Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın:

- "Türkiye herkes için küresel bir tehdit olan DAEŞ terörüne karşı verilen savaşı nasıl destekliyorsa, PKK ve FETÖ'ye karşı mücadelesinde dostlarından ve müttefiklerinden destek beklemek de Türkiye’nin hakkıdır." - "Terörle mücadelede terörün her türlü şekline karşı açık ve tutarlı bir duruş sergilenmediği sürece başarılı olunamaz. 'Benim teröristime karşı senin teröristin' söylemi sadece teröristlere fayda sağlar"

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın:

ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, DAEŞ terörüne karşı verilen savaşı destekleyen Türkiye'nin PKK ve Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) karşı mücadelesinde dostlarından ve müttefiklerinden destek beklemekte haklı olduğunu belirtti.

Kalın, Daily Sabah gazetesi için kaleme aldığı "Herkes Güvende Olmadan Hiç Kimse Güvende Değil" başlıklı makalesinde, 15 Temmuz'daki kanlı darbe girişimiyle sarsılan Türkiye'nin artık PKK, DAEŞ ve FETÖ'den gelen güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olduğuna işaret etti.

Bu nedenle dostlarının ve müttefiklerinin Türkiye'ye destek vermelerinin kendi yararlarına olduğunu kaydeden Kalın, "Türkiye'nin güvenliği, onların güvenliğinin anahtarıdır. Hipermodernite ve küreselleşmenin öğrettiği en önemli şeylerden biri herkesin güvende olmadan hiç kimsenin güvende olmadığıdır." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin terör örgütü PKK'ya karşı mücadelesini 10 yıllardır sürdürdüğünü hatırlatan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, makalesine şöyle devam etti:

"Geçmişin yanlış politikaları PKK terörünün doğmasına ve gecikmiş bir Kürt milliyetçiliğinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde silahlı çatışmaları sonlandırmak amacıyla cesur adımlar atmış ve önemli siyasi riskler almıştır. Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerdeki kamu yatırımlarını artırmış, Kürt kimliğini tanımış, Kürt dili üzerindeki yasakları kaldırmış, en önemlisi de Kürtlere Türk vatandaşları gibi eşitlik ve itibar duygusu vermiştir. Çözüm süreci olarak bilinen sürecin temel hedefi PKK'nın silahsızladırılmasıydı. PKK, silahsızlanmak yerine, hapisteki lideri Abdullah Öcalan'dan gelen çağrılara rağmen terör faaliyetlerini hızlandırdı, örgüte yeni üyeler topladı ve kent merkezlerinde şiddetli saldırılar düzenledi. Halkın Demokrasi Partisi (HDP) Meclise çözüm sürecine yardım etme sözüyle girdi ancak PKK'nin sözcülüğünü üstlendi ve en çirkin terör saldırılarını bile kınamadı. HDP, PKK'nın silahsızlanması yönünde hiçbir ciddi girişimde bulunmadı. Bunun yerine PKK'ya yönelik eleştirileri yumuşatma ve Erdoğan'ın saygınlığına zarar verme yolları aramayı seçti."

"Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok kez çözüm sürecinin beklemede olduğunu, ilerlemesinin tek yolunun PKK'nın silahlarını bırakması olduğunu duyurdu. Görünen o ki; PKK'nın temel kaygısı, Kürt meselesini çözmek değil, terörist bir örgüt olarak varlığını meşrulaştırmaktır." ifadesine yer veren Kalın, hiçbir demokraside, bir soruna barışçıl çözüm aranırken terörist bir grubun var olmasına izin verilmeyeceğini vurguladı.

PKK'nın ve onun siyasi temsilcilerinin Kürt meselesi olarak sundukları şeylerin Kürtlerin gerçek sorunlarıyla ilgili olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, PKK'nın kendi gündemini, Türkiye'deki Kürt vatandaşların gündemi gibi sunduğunu ifade etti. Kalın, "Bu kesinlikle doğru değildir, bizim ayrım yapmadan Türk ve Kürtleri öldüren bir PKK sorunumuz var. Sadece geçen hafta, PKK, Diyarbakır, Van, Elazığ ve Bitlis'te düzenlediği bombalı saldırılarda çok sayıda güvenlik görevlisi ve sivili öldürdü." değerlendirmesini yaptı.

Kalın, makalesinde şu ifadelere yer verdi:

"Avrupa ve ABD, Türkiye'ye, PKK'ya 'sevecen bir sivil toplum örgütü' gibi davranması çağrısında bulunmak yerine, PKK'yı olduğu gibi görmeli, düzenlediği terör saldırılarını amasız şekilde kınamalı, Avrupa kentlerindeki mali ve propaganda faaliyetlerini durdurmalıdır. Suriye'de DAEŞ ile mücadele adına PKK'nın Suriye uzantısı PYD'yi ve onun silahlı kanadı YPG'yi desteklemek büyük bir hata ve yanlış bir stratejik hesaptır."

