desteğimizi hak ediyorlar. Türkiye ve liderleri hakkında çokça dezenformasyon ve yanlış bilgi yayılıyor; fakat bizzat Türkiye'den baktığınızda her şey selamette, sakin ve ıslah edilmiş görünüyor.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×