"Böcek"te örgüt davası

- Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, çalışma ofislerine dinleme cihazı konulmasına ilişkin FETÖ/PDY üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanan 11 sanığın yargılandığı davanın görülmesine devam edildi - Tanık Yetişik: - "Kendileri gibi dindar insanların devlet kurumlarında görev alması gerektiğini, bu nedenle tedbirli olmaları davranmaları gerektiğini, emniyetin çok önemli olduğunu, emniyetin cemaatin kalbi olduğunu söylüyorlardı. Hatta emniyetin cemaatin kalbi olduğu sözünün Fetullah Gülen'e ait olduğunu söylemişlerdi" - "Emniyetteki polislere 2002 yılında bir talimat geldi, Fetullah Gülen'in polis memurlarının eşlerinin başlarının açık olması gerektiği, bu şekilde tedbir almaları gerektiği söylendi. Hem eşim hem de bizi tanıştıran kişi bana başımı açmam gerektiğini söylediler. Fetullah Gülen'in talimatı olduğunu bildirdiler" - "17-25 Aralık operasyonları' sonrası 'temizlik' talimatı geldi, evlerdeki kitapları ve CD'leri topladık"


ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, çalışma ofislerine dinleme cihazı konulmasına ilişkin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanan 11 sanığın yargılandığı davanın görülmesine devam edildi.

Kamuoyunda "böcek" adıyla bilinen soruşturma kapsamında açılan ikinci davanın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasına, sanıklar Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak, Başbakanlık Koruma Şube eski müdürü Ahmet Türer ve Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği eski personeli Hasan Akın, sanık avukatları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın katıldı.

Sanıklardan Türer, Başbakanlık çalışma ofislerine "böcek" tabir edilen dinleme cihazı konulmasına ilişkin daha önce Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığını belirterek, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

FETÖ/PDY ile bir bağlantısı olmadığını öne süren Türer, davanın sanıklardan Serhat Demir'in bacanağı olduğunu söyledi. Türer, ayrıca yaklaşık 7-8 yıl önce tüm hisseleri kendisine ait finans ve dış ticaret şirketi bulunduğunu ve Bulgaristan'da gıda sektöründe bir şirkete ortak olduğunu belirtti.

İstanbul'da hakkındaki bir soruşturmadan dolayı açığa alındığı sırada polis kimliğini kaybettiğini ve daha sonra kimliğini bulan bir kişinin karakola teslim ettiğini ileri süren Türer, "O esnada emniyete ait kimliğin benden iadesi istendi. Ben o esnada kimliğimi kaybetmiştim, daha doğrusu cüzdanımı, içinde kimliğimle birlikte kaybetmiştim. Bu nedenle kimliğimi iade edemedim. Yaklaşık bir ay sonra bir vatandaş cüzdanımı, içindeki bazı kimliklerle birlikte Sarıyer Emniyet Müdürlüğüne getirip, vermiş. Ben de oradan kimliğimi tekrar aldım." diye konuştu.

Polis kimliğini neden iade etmediğinin sorulması üzerine Türer, "O sırada olaylar çok hızlı geliştiği için unuttum, zaten bir hafta sonra da gözaltına alındım." dedi.

Yakalandığında, üzerinde çıktığı iddia edilen Ahmet Zeki Üçok ve Yargıtay'daki "hizmet hakimleriyle" ilgili olduğu belirtilen belgeleri kabul etmeyen Türer, "Bende yakalandığı belirtilen bu belgelerle ilgili iddiaları kabul etmiyorum. FETÖ üyesi olduğum ve Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığında bu örgütün üyelerini işe alıp, orada etkin hale gelmelerini sağladığım iddiasını kabul etmiyorum." ifadelerini kullandı.

- "Serhat Demir'i bacanağım olduğu için istemedim"

Bacanağı Serhat Demir'i Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığına kendisinin alıp almadığının sorulması üzerine Türer, şunları ileri sürdü:

"Ben Başbakanlık Koruma Şube Müdürü iken, Başbakanlık Koruma Daire Başkanı Mehmet Yüksel, Başkan Yardımcısı da Zeki Bulut idi. Bacanağım Serhat Demir, ben Başbakanlık Koruma Şube Müdürü olduktan sonra orada görevlendirildi. Görevlendirilmesinde hiçbir katkım yoktur, hatta bacanağım olduğu için istemedim, referans dahi olmadım. Kendisi talep etmişti. Başarılı bir memurdu."

Türer, beraatını istedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, iddianamedeki Türer'e ait para transferlerinin sorulmasını talep etti.

