El Şark Forum 2016 İstanbul Buluşması

- Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: - "Şark bölgesindeki birkaç aşırılıkçı gruba baktığınız zaman bunların devlet gücünün olmadığı alanlarda güçlendiğini görüyorsunuz. Bunlara karşı önlemler alınmalıdır. Bunun ilk adımı ise güçlü devlet kurumlarının oluşturulmasıdır" - "Bugün sorunları gündeme getirmek ve çözüm yolları bulmak için birbirimize yardım etmemiz, güçlü devlet kurumları oluşturmamız gerekmektedir" - "Kendimizi iyileştirmeli, İslam'ın içindeki entelektüel geleneği tekrar hayata geçirmeli ve 21. yüzyıla taşımalıyız. Bu işin üstesinden gelmemiz gerekiyor" - "Yeni sosyal ve dini bir hayal gücüne, düşünce biçimine ihtiyacımız var. Umuyoruz ki, topluluk olarak dünyanın geri kalanına model oluşturacak bir duruma, seviyeye gelebiliriz"

 El Şark Forum 2016 İstanbul Buluşması

İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Şark bölgesindeki birkaç aşırılıkçı grubun devlet gücünün olmadığı alanlarda güçlendiğini belirterek, "Bunlara karşı önlemler alınmalıdır. Bunun ilk adımı ise güçlü devlet kurumlarının oluşturulmasıdır. Bugün sorunları gündeme getirmek ve çözüm yolları bulmak için birbirimize yardım etmemiz, güçlü devlet kurumları oluşturmamız gerekmektedir." dedi.

El Şark Forum 2016 İstanbul Buluşması'nda konuşan Kalın, forumda hem Şark hem de Ortadoğu'da yaşanan sorunların temeline inilmesi ve ele alınması gerektiğini ifade ederek, Ortadoğu denildiğinde bile depresyon, anlaşmazlık, savaş gibi kavramların akla geldiğini ancak bunun Ortadoğu'nun kaderi olmadığını söyledi.

Kalın, bu durumun 21. yüzyılın kaderi de olmaması gerektiğini vurgulayarak, Mezopotamya'dan Kuzey Afrika'ya kadar uzanan Ortadoğu bölgesinin aslında bir zamanlar kültür ve uygarlığın beşiği olduğunu hatırlamanın bugün için büyük önem taşıdığını dile getirdi.

Bölgenin 21. yüzyılın başından bu yana Avrupa emperyalizminin etkisinde olduğunun altını çizen Kalın, bu güçlerin son 50 yıldır bölgede oynadıkları oyunların şu an yaşananlara sebep olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, başkalarını suçlamanın sorunları çözmeyeceğine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Sorunları teşhis etmek önemlidir ancak kendi sorunlarımıza kendi çözümlerimizi getirmek zorundayız. Suriye, Irak, Yemen, Somali, Afganistan ve kısmen Libya gibi zayıf hükümetlere sahip ülkeler, sadece kendi ülkeleri için değil, başka ülkeler için de sorun arz etmektedirler. Bu ülkelerde aşırı grupların yapmış oldukları yüzünden kamu düzeni çökmüştür. Bu başarısız ve batık devletler dünyanın büyük güçleri arasında kayıp gitmektedir. Suriye ve Irak'ta da bugün örneklerini görmekteyiz. Bu ülkelere giden pek çok uluslararası yardım aslında zemindeki sorunu daha da büyütmektedir. Terörist ve aşırılıkçı gruplar, bu durumu kendi lehlerine kullanıyor. Şark bölgesindeki birkaç aşırılıkçı gruba baktığınız zaman bunların devlet gücünün olmadığı alanlarda güçlendiğini görüyorsunuz. Bunlara karşı önlemler alınmalıdır. Bunun ilk adımı ise güçlü devlet kurumlarının oluşturulmasıdır. Başarısız devletlerde iyi bir yönetim ve şeffaflığın olmaması elbette bir eksikliktir. Şeffaflık yönetişimin temel öncülüdür. Bugün sorunları gündeme getirmek ve çözüm yolları bulmak için birbirimize yardım etmemiz, güçlü devlet kurumları oluşturmamız gerekmektedir. Bu bağlamda etnik, mezhepsel unsurların da politik siyasi sürecin oluşması için yardımcı olmaları gerekiyor."

