FETÖ'nün "çatı iddianamesi" mahkemeye gönderildi (2)

- İddianameden: - "Kamu idarelerinin çok önemli bir kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlemiş, devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç yokmuş gibi davranmıştır. Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgal altında tutmaktadır" - "Örgüt, istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim, savcıya sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar alıp uygulamada da sorunlar, sıkıntılar yaşanmıştır" -"Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Yüksel'e, Cumhuriyet Savcısı Demirci'ye, Ankara Emniyet Müdürü Saral’a ve Yardımcısı Ak'a yönelik uygulanan sistematik ve organize operasyonlar örnek olarak gösterilmektedir. Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır" - "Soruşturmada bir diğer engel ise bu örgütün faaliyeti nedeniyle zarar görenlerin, mağdurların, sonradan 'Stockholm sendromu' yaşayarak, FETÖ ile iyi ilişkiler kurarak, sanki kendilerine karşı hiç suç işlenmemiş ve suçtan kazanç sağlamış gibi davranmalarıdır. Mağdur edilen kimseler, örgüt tarafından algı yönetiminde kullanılmışlardır ve bu durum anlaşılır gibi değildir"

FETÖ'nün
15 Temmuz 2016 Cuma 12:44

ANKARA (AA) - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilgili "çatı iddianamesinde", kamu idarelerinin çok önemli kısmının, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlediği, devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç yokmuş gibi davrandığı belirtilerek, "Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgal altında tutmaktadır." değerlendirmesinde bulunuldu.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianamede, FETÖ'nün, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında ciddi hiçbir araştırma ve soruşturmaya konu edilmediği, örgütün nihai amacının sorgulanmadığı ve "dini, ılımlı bir cemaat" denilerek geçiştirildiği bildirildi.

Devletin her kurumunun, bu örgütün faaliyetlerinden işkillenip araştırmak yerine "ihanet etmezler" anlayışıyla hareket ettiği, uyuşturulduğu ve uyutulduğu öne sürülen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Fetullah Gülen ve ona bağlı cemaatin devlete ve millete karşı faaliyetleri, birçok kesim ve kişide her zaman bir endişe ve şüphe kaynağı oluşturmuştur. Bu grup, kendini işine geldiği gibi empoze etmiştir. Gizlenmek için bazen dini cemaat, bazen ise sivil toplum örgütü, bazen de bir terör örgütü gibi davranmıştır. Piyasada kar amacı güden şirketleri, banka ve kuruluşları yönetmesi, bütün faaliyetlerini gizli tutması, kuruluşu, ekonomik ve insan kaynakları, amacı, fikri yapısı ve nihai hedeflerini gizlemesi nedeniyle hep korkutan bir örgütlenme olmuştur. Fetullah Gülen ve ona inananların yönettiği hizmet hareketi hala kapalı kutudur. Devlet ve millet onların amacını, kimlerden oluştuğunu, fikir yapısını ve destekçilerini, Türkiye Devletini ve İslam dinini neden sevmediklerini bilememektedir."

İddianamenin "Soruşturmanın Güçlülüğü ve Örgütün Engelleme Gayretleri" başlığı altındaki bölümünde soruşturmanın yürütülmesinde birçok engelle karşılaşıldığı, örgütlü yapının derinliğini, gücünü ve amacını görebilmek için bunun da önemli bir tespit ve delil olduğu vurgulandı.

Cemaatin, yönetici üstyapının paralel örgüte dönüştüğünü, devlete zarar verdiğini, icraatlarının siyasal rejimi dizayn etmek, siyasete ufuk ve istikamet çizmek, devlete alternatif yönetim oluşturmak niteliği taşıdığını hiçbir zaman kabul etmediği ve hareketi yöneten paralel bir yapının olmadığını öne sürdüğü aktarılan iddianamede ancak devletin Paralel Yapı'ya yönelik her soruşturması ve her tutuklama işlemiyle Fetullah Gülen ve örgütünün ilgilendiği belirtildi.

