Dünya İnsani Zirvesi

- Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan: - "Üzerinde yaşadığımız yerküre ne yazık ki 21. yüzyılın bütün gelişmişlik ve medeniyet iddialarına rağmen, insani açıdan büyük krizler yaşıyor. Her şeyden önce 1 milyar civarında insanın açlıkla karşı karşıya olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yılda 10 milyon insan açlıktan ölüyor. Buna karşılık, her yıl 1,3 milyar ton gıda israfı yapılıyor. Bu çelişkileri sorgulamalıyız" - "Türkiye çok yönlü bir uluslararası politika izlemektedir. Doğu'ya sırtını dönmeden yönünü Batı'ya çevirmiştir. Çok kutuplu dünyada özellikle Afrika'yı ihmal etmemektedir"

Dünya İnsani Zirvesi

İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, yerkürenin ne yazık ki 21. yüzyılın bütün gelişmişlik ve medeniyet iddialarına rağmen, insani açıdan büyük krizler yaşadığını belirterek, "Her şeyden önce 1 milyar civarında insanın açlıkla karşı karşıya olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yılda 10 milyon insan açlıktan ölüyor. Buna karşılık, her yıl 1,3 milyar ton gıda israfı yapılıyor. Bu çelişkileri sorgulamalıyız." dedi.

Erdoğan, Dünya İnsani Zirvesi kapsamında düzenlenen "Kadın ve Çocuk Ekseninde Türkiye İnsani Yardım Perspektifi" başlıklı özel oturumdaki konuşmasına, katılımcıları selamlayarak başladı.

Tarihte bir ilk olan zirvenin ev sahipliğini, İstanbul'da yapmaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade eden Erdoğan, kentin gerek tarihi, gerekse jeopolitik açıdan dünyanın önemli şehirlerinden olduğunu aktardı.

Erdoğan, "Napolyon, 'Dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.' demişti. Aynı şekilde Lamartine'in, 'Dünyaya bir kez bakma imkanı olacaksa İstanbul'dan bakmak gerekir.' dediğini hatırlıyoruz. Doğunun, batının, kuzeyin ve güneyin kesiştiği bu müstesna şehirde, tüm dünyayı ilgilendiren insani bir meseleyi konuşmak son derece anlamlıdır." diye konuştu.

Öte yandan, Türkiye'nin uluslararası kuruluşların da tasdik ettiği üzere, dünyanın en cömert ülkesi olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Gerek verdiği kalkınma destekleri, gerekse mültecilere açtığı kapılar itibarıyla tüm dünyanın takdirini kazanmıştır. Bu vasıflarla, sizleri burada misafir etmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Umuyorum ki insani zirve, daha yaşanabilir bir dünya inşa etmeye vesile olur. Üzerinde yaşadığımız yerküre ne yazık ki 21. yüzyılın bütün gelişmişlik ve medeniyet iddialarına rağmen, insani açıdan büyük krizler yaşıyor. Her şeyden önce 1 milyar civarında insanın açlıkla karşı karşıya olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yılda 10 milyon insan açlıktan ölüyor. Buna karşılık, her yıl 1,3 milyar ton gıda israfı yapılıyor. Bu çelişkileri sorgulamalıyız. Öte yandan zalim bir devlet başkanının idaresi altında, son 5 yılda 500 binden fazla insan öldü. 6,5 milyon insan yerinden edildi. Çocuklar ve kadınlar canlarını kurtarmak için çaresizce denizlere açıldı. Fakat uluslararası kamuoyu sadece seyretmekle yetindi. Mülteci meselesi tüm dünyanın çözülemez bir sorunu haline geldi. Oysa sorun, temel bir insanlık meselesiydi."

- "Savaşların vicdanlarda açtığı yaralar artık kaldırılamaz halde"

Emine Erdoğan, Türkiye'nin 3 milyon Suriyeli ve Iraklıyı topraklarında misafir ettiğini, Lübnan'da yaklaşık 1 milyon, Ürdün'de de 700 bin civarında mültecinin bulunduğunu aktararak, "Türkiye, tamamen kendi öz kaynaklarından 10 milyar dolar harcama yaptı. Sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın bireysel yardımları hesaba katıldığında bu rakam, 20 milyar doları buluyor. Buna karşılık, zengin ülkeler, Suriyeli mültecilerin yalnızca yüzde 1,4'ünü kabul etti. Hümanist söylem lafta kaldı." ifadelerini kullandı.

Savaşların vicdanlarda açtığı yaraların artık kaldırılamaz halde olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Din ve kültür eksenli kutuplaşmalar, bütün medeniyet iddialarını boşa çıkarıyor. İnsanlık artık bu yükleri taşıyamıyor. Düşünebiliyor musunuz, 60 milyon insanın, ülkelerindeki çatışmalar nedeniyle yerini yurdunu terk ettiği bir dünyada yaşıyoruz. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana insanlık böylesine bir sefalet yaşamadı. Bir yandan küresel ısınma, enerji kaynakları ve doğal felaketler, diğer yanda çıkarcı politikalar sebebiyle ekonomik ve siyasal krizlerle boğuşuyoruz. Dünya yönetilemez bir noktaya doğru sürükleniyor. Ne yazık ki tüm bu krizlerin ortasında en büyük mağduriyeti kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Savaşın yıkıcı etkisi, sadece patlayan bombalar ve sıkılan kurşunlardan ibaret değil. Savaş sırasında her açıdan istismar edilen kadınlar ve çocuklar, yaşamlarını ağır psikolojik travmalarla sürdürmek zorunda kalıyorlar. İnsan onuruna yakışır bir siyasal ve ekonomik sistem kurmak durumundayız. Umuyorum ki Dünya İnsani Zirvesi, ahlaki ve insani açıdan bir paradigma değişikliği için milat olur. İnsani yardım politikalarının gözden geçirilmesine vesile olur."

