FETÖ'nün darbe girişimi

- Tutuklanan eski HSYK 2. Daire Başkanı Özer: (1) - "(25 Aralık soruşturmasıyla ilgili HSYK Genel Kurulu basın bildirisi) Bu işin baştan sona planlayıcısı İbrahim Okur olduğu halde kamuoyunda benim ismim daha çok zikredildi". - "Olay tarihinde (25 Aralık soruşturması) kendi aramızda tartıştığımızda, cumhuriyet savcılarının adli soruşturmalarında tam yetkili olması gerektiği, bu yetkilerinin karartılmasının hukuk devleti ile bağdaşmayacağı görüşündeydim. Ancak bu konuyu bir kurul kararı gibi yayınlamak konuşulmamıştı. Kısa bir süre sonra yapılan genel kurul toplantısında İbrahim Okur söz alarak, 'Kesinlikle genel kurul, görüşlerini yazılı olarak bir basın bildirisiyle açıklamalıdır' şeklinde bir tavır koydu" - "Hatırladığım kadarıyla 25 Aralık tarihinde bildiri açıklandı. Ben o sırada arabada haberleri dinlerken bildirinin yayınlandığı tarihin aynı zamanda 25 Aralık gününe denk geldiğini anladım, sanki peş peşe işlemler yapılıyor gibi bir hisse kapıldım ve bundan rahatsız oldum"

FETÖ'nün darbe girişimi

İSTANBUL (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan eski HSYK 2. Daire Başkanı Nesibe Özer, savcılık ifadesinde, eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur'un Yargıtay üyeliğine seçilecek kişileri belirleyip seçilmesi için kurul üyelerine dikte ettiği ve 25 Aralık soruşturmasıyla ilgili HSYK Genel Kurulu basın bildirisinin yayınlanmasını planladığını öne sürdü.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alınan Özer, Savcılığın, "Görev yaptığınız dönemde toplu olarak Yargıtay üyeliğine seçilen 160 kişide ne tür kriterler esas alındı?" sorusuna şöyle yanıt verdi:

"Genel kurulda alınan kararda seçilme yeterliliğine sahip kişilerin tamamının belirlenmesi ve aday olmak istemelerinde müracaatlarının alınması karara bağlanmıştır. Bu, bana sağlıklı bir yöntem olarak gelmediği için ve yeterliliği olan bir şahsın seçilmemesi yönünde talebinin alınmasını yargıçlık mesleği ile bağdaştıramadığımdan karşı çıktım. Diğerlerini ikna edemedim. Kendim de bu konuda muhalefet şerhi yazdım. Karar alındıktan sonra seçilme yeterliliği olan kişilerin dosyaları getirilerek genel kurul salonunda dizildi. İsteyenlerin buradan sicilleri inceleyebileceğini söylediler. Bunun üzerine ben de bildiğim, tanıdığım ya da bana iyi hakim olduğunu söylenilen kişilerin sicil dosyalarını inceledim. Kendime göre oy kullanacağım kişilerden oluşan bir liste oluşturdum."

Yargıtay Kurul Üyelerinin tamamının Ankara Hakim Evi'nde toplandığını ve seçilmiş bazı üyeler üzerinde tartışmaların yapıldığını aktaran Özer, dönemin HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur'un, seçilmesi için Abdullah Yaman isminde bir hakimin ismini önerdiğini ve kendisinin de buna karşı çıkarak, "bu şahıstan daha parlak sicilli kişiler olduğunu" söylediğini ifade etti.

- "İbrahim Okur, 'Seçmek zorundasınız' dedi"

Okur'un kendisine sert bir şekilde, "Bu kurul üyesi isen bu şahıs sayesindedir. Bu hakim Demokrat Yargı Derneğinin adayıydı." dediğini anlatan Özer, Okur'un, "Yargıtay üyeliği sözü verildiği için Yaman'ın adaylıktan vazgeçtiğini, kendilerini desteklediğini ve bu nedenle seçmek zorunda olduklarını" söylediğini de dile getirdi.