Soruşturmaların "algı operasyonu, skandal talimat ve hukuksuz işlem" gibi etiketlerle topluma sunulduğu ve yayınlar yapıldığı hatırlatılan iddianamede, örgütün, Paralel Yapı'ya yönelik soruşturmalarda suç işlediği iddia edilen kişileri sahiplendiği, onları savunmak üzere avukat görevlendirdiği, dosyaları izlediği, adli işlemler sırasında kimin örgüt hakkında ne dediğini öğrenip tedbir geliştirdiği ve hiçbir suç işlenmemiş gibi kamuoyu oluşturmaya çalıştığı tespitine yer verildi.

- "Herkesin hayatı kararmıştır"

"Birçok soruşturmada şüpheliyi cemaat avukatlarından oluşan ordular savunmuştur." değerlendirmesinde bulunulan iddianamede, şunlar bildirildi:

"Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin başına bela açılmış, hayatları zehir olmuştur. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'e, Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci'ye, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’a ve Yardımcısı Osman Ak'a yönelik uygulanan sistematik ve organize operasyonlar örnek olarak gösterilmektedir.

Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır. Örgüte karşı basit bir işlem yapan, istihbarat toplayan veya herhangi bir nedenle örgüt soruşturmasında adı geçen herkesin hayatı kararmıştır. Örgüt, eskilere neler yapabildiğini ibret olarak ortaya dökerek soruşturmada görev alanları hem tehdit etmiş hem de engellemeye çalışmıştır."

İddianamede örgütün, bu soruşturmanın engellenmesi için de elinden gelen bütün gayreti sarf ettiği vurgulanarak, savcıların değiştirilmesi için dilekçeler verildiği, soruşturma nedeniyle hakim ve savcıların HSYK'ya şikayet edildiği, HSYK'dan hakim ve savcılar hakkında inceleme izni çıkarıldığı aktarıldı.

Bu inceleme izninin medyada yayınlatılıp psikolojik baskı uygulandığına işaret edilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi:

"Emniyete yazılan bir talimat gerekçe gösterilip savcı hedef haline getirilmiş ve sosyal medya, gazete ve televizyon üzerinden tehdit edilmiş, hakarete uğramıştır. Hakim ve savcıların cemaate kumpas kurduğu, hukukçu olmadığı, hükümetin emrinde olduğu, ısmarlama savcı olduğu, 'Bunu not ettik ve hesabını vakti gelince soracağız.' yazıları ve açıklamaları, defaten yapılmıştır. Örgüt hakkında soruşturma yürüten savcı ve hakimlere görevi bırakma çağrıları yapılmıştır. Siyasetçilerden soruşturma ve adli işlemlerle ilgili görüşler alınmış, bütün bir örgüt sistematik olarak soruşturmayı engellemek için savcı ve hakimleri hedef haline getirmiştir.

Terörle Mücadele Kanunu'na göre suç olmasına rağmen kimliği, fotoğrafı, yazdığı talimat veya verdiği karar günlerce yayınlanarak örgütün hedefi olduğu ilan edilmiştir."

Örgütün soruşturmayı engellemek için sistematik tehdit ve baskısının, elindeki basın yayın organları üzerinden gerçekleştirildiği tespitine yer verilen iddianamede, çeşitli haber başlıkları buna örnek gösterildi.

Fetullah Gülen'in avukatının da savcılığa "hukuken doğru olmayan talimat yazısının işlem yapılmaksızın derhal geri iade edilmesi" için dilekçe verdiği, bazı il emniyet müdürleri hakkında, FETÖ'nün soruşturulmasını önlemek amacıyla suç duyurusunda bulunduğu belirtilen iddianamede, "Soruşturmada görev alan emniyet mensupları üzerinde baskı kurularak verilen talimatın gereğinin yapılmaması için haklarında suç duyurusunda bulunulmuştur. Talimat gereğinin yapılmaması için başlatılan sistematik suç duyuruları, örgütün varlığı ve organizasyonun en büyük delilidir. Türkiye çapında talimatın uygulanmaması için örgüt yoğun bir gayret göstermiştir." denildi.

