Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın:

- "Küresel topluluk, derin sessizliğinin Srebrenitsa'daki katliama nasıl yol açtığını hatırlayamazsa Suriye'de de benzer katliamlar yaşanmaya devam edecek" - "2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın ortasında yaşanan en büyük katliam olan Srebrenitsa ile yakın tarihin en ölümcül savaşı olan Suriye'yi birbirine bağlayan şey, uluslararası sistemin savaş, devlet terörü ve insanların yaşadığı ızdıraba son vermekteki ortak başarısızlığıdır" - "Sivilleri koruması gereken uluslararası sistem ise reel politik ve stratejik denge adına Suriye halkının acılarına ve toptan yok edilmesine karşı kayıtsız bir tutum izliyor. BM'den NATO'ya tüm uluslararası kurumlar, Bosna'daki soykırımda yapılan hataları tekrarlıyor" - "Üzerinden 20 yıl geçen Srebrenitsa'dan bir-iki ders aldığımızı temiz bir vicdanla söyleyebilmemiz için daha kaç insanın ölmesi gerekiyor?"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın:

ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, "Küresel topluluk, derin sessizliğinin Srebrenitsa'daki katliama nasıl yol açtığını hatırlayamazsa Suriye'de de benzer katliamlar yaşanmaya devam edecek." uyarısında bulundu.

Kalın, Daily Sabah gazetesi için kaleme aldığı "Srebrenitsa'dan Suriye'ye: Alınmayan Dersler" başlıklı makalesinde, Birleşmiş Milletler'in (BM) gözleri önünde Bosna'nın doğusunda yer alan Srebrenitsa'daki soykırımın üzerinden 21 yıl geçtiğini hatırlattı.

Nazilerin 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupalı Yahudilere uyguladığı soykırımdan hiç de farklı olmayan bir biçimde 8 binden fazla Bosnalı erkek ve çocuğun öldürülmesine uluslararası sistemin devasa boyuttaki başarısızlığının yol açtığına işaret eden Kalın, şunları kaydetti:

"Benzeri bir insani trajedi, savaşın altıncı yılına girdiği Suriye'de yaşanıyor ve yine uluslararası sistem, BM, Avrupa, ABD ve dünyanın geri kalanının gözleri önünde bunun olmasına izin vermeyi yeğliyor. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın ortasında yaşanan en büyük katliam olan Srebrenitsa ile yakın tarihin en ölümcül savaşı olan Suriye'yi birbirine bağlayan şey, uluslararası sistemin savaş, devlet terörü ve insanların yaşadığı ızdıraba son vermekteki ortak başarısızlığıdır."

Kalın, Temmuz 1995'te binlerce Boşnak kadını, "Bosna Kasabı" olarak da tanınan Ratko Mladiç emrindeki Sırp askeri güçlerinin eşlerinden ve çocuklarından ayırdığını anımsatarak, "Ailelere BM'nin ilan ettiği güvenli bölgelerde emniyette olacakları söylendi. Srebrenitsa da Goradze ve Zepa ile Bosna'nın doğusundaki üç güvenli bölgeden biriydi. BM ve diğer yetkililer, barış anlaşmasının sağlanmasına yardımcı olacağı gerekçesiyle Sırpların anlattığı öyküye inandı. Oysa Sırplar, Radovan Karadziç'in açık açık Bosnalı Müslümanların etnik temizliği olarak adlandırdığı şeyin peşinde olduklarını belli etmişti." diye yazdı.

Kalın, makalesine şöyle devam etti:

"Fransız General Philippe Morillon, Srebrenitsa'ya kaçanlara 'BM'nin koruması altındasınız. Sizleri asla terk etmeyeceğim.' sözünü vermişti. Oysa tam da aynı vakitlerde Karadziç, Sırp meclisine Sırp ordusu Srebrenitsa'ya girdiğinde 'kanın dizlerine kadar yükseleceğini' söylüyordu. Söylediği de aynen oldu. Sözde barış görüşmeleri, Boşnaklar için herhangi bir umut ışığı taşımadan başladı ancak Sırp Başbakan Slobodan Miloseviç, Karadziç ve Mladiç tarafından kurgulanan plan uygulamaya konulmuştu. Sırp siyasi liderler BM, Avrupa ve Amerikalı yetkililerle Avrupa başkentlerinin konforlu salonlarında el sıkışırken, Sırp ordusu, doğu Bosna’daki Boşnak Müslümanların imha edilmesine yönelik hiç de sır olmayan hedeflerine daha da yaklaşıyordu. Ülkenin geri kalan bölümlerinde ise binlerce kişi bir yanda Sırpların havan topu ve keskin nişancılarının ateşi altında ölüme terk edilirken diğer yanda da silah ambargosu altında eziliyordu."