Nesibe Özer, bu ve benzeri, belli kişilerin isimlerinin verildiğini de belirterek, şöyle konuştu:

"Örneğin Müsteşar Ahmet Kahraman'ın ısrarı olduğunu söyleyerek birinin seçilmesi için ısrarcı oldu. Bu şekilde karşılıklı taleplerden sonra isimler tartışılarak, herkes kendi destekleyeceği kişileri belirledi. Daha sonra oylamada seçimler yapıldı. Tüm isimler kabul görmedi. Neticede seçilen 160 kişinin listesi ortaya çıktı. Bu listenin FETÖ/PDY tarafından önceden farklı kişiler tarafından dikte ettirilerek oluşturulup oluşturulmadığı konusunda fikir sahibi değilim. Sonraki uygulamalarda Yargıtay üyesi seçildikten sonraki oy kullanımlarında bunların blok olarak hareket ettiklerini gördüm. Bu nedenle bir şekilde bilerek empoze suretiyle seçilmiş isimlerin seçtirilmiş olabileceğini düşündüm."

Başsavcılığın, "FETÖ/PDY yapılanmasının etkisiyle kendilerine yakın kişilerden oluşturdukları HSYK Teftiş Kurulu aracılığıyla denetim yaptırılarak, istemedikleri şahıslara değişik gerekçelerle soruşturma açtıkları, yükseltmek istedikleri kişilere yüksek not vermek suretiyle sicil oluşturdukları, başkanı olduğunuz 2. daire kararlarında müfettiş raporları yönünde bir uyumluluk gösterildiği konusunda neler söyleyeceksiniz?" sorusunu da yanıtlayan Özer, şunları söyledi:

"Ben teftiş kurulunun çalışma sistemini tam olarak bilmiyorum. Genel sekreterlik ve teftiş kurulunun ne şekilde oluşturulduğunu yukarıda anlatmıştım. Benim bu konuda bir etkim olmamıştır. HSYK kanununa göre teftiş kurulu 3. daireye bağlıdır. Daire başkanı da o dönemde aynı zamanda başkan olan Ahmet Hamsici'dir. Bu sorunun ona sorulmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Ancak genel disiplin dosyalarının tamamını tektik hakimi sunumu ile yetinmeyip ceza hakimi titizliği ile inceleyip oyumu kullanıyordum. Vicdani kanaatime uymayan hiçbir kararın altına imza atmadım."

- HSYK Genel Kurulu tarihindeki ilk bildiri

Cumhuriyet savcılarının emniyet üzerindeki yetkilerinin kısıtlanmasına dair yönetmelik değişikliğiyle ilgili dönemin HSYK Genel Kurulu'nun tarihinde ilk kez bir bildiri yayınladığı ve bu bildirinin kamuoyunda "muhtıra" gibi algılandığı hatırlatılan Özer, buna ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:

"Olay tarihinde kendi aramızda tartıştığımızda, cumhuriyet savcılarının adli soruşturmalarında tam yetkili olması gerektiği, bu yetkilerinin karartılmasının hukuk devleti ile bağdaşmayacağı görüşündeydim. Ancak bu konuyu bir kurul kararı gibi yayınlamak konuşulmamıştı. Kısa bir süre sonra yapılan genel kurul toplantısında İbrahim Okur söz alarak, 'Kesinlikle genel kurul, görüşlerini yazılı olarak bir basın bildirisiyle açıklamalıdır' şeklinde bir tavır koydu.