Fetullah Gülen veya örgütü hakkında suç işlediğine dair dilekçe veren, basında haber yapan, konuyla ilgili ihbarda bulunan kişiler hakkında örgütün avukatlarının derhal tazminat davaları açtığı, ihbarcıları iftira ve hakaret suçunu işlemekle itham ettiği kaydedilen iddianamede, "Örgüt, sistematik baskı uygulamış, iftira ve hakaretten suç duyurusu yaparak sindirmeye çalışmıştır. İhbar eden kimselere örgüt imamları, yargı içindeki savcıları eliyle davalar açtırmıştır. Mesela tazminat davası olarak Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2014/44 esas sayılı dava bunlardan biridir. Bu davaların harcı bile ortalama bir din adamının ömür boyu elde edebileceği gelirin kat kat üzerindedir. Örgüt, önderlerini koruma içgüdüsü altında davaların harç ve masraflarını ibadet vecdiyle yerine getirmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.

- "Bütün terör örgütlerinden daha tehlikeli bir yapı"

İddianamede, İstanbul'da yürütülen soruşturmada da örgütün hakim ve savcıları şikayet ederek baskı oluşturduğu, bütün soruşturma aşamalarının, günlerce yanlı olarak örgütün basın yayın araçlarıyla yayınlandığı bildirildi.

İddianamede, şöyle denildi:

"HSYK üzerinden hakim ve savcılarla ilgili inceleme izinleri alınmış, basına servis edilerek baskı oluşturulmuştur. Bu yolla örgütlenme, soruşturmaları devletin soruşturması olmaktan çıkarıp şahsileştirmek amacı gütmüştür. Eğer hakim ve savcı örgütten tehdit suçundan şikayetçi olsa bu defa arada husumet oluştuğu, artık soruşturmayı o hakim, savcının yapamayacağı gerekçesini ileri sürecektir. Örgüt, soruşturmaları engellemek için kamu görevlilerine karşı her türlü hile, yalan, tehdit ve hakaret yöntemlerine başvurmuştur.

Bu fiilleriyle de dini bir cemaat olmadığını, bütün terör örgütlerinden daha tehlikeli bir yapı olduğunu ortaya koymuştur. Fetullahçı (Paralel Devlet Yapılanması) Terör Örgütü, ayrıca, bazı siyasetçilere yapılan soruşturma işlemleriyle ilgili açıklamalar yaptırıp, karşı kamuoyu oluşturmuştur. Soruşturmalarda yazılan bazı müzekkere ve talimatları kamu kurumları içindeki kadrolarından elde eden örgüt, toplumda masum algısı oluşturmak için ayarladığı siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar görüşlerine başvurmuş, kendi basın yayın organlarında bazı yazar ve gazetecilere kasıtlı, doğru olamayan ve yanlı haber ve yorumlar yaptırıp yazdırmıştır.

Devleti düşman gören bu yapı dış ülkelere, özellikle ABD ve AB'de kendilerine yakın grupların içinden seçtikleri bazı kimselerin açıklamasıdır diye yazılar, yorumlar da yaptırmıştır. FETÖ, çeşitli lobilere para verip soruşturmaları değersizleştirmek ve Türkiye aleyhine kamuoyu algısı oluşturmak için faaliyetler yürütmüştür. Soruşturmanın yürütülmesi için yazılan her müzekkere gazete manşetlerine haber yapılıp televizyon kanallarında her haber bülteninde gerekmediği halde baskı oluşturmak için haksız ve hukuksuz olduğu ileri sürülerek tekrar edilmiştir."

- Soruşturmayı zorlaştıran mevzuat

İddianamede, FETÖ'ye karşı soruşturmada özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ve soruşturmayı zorlaştıran mevzuat düzenlemelerinin de büyük engel oluşturduğuna değinildi.

"Terör ve örgütlü suçlulukla mücadelede mevzuat, etkili ve yeterli bir soruşturma yürütebilmek için çok önemlidir." ifadelerine yer verilen iddianamede, şunlar belirtildi:

"Örgüt, aleyhine delilleri kısa sürede ortadan kaldırmıştır. Örgütün kadroları tarafından TİB ve Emniyet İstihbarat Dairesinin log kayıtlarının silinmesi, dershane, okul ve yurt kayıtlarının imhası ve bilgisayar hard disklerinin değiştirilmesi gibi bir dizi örgütlü ve sistematik delil karartma olayı yaşanmıştır. Örgüte karşı yürütülecek soruşturmayı engellemek için FETÖ, bir yandan da kripto elemanlarına hükümet eliyle mevzuat değişikliği yaptırılması için görev vermiş, soruşturmayı güçleştiren her türlü hukuki tedbir el altından alınmıştır. Dosyaların her avukat tarafından görülebilmesi, suret alınması, tutuklama, el koyma ve dinleme gibi delil elde etme yöntemlerinin hiç yapılamaz şekilde zorlaştırılması gibi birçok mevzuat değişikliği yaptırılmıştır.