- "İslamın içindeki entelektüel geleneği tekrar hayata geçirmeliyiz"

Kalın, El Kaide, DAEŞ, Boko Haram gibi örgütlerin bazılarının dini söylemler kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalıştıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Onları iyi analiz edersek, dünyadaki diğer siyasi örgütlerden hiç bir farkının olmadığını görürüz. Bunların yaptıklarının neden hatalı olduğunu göstermeliyiz. Bunların İslam'dan gerçekte ne kadar uzakta olduğunu göstermek zorundayız. Bu tür radikal ideolojiler ne bu dünyada ne de öteki dünyada kimseyi kurtarmayacaktır. Yaşadığımız dünyada adalet olabilmesi için toplum ve fikir liderlerinin fikirlerine danışılmalıdır. Bunun için en üst düzeyde entelektüel bir çaba gerekmektedir. Kendimizi iyileştirmeli, İslam'ın içindeki entelektüel geleneği tekrar hayata geçirmeli ve 21. yüzyıla taşımalıyız. Bu işin üstesinden gelmemiz gerekiyor. Bu, radikalleşme ve aşırılığın Müslüman topraklarından kalkması için de gereklidir."

Kalın, Sünni ve Şiilerin mezhepsel davranışlarının yapılan tüm olumlu çalışmaları ortadan kaldırdığını vurgulayarak, Irak, Bahreyn, Libya, Suriye gibi ülkelerde mezhepçiliğin öne çıktığını, bunun da kan dökülmesine neden olduğunu kaydetti.

Diyalog ve barış adına bu kimliklerin hiç birinden vazgeçilmemesi gerektiğini belirten Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mezhepçilikle ilgili daha derin bir sorun var. Mezhepçilik tamamen siyasi bir sorundur. Milli çıkarlara hizmet eder, aidiyet duygusu yaratmaya yöneliktir. Ulus devlet politikaları arasında yer alır. Bu nedenle ulus devlet liderlerine gerilimi azaltmak açısından çok önemli iş düşüyor. Pek çok Müslüman ülkede kalkınma oranı uluslararası standartların altında. Ticaret hacmi, bilim, eğitim gibi alanlarda birçok Müslüman ülke, ilk 5'in yanından bile geçmiyor. Müslüman dünyasında bu çok büyük önem taşıyor. Oysa bölgede dünyanın en büyük doğal kaynaklarına sahip olan ülkeler var. Yeni nesle daha iyi eğitim verebiliriz. Müslüman ülkelere baktığınız zaman yaşlanmaya başlayan Avrupa'ya göre çok genç bir nüfusa sahip. BM kalkınma endeksine baktığınız zaman birkaç istisna hariç belli başlı endekslerde geride kalmış durumda. Bunun ülkeler için bir kader olmasına gerek yok. Elbette hem politik hem dini elementlerin mevcut olduğunu görüyoruz. Elbette devletler refahı artırmak için faaliyetler yürütüyor. Vatandaşlarını rahata eriştirmek için çalışıyor ama İslam, kişinin refahını her şeyin üstünde görür. Bu çatışmanın, coğrafi meselelerin ve prestijin üzerindedir. Ancak biz bunda da başarısız olduk."

- "Yeni sosyal ve dini bir hayal gücüne ihtiyacımız var"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, tüm sorunların üstesinden gelmek için yatırım yapılması, insani kalkınma, bilim, teknoloji ve Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini ifade ederek, şu görüşleri aktardı:

"Bu noktada sorulması gereken soru şudur; Dengeyi nasıl kuracağız? Geleneklerimize bağlılık ve tüm bunların beraberinde getirdikleriyle bir yenilenme sürecini nasıl 21. yüzyılda sürdürebileceğiz? Bu soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Bir yandan geleneklerimize bağlı kalmaya çalışırken bir yandan da dünyanın geriye kalanına açık olmak zorundayız. Birçok Müslüman ülkenin aklındaki soru işaretinin bu olduğunu düşünüyorum. Geleneklerimizi nasıl sürdürüp, yüz yıllar boyunca nasıl hala ayakta kalmayı başaracağız? Gelenekler adım adım sizi ölüme sürüklememeli, sizi yaratıcı geleneklerine daha da bağlı hale getirmeli. Şu an özgünlük açısından bir adım öteye gidemiyoruz. Her iki düşünceyi de paralel olarak sürdürmeliyiz. Ancak şu ana kadar ki kimlik arayışımız başarısız kalmış durumda. Kimlik hala önemli bir konumda. Kimlik küresel politikada önemini kaybetmiş gibi görünüyor ama ben buna katılmıyorum. Kimlik hala çok önemli bir özelliktir. Amerika'daki seçimlerde kimliğin kendine ne kadar ciddi bir yer bulduğunu görüyorsunuz. İşte bu yüzden bu tartışmadan uzaklaşmamız ama bunun yerine doğru bir şekilde ve yapıcı adımlarla ele almamız gerekmektedir. Yeni sosyal, dini bir hayal gücüne ve düşünce biçimine ihtiyacımız var. Umuyoruz ki, topluluk olarak dünyanın geri kalanına model oluşturacak bir duruma, seviyeye gelebiliriz. Dünyada bize bahşedilen bu sorumluluk hissiyatı içinde kendi öğelerinden de vazgeçmemiş insanlar olarak yolumuza devam edebiliriz."

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×