Hatırladığım kadarıyla Danıştay’dan gelen üye olan Ziya Özcan bu şekilde bir bildirinin yayınlanmasının yanlış olduğunu, bunun Danıştay'a yönetmeliği iptal etme gibi algılanabileceğini, bunun da doğru olmadığını söyledi. Diğer üyeler de bu konuda konuştular. Bunun üzerine ben söz alarak ve tavır göstererek, 'Danıştay'ın zaten yargısal alanda bu konuda çok yakında karar vereceğini, bizim bu konuda yetkimizin olmadığını, hukuki görüşlerimizi kişisel sayfalarımızda meslektaşlarımızla paylaşabileceğimizi' söyledim. İbrahim Okur da ısrarla basın bildirisinin çıkarılması gerektiğini söyledi. Diğer üyelerden konuşan olmadı. Dönemin müsteşarı, 'Ben hükümet adına burada bulunmaktayım, hükümet adına bir bildiriye imza atmam, muhalefet ederim’ dedi. Kurul üyeleri de, 'müsteşarla beraber muhalefet şerhi yazacaklarını' söyledi. Ahmet Karayiğit de bu yönde bir görüş belirtmediği halde sonradan o da karara muhalif kaldı. Karar oy çokluğuyla alındı. Karara muhalefet şerhi yazılması bir kaç gün sonra oldu. Ben içeriğe baştan itiraz etmediğim için çıkan kararı ben de imzaladım. Hatırladığım kadarıyla 25 Aralık tarihinde bildiri açıklandı. Ben o sırada arabada haberleri dinlerken bildirinin yayınlandığı tarihin aynı zamanda 25 Aralık günü tarihine denk geldiğini anladım, sanki peş peşe işlemler yapılıyor gibi bir hisse kapıldım ve bundan rahatsız oldum."

- "Bu işin baştan sona planlayıcısı İbrahim Okur"

Ocak ayında Ankara'ya döndüğünde olayın neden bu şekilde olduğunu arkadaşlarıyla konuştuğunu anlatan Özer, şunları anlattı:

"İbrahim Okur'un bundan bir hafta önce 1. dairede toplantıda bu konuyu gündeme getirip, kendi dairesindeki üyeleri ikna ettiğini, o süre içerisinde ele aldığı bildiriyi dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e mail üzerinden gönderdiği, bakanın başkan sıfatıyla bu bildiriyi imzalamayacağını ve içeriğinin sert olduğunu, yumuşatılarak yazılması gerektiğini söylediğini, Okur'un ısrarlarından sonra o zaman bunun kurulda başka bir yol izleyerek çıkarılmasını, kendisinin bakan olduğundan imzalayamayacağını' ifade ettiler. Bunu 1. daire üyelerinden biri bana bizzat anlattı. Şu an ismini hatırlamıyorum. Hatta bildiğim kadarıyla başkan vekili Ahmet Hamsici, 'bildirinin arkasında olduğunu' söylemişti.

Bu işin baştan sona planlayıcısı İbrahim Okur olduğu halde kamuoyunda benim ismim daha çok zikredildi. Oysa ben başlangıçta uygun olmayacağını söylemiştim. Okur'un kimin telkin ve isteği üzerine bu yönde bir çalışma yaptığını bilemem. Genelde kurulda ani teklif ve önerileri getirir, ikna eder ve çıkartırdı. Perde arkasını, kaldığım süre içerisinde çözebilme imkanım olmadı. Son bir yılımda da son derce rahatsızlık duymaktaydım. Bildiri nedeniyle duyduğum rahatsızlığı da ocak ayındaki ilk genel kurulda dile getirdim. Kurul üyelerinin çoğu da buna şahittir. Benim anladığım bu bildirinin hazırlama ve mutfağında çalışma ve kulisini yapma işi bizzat İbrahim Okur'un çabalarıyla olmuştur. Bildiriden sonra da Ahmet Hamsici, 'Bu bildirinin sonuna kadar arkasındayım, benim fikrimdir’ şeklinde basına açıkça beyan ettiğini medyada gördüm. Benim hükümeti sert bir şekilde uyarmak amaçlı bir niyetim yoktu. Zaten böyle bir görevimin de olmadığını toplantıda dile getirmiştim. Bu olayda da kullanıldığımı düşünüyorum. Bayan oluşum, daha medeni ve modern görünümüm, özgüvenim gibi nedenlerle kamuoyuna benim adımı vererek, vitrin süsü gibi kullanıldığımdan şu anda kesin eminim."

(Sürecek)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×