BM’nin 5 daimi üyesinden en az ikisinin istihbarat servislerinin Sırpların “güvenli bölgede” kuşatılan herkesi öldürme planından haberdar olduğunun artık herkesçe bilindiğine işaret eden Kalın, bazı askeri yetkililerin, 1995 yılının mayıs ve haziran ayında BM'yi yaklaşan korkunç tehlike konusunda uyardığını ama bu uyarıların ihmal edildiğini anımsattı.

Srebrenitsa’da sivilleri korumak için görevlendirilen BM Koruma Gücü (UNPROFOR) ve Hollanda askerlerinin, Sırpların 8 bin erkek ve erkek çocuğunu ölüm tarlalarına göndermesine seyirci kaldığına işaret eden Kalın, "Sonuç, Avrupa, BM sistemi ve tüm dünyanın gelecekte akıldan çıkarmaması gereken bir soykırım olarak modern Avrupa’nın tarihinde yer alan en karanlık sayfalardan biri oldu." ifadelerine yer verdi.

Kalın, "Srebrenitsa soykırımından ve Bosna savaşından gereken dersleri aldık mı? O günden bu yana yaşanan çatışmalara ve katliamlara bakarsak, bu soruya olumlu bir cevap vermek gerçekten zor. İnsanlığa karşı bu menfur suçları işleyenler, adalet önüne çıkarıldı mı? Bu sorunun cevabı da şüpheli." diye yazdı.

Miloseviç'in 2006'da hapishanede öldüğünü, Karadziç'in soykırımdan suçlu bulunduğunu ve kaçtıktan 14 yıl sonra yakalanan Mladiç'in de hakkında verilecek kararı beklediğini hatırlatan Kalın, "Belki de adalet yerini buldu. Ancak Srebrenitsa soykırımından çıkarılacak asıl ahlaki ve siyasi ders, bu tür korkunç suçların bir daha işlenmemesini sağlamaktır." ifadesini kullandı.

- Benzer katliam Suriye'de

Benzer katliamların 20 yıl sonra Suriye'de yeniden işlendiğini kaydeden Kalın, Beşşar Esed rejiminin Suriye'de binlerce insanı tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyerek katlettiğine dikkati çekti.

Kalın, makalesine şöyle devam etti:

"Sivilleri koruması gereken uluslararası sistem ise reel politik ve stratejik denge adına Suriye halkının acılarına ve toptan yok edilmesine karşı kayıtsız bir tutum izliyor. BM'den NATO'ya tüm uluslararası kurumlar, Bosna'daki soykırımda yapılan hataları tekrarlıyor. Suriye'deki savaşa son verecek bir senaryo için sonu gelmeyen müzakereler ve girişimler devam ederken, reel politik paradigmanın düsturu olan 'savaş alanındaki gerçek' bir milletin katledildiğini ve bir ülkenin yok edildiğini gösteriyor.

Bosna Hersek'in eski dışişleri bakanlarından Muhamed Sacirbey ve Suriye'de muhalefetin ABD ve BM için özel temsilcisi Necip Ghadbian, geçen yıl, Bosna ve Suriye'deki savaşlar arasında paralellik kurarak Suriye'de uçuşa yasaklı bir bölgenin çok sayıda hayatı kurtaracağını ve çatışmayı sonlandırmaya yardımcı olacağını savunmuştu. Sacirbey ve Ghadbian, 'Bosna'ya müdahale edilmesi, birçok insanın yaşamını kurtardı. Aşırıcılığı köreltti ve nihayetinde çatışmaları sonlandırdı. Uçuşa yasaklı bölge şeklinde bir müdahale, Suriye'de en fazla sivil ölümüne yol açan Esed'in varil bombalarını durdurarak burada da benzer yararlar sağlayabilir.' demişti.

Bunu okuyanların aklına hemen Bosna'nın doğusundaki güvenli bölgelerin karanlık hatıraları gelebilir. Ancak hiçbir şey yapmamak, boş ve masraflı olduğunu kanıtlayan bir süreci Suriye'de tekrarlamak da bir çözüm değil. Eğer uluslararası sistem, 1990'larda farklı bir yol izleseydi Srebrentisa'da 8 binden fazla ve Bosna'nın geri kalanında da çok sayıda hayat kurtarılırdı. Benzer bir trajedi Suriye'de yaşanıyor. Üzerinden 20 yıl geçen Srebrenitsa'dan bir-iki ders aldığımızı temiz bir vicdanla söyleyebilmemiz için daha kaç insanın ölmesi gerekiyor?"

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×