Kalın, PKK'nın terör faaliyetlerine sürdürmek için Suriye'deki iç savaşı bir "duman perdesi" olarak kullandığını belirtti.

Suriye'deki savaş devam ettikçe Beşşar Esed rejiminin Şam, Halep ve ülkenin geri kalanında kadın ve çocuk ayırt etmeden sivillere saldırmaya devam edeceğine dikkati çeken Kalın, "Her gün yeni zalimliklerin fotoğrafları ortaya çıkmakta, dünyanın suskunluğu yeni utanç zirvelerine ulaşmaktadır. Suriye'deki iç savaşın iki canavarı, Esed rejimi ve DAEŞ birbirini beslemektedir. Suriye'deki savaşı sonlandırmadan DAEŞ tehdidini tamamen yok etmenin yolu yoktur, Esed gitmeden de savaşın sonu yoktur." ifadelerini kullandı.

Suriye ile 711 kilometrelik sınırı olan Türkiye'nin büyük bir yük taşıdığını ancak savaşta en çok acıyı Suriye halkının çektiğini belirten Kalın, Türkiye'nin DAEŞ’e karşı mücadelede diğer birçok ülkeden çok daha fazlasını yaptığını kaydetti.

Kalın, "DAEŞ’e karşı mücadelenin bir parçası olmak ve koalisyon jetlerine hava sahasını açmak dışında Türkiye, DAEŞ üyesi veya DAEŞ ile bağlantısından şüphelenilen 50 binden fazla kişiyi gözaltına almış, sınır dışı etmiş veya bunların ülkeye girişini engellemiştir. Türkiye, Suriye’den gelen mülteci akını arasında sınır güvenliğini artırmış, sınırdaki şehirleri DAEŞ’in roketlerine hedef olmuştur. DAEŞ ayrıca Ankara ve İstanbul’da düzenlediği bombalı saldırılarla yüzlerce masum insanı öldürmüştür." ifadelerine yer verdi.

Türkiye'nin DAEŞ'e karşı savaşında PKK'da olduğu gibi çok az yardım gördüğünün altını çizen Kalın, "Bazı Avrupa ülkeleri, güvenliklerini artırmak ve istihbarat paylaşımı yapmak yerine Türkiye’yi, Avrupa'dan gelen DAEŞ teröristlerini veya şüphelileri yakalamadığı konusunda eleştirmiştir. Teröristlerin geldiği ülkeler kendi sorumluluklarını yerine getirmedikten sonra Türkiye'nin Avrupa'dan gelenleri ayırt etmesi nasıl mümkün olabilir?" değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Türkiye’den sınır dışı edilen birkaç DAEŞ’li teröristin daha sonra Fransa ve Belçika’daki terör saldırıları gerçekleştirdiğini anımsattı.

DAEŞ'in faaliyet gösterdiği geniş alan dikkate alınmadan mağlup edilemeyeceğini kaydeden Kalın, Suriye’deki iç savaş, Afganistan, Irak, Libya ve diğer yerlerdeki başarısız devletler ile zayıf hükümetlerin DAEŞ’in militan toplaması ve propagandası için geniş bir zemin sağladığını kaydetti. Kalın, "Türkiye, tüm bu artan zorluklara rağmen DAEŞ terörüyle siyasi, ideolojik ve askeri olarak savaşmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin son olarak 15 Temmuz’da kendini en şiddetli şekilde gösteren FETÖ terörüyle karşı karşıya bulunduğunun altını çizen Kalın, Gülencilerin Türkiye’de büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini fakat daha yapılacak çok iş olduğunu vurguladı.

Kalın, "Ülkede nasıl yok olduklarını gören Gülenciler şu an yurt dışında Türkiye aleyhine karalama kampanyaları yürütmek için tüm güçlerini kullanıyor. Türkiye’nin, Avrupa, ABD, Ortadoğu, Afrika, Asya ve dünyanın geri kalanındaki dostları ve müttefikleri, bu tür kampanyalara karşı uyanık olmalı ve Gülenist kültün karanlık yönüne dikkat etmeli." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, makalesini şu şekilde sonlandırdı;

"Türkiye herkes için küresel bir tehdit olan DAEŞ terörüne karşı verilen savaşı nasıl destekliyorsa, PKK ve FETÖ'ye karşı mücadelesinde dostlarından ve müttefiklerinden destek beklemek de Türkiye’nin hakkıdır. Terörle mücadelede terörün her türlü şekline karşı açık ve tutarlı bir duruş sergilenmediği sürece başarılı olunamaz. 'Benim teröristime karşı senin teröristin' söylemi sadece teröristlere fayda sağlar. Güvenlik herkes için temel bir öğedir ve sadece herkes için geçerli olduğu vakit işe yarar."



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×