İddianamede geçen kendi hesabındaki para transferinin başbakanlıkta yürütülen bir projenin harcamaları olduğunu ve Başbakanlık Tanıtım Fonu'ndan karşılandığını ileri süren Türer, para yollayanlardan Hüsamettin Çakmak, Mustafa Aktaş, Ali Akpınar ve Zafer Demirkaya'nın da Başbakanlık Koruma Şube Müdürlüğünde kendisinin yanında çalıştığını bildirdi.

Para transferinde adı geçen Uğur Hızal'ın arkadaşı olduğunu ve İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda çalıştığını belirten Türer, "Ona neden para gönderdiğimi şu anda hatırlayamadım. Yine bana 2013 yılında göndereni belli olmayan 345 bin 873 dolar para gönderilmesi ile ilgili de şu anda hatırlamıyorum ancak o dönemde Amerikan Kongre Kütüphanesindeki Türk eserleriyle ilgili bir proje bedeli olarak Başbakanlık Tanıtma Fonu'ndan gönderilmiş olabilir." dedi.

Türer'e Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada verdiği ifadelerle bugünkü beyanları arasında çelişki bulunduğu belirtildi, bunun üzerine Türer, şunları söyledi:

"(Serhat, bacanağım olduğu için ben referans oldum. Daire başkanımıza önerdim.) Tam hatırlamıyorum ama öyle demiş olabilirim. O ifadem doğrudur. Daha doğrusu o tarihte nasıl ifade verdiğimi hatırlamıyorum. (Kaybettiği polis kimliğini bulan bir vatandaş, Sarıyer Emniyet Müdürlüğüne getirip, vermiş. Ben de oradan kimliğimi tekrar aldım.) Ben az önce kaybettiğim cüzdanı Sarıyer Emniyet Müdürlüğüne teslim edildiğini söylemiştim. Ancak Hatice isimli bayan cüzdanımı bulmuş ve bana ulaşarak Sarıyer Emniyet Müdürlüğü içinde buluşarak bana teslim etmişti, resmi kayıtlara geçen bir durum yoktur."

- "Emniyet, cemaatin kalbi"

Tanık Didem Yetişik, Abdullah Yetişik ile 2002'de evlendiğini ve o tarihten önce "Fetullah Gülen cemaati" ile bir bağlantısı olmadığını söyledi.

Düğünlerinden bir kaç ay önce lojman çıkması için resmi nikah kıydıklarını belirten Yetişik, şunları kaydetti:

"Ben o tarihlerde eşimin Fetullah Gülen yapılanmasıyla bağlantısı olduğunu öğrendim. Düğünden sonra eşimle anlaşmazlığa düştüğümüz en büyük konu, bu cemaat meselesidir. Ben eşimin bu yapı içerisinde bulunmasını istemiyordum. Ancak o bana bu yapıdan çıkamayacağını söylüyordu. Kadınlara çok da bilgi verilmiyordu. Toplantılara gidiyordum, evlerde ablalık yapıyordum. Haftalık arkadaş grubumuzda gelen arkadaşlarla Fetullah Gülen'e ait 'Bam Teli' isimli konuşmaları dinliyor ve Gülen'e ait ABD'den gelen videoları izlerdik. Kadınlar ve erkekler ayrı günlerde ve ayrı evlerde toplanırdı."

Buluşmaların polis lojmanları dışında yapıldığını savunan Yetişik, "Kendileri gibi dindar insanların devlet kurumlarında görev alması gerektiğini, bu nedenle tedbirli olmaları, davranmaları gerektiğini, emniyetin çok önemli olduğunu, emniyetin cemaatin kalbi olduğunu söylüyorlardı. Hatta emniyetin cemaatin kalbi olduğu sözünün Fetullah Gülen'e ait olduğunu söylemişlerdi." ifadelerini kullandı.

Toplantıların, genellikle karı-koca olan "abi ve ablaların" evinde yapıldığını, bu toplantılarda bazen sadece kadınların kendi arasında buluşup oturduğu, bazen de hem erkek hem de kadınların birlikte aynı eve giderek, ayrı odalarda "okuma ve kaset izleme faaliyetlerinde" bulunduklarını ifade eden Yetişik, şöyle devam etti:

"Toplantılara katılan bu 5-6 kişilik gruplar genelde aynı seviyedeki polis memurları arasında oluşturuluyordu. Rütbeliler ayrı, hatta önceki sonraki dönem polis okulu mezunları ayrı ayrı gruplar halinde faaliyet gösteriyorlardı. Herkes kendi devreleri ve birimlerinde çalışan polislerle bir araya geliyordu. Deşifre olmamak için 'birbirinizi bilseniz dahi asla ifade etmeyeceksiniz' diye tembih ediliyordu. Kamufle olma olayıyla ilgili olarak şunu söyleyebilirim; emniyetteki polislere 2002 yılında bir talimat geldi, Fetullah Gülen'in polis memurlarının eşlerinin başlarının açık olması gerektiği, bu şekilde tedbir almaları gerektiği söylendi. Hem eşim hem de bizi tanıştıran kişi Nuray Ejder bana başımı açmam gerektiğini söylediler. Fetullah Gülen'in talimatı olduğunu bildirdiler. Yukarıda da belirttiğim gibi dindar insanların emniyet içerisinde belirli kademelerde yer almalarının gerekli olduğunu, bu fedakarlığın yapılması gerektiğini söylediler. Ben de onları dinledim ve o tarihte başımı açtım."