- "İnsani yardım sadece acil durumlarda gönderilen yardım kolileri değildir"

Erdoğan, insani yardımın, sadece acil durumlarda gönderilen yardım kolileri olmadığına dikkati çekerek, "İnsani yardım, yardım alan tarafın bağımlılığını ortadan kaldıracak, sömürgeci mantıktan uzak, insani ve vicdani bir eylem olmalıdır. İnsan onurunu koruyacak biçimde planlanmalıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Osmanlı şehirlerinde dini ve sosyal kurumların ya da büyük meydanların bir köşesinde, adına "sadaka taşı" denen oyuk taşlar bulunduğunu, hayır yapmak isteyen zenginlerin akşam karanlığında kimse görmeden taşın oyuk kısmına bir miktar para bıraktığını anlatan Erdoğan, paraya ihtiyacı olanların da gururları rencide olmadan gidip, buradan sadece ihtiyaçları kadar para aldıklarını söyledi.

Emine Erdoğan, bunun, son derece insani ve zarif bir yardımlaşma usulü olduğunu, 17. yüzyılda İstanbul'a gelen bir Fransız gezginin, hatıratında, para bulunan bir taşa, tam bir hafta boyunca kimsenin dokunmadığını anlattığını vurgulayarak, "Çünkü, verenin ve alanın birbirini görmediği böylesine ahlaki bir sistem, aynı zamanda gelir adaletsizliğini aşmış bir toplumda var edilebiliyordu. Hiçbir çıkar beklemeksizin, insan onurunu gözeterek yapılan bu yardımlar, kuşkusuz yüksek bir toplumsal ahlakın varlığını gösteriyor." şeklinde konuştu.

- "Afrika El Sanatları Pazarı ve Kültür Evi"

Türkiye'nin Afrika'ya bakışının da bu tarihsel kodlara dayandığını, devletin ve sivil toplum kuruluşlarının tüm gayretinin, çıkar amaçlı değil, dost ve kardeş ülkelerin kalkınmasına destek olmak hedefiyle gerçekleştirildiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Afrika'nın sorunlarına Afrika çözümleri' ilkesiyle yapılan yardımlar, balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek şeklindedir. Bu bağlamda mesleki okullar, Afrika'ya yaptığımız kalkınma yatırımlarının ana unsurunu oluşturuyor. Türkiye çok yönlü bir uluslararası politika izlemektedir. Doğu'ya sırtını dönmeden yönünü Batı'ya çevirmiştir. Çok kutuplu dünyada özellikle Afrika'yı ihmal etmemektedir. Eşimin gerek Başbakan olduğu, gerekse Cumhurbaşkanlığı döneminde Afrika'ya çok sayıda ziyaretler gerçekleştirdik. Eşime refakaten katıldığım bu seyahatlerde, kadınların ve çocukların sorunlarına eğilme imkanı buldum. Bir su kuyusunun Afrikalı bir kadının hayatında ne anlama geldiğini bizzat müşahade ettim. Keza, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın yeraltı kaynaklarından habersiz Afrikalı yetimlerin çaresizliğini yüreğimde hissettim."

Bu nedenle, Afrikalı kadınların ve çocukların hayatına mütevazı bir katkı olarak bir proje başlattıklarını belirten Erdoğan, Dışişleri Bakanlığının koordinasyonuyla, himayelerinde yürütülen çalışmayla, Afrikalı kadınların el emeği ürünlerini, hak ettiği değerde, kar amacı gütmeksizin Türkiye'de pazarlanacağını dile getirdi.

Emine Erdoğan, buradan elde edilen gelirin, Afrikalı kadınlara ve çocuklara, eğitim ve sağlık yatırımı olarak geri döneceğini vurgulayarak, 25 Mayıs Afrika Günü'nde "Afrika El Sanatları Pazarı ve Kültür Evi" adıyla Ankara'da açacakları merkezin, Afrikalı kadınlarla olan dayanışmalarını artıracağını aktardı.

Kadınlar arasındaki dayanışmanın çok önemli olduğuna inandığını dile getiren Erdoğan, küresel anlamda toplumsal cinsiyet adaleti için iş birliklerinin yapılması gerektiğini söyledi.

Emine Erdoğan, "Ne yazık ki, kadın bedeninin, emeğinin ve iş gücünün sömürüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Kadınların ekonomik, siyasal ve sosyal haklarını kazanma mücadelesi, sadece kadınları değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Çünkü olumsuz etkileri herkesi kuşatmaktadır. Meseleyi bir insan meselesi olarak ele aldığımız takdirde, zaten birçok sorunun hallolacağını düşünüyorum." diyerek sözlerini tamamladı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×