Bu kanuni engeller soruşturmanın seyrini etkilemiş ve delil elde etmek imkansız hale getirilmiştir."

İddianamede, Paralel Yapı'ya karşı kamu idarelerinin mücadele vermek yerine bu örgütün varlığını bilerek gizleme yoluna gittikleri savunularak, "Kamu idarelerinin çok önemli bir kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlemiş, devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç yokmuş gibi davranmıştır. Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgal altında tutmaktadır. Mesela şüpheli Kazım A, tutuklandığı sırada bile hala TBMM'de müşavir olarak çalışmaktadır. Şüpheli yönetici imamlardan Osman K, on parmağında on marifet her kamu kurumunda bir kurulda üst düzeyde görev almıştır." ifadeleri kullanıldı.

- "Stockholm sendromu"

Soruşturmayı zorlaştıran bir diğer sorunun ise kişilerin her şeyi Paralel Yapı'ya havale ederek bundan yarar sağlama beklentileri olduğu savunulan iddianamede, "Alakası olsun, olmasın, her olayı Paralel Yapı'nın işlediği iddia edilerek başvurular yapılmış ve sonuçta soruşturmada gerçekten Paralel Yapı'nın faaliyeti ile ona atfedilen olayları ayırmak, uzun süren çaba gerektirmiştir. İşlediği suçun sorumluluğundan kurtulmak isteyen cezaevindeki hükümlü ve tutuklulardan birçok gereksiz dilekçe gelmiştir. Mesela 2001'de ırza geçmeye teşebbüsten mahkum olan bile 'bunu Paralel yaptırdı' diyerek dilekçe göndermiştir." görüşüne yer verildi.

İddianamede şunlar ifade edildi:

"Soruşturmada bir diğer engel ise bu örgütün faaliyeti nedeniyle zarar görenlerin, mağdurların, sonradan 'Stockholm sendromu' yaşayarak, FETÖ ile iyi ilişkiler kurarak, sanki kendilerine karşı hiç suç işlenmemiş ve suçtan kazanç sağlamış gibi davranmalarıdır. Mağdur edilen kimseler, örgüt tarafından algı yönetiminde kullanılmışlardır ve bu durum anlaşılır gibi değildir. Örgütün işlediği suç karşısında ezilenlerin, sonradan yıllardır bu cemaatten biri gibi hareket etmeleri akılla, mantıkla izah edilememektedir.

Örgütün hükümete karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduğu aşikar olmasına rağmen resmi hiçbir şikayet başvurusu yapılmamıştır. Örgütün varlığı, terör örgütü olduğu kabul edilmesine rağmen kamu kurumları aktif bir faaliyet içinde de olmamışlardır. Kamu idarelerindeki kamu görevlileri, örgüt geri geldiği zaman zulmünden çekindiklerini, örgütün karşısında yer almamak için böyle davranmak zorunda olduklarını açıklıkla ifade etmişlerdir.

Toplum üzerinde olduğu gibi kamu görevlileri üzerinde de örgütün kurduğu baskı ve tehdidin boyutu oldukça vahimdir. Yalnızca bu durum bile yapının niteliğini izhar etmektedir. Yargı içinde örgütün önemli bir militarist kadrosu varlığını sürdürmektedir. Örgüt, istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim, savcıya sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar alıp uygulamada da sorunlar, sıkıntılar yaşanmıştır. FETÖ de benzer diğer terör örgütleri gibi hakim, savcıları, tanıkları, mağdurları, bilirkişileri korkutup tehdit ederek soruşturmayı engellemeye çalışmıştır. Bütün bu fiili engeller ve örgütün engelleme gayretlerine rağmen devletin düzeninin ve bekasının temini için bu soruşturma mevcut şartlar altında güçlükle devam ettirilip sonuçlandırılmıştır."

(Sürecek)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×