Eşinin Ankara'ya tayin olmadan önce Sedat Zavar'ın çocuğu olmadığı için eşiyle birlikte ABD'ye "Hocaefendi"nin duasını almaya gittiğini duyduğunu ileri süren Yetişik, "Bir yere gittiğimizde ya da birinin ismi geçtiğinde eşim bu bizden ya da bizden değil diye tanıtırdı, Sedat Zavar'ın cemaatle bağlantısını ve konumunu bu şekilde öğrendim. Ben Sedat Zavar'la Ankara'da yüz yüze tanışmadan önce eşim, 'Sedat cemaatin önemli ve aktif bir elemanı' dedi." ifadesini kullandı.

- "Cemaatten eşime 'boşanabilirsin' talimatı gelmiş"

Eşinin, 2008'de Erzurum'a tayinin çıktığını belirten Yetişik, "Orada da yine aynı şekilde cemaat içinde faaliyet göstermemiz istendi ancak ben aslında yapı itibariyle çok fazla itaatkar biri değilim. Bana bir talimat verildiğinde, aklıma yatmazsa itiraz ediyordum. Bu ise cemaat içinde hoş görülmüyordu. Bu nedenle benimle daha fazla ilgileniyorlardı. Bana daha fazla sorumluluk vererek, orada kalmamı sağlamaya çalışıyorlardı." diye konuştu.

"Cemaatin Erzurum sorumlusu" olan "Zehra" kod adlı kişiye kendisinin toplantılara zorla gittiğini söylemesi üzerine kendisine daha fazla sorumluluk verdiklerini öne süren Yetişik, "Zehra bana 'devletin bekası için bu yapıda kalmam gerektiği'ne dair ikna edici şeyler söylemişti. Ben çok da gönüllü olmamakla birlikte yine de faaliyetlerin içinde bulundum. Araç da kullanabildiğim için genelde arabayla bayanların istediği yerlere götürülüp getirilmesi gibi hususlarda da yardımcı oluyordum. Bu dönemde benim bu faaliyetlere isteksiz katılmamdan dolayı eşim cemaatteki kendi üstündeki kişilere benden şikayetçi olmuş." dedi.

Eşinin cemaat ile ilişkisinden rahatsız olduğunu anlatan Yetişik, "Eşim benimle olan ilişkisini azaltmıştı. Aslında o dönemde, eşimin üstündeki sorumluları, benden boşanabileceğine yönelik izin çıktığını söylemişler ancak eşim bunu benle paylaşmadı." diye konuştu.

- "Temizlik talimatı geldi, evlerdeki kitapları ve CD'leri topladık"

Erzurum'da çalıştıkları dönemde cemaate ait kitapları okuyup kasetleri en çok izleyen kişileri ödül olarak Amerika'ya Fetullah Gülen'in yanına gitmesi şeklinde bir uygulama olduğunu söyleyen Yetişik, şunları kaydetti:

"Eşim benden 'bol bol kitap oku, kaset dinle, biz de gidelim' diye ricada bulundu. Ben Erzurum ikincisi oldum, bizim de biletimiz cemaat tarafından alındı. Amerika'da 'hocaefendi'nin huzuruna gittik. Eşim Fetullah Gülen ile görüştü beni görüştürmediler. Dönüşte Atatürk Havalimanına geldiğimizde eşim bana 'Benim senle artık işim bitmiştir, boşanma kararı çıktı, boşanabiliriz' diyerek beni ailemin yanına bırakarak yurt dışına gitti. Bu olay 2013 Mayıs ayında meydana geldi o tarihten sonra eşimle bir araya gelmedik.

Bundan sonra eşim boşanma davası açtı, dava devam ediyor. Eşimle boşanma sebebim cemaat yüzündendir. Eğer kadın çalışıyor ve himmet alınıyorsa boşanmaya sıcak bakılmıyor. Babanızın ya da eşinizin maddi durumu kötüyse, çalışmıyorsa ve himmet vermiyorsa bir kenara atılıyor.

Sedat Zavar'ın eşi Sibel bana zaten sürekli tedbirli olunması gerektiğini, hükümetin cemaate iftira attığını söylüyordu, hatta Sibel ile birlikte birkaç defa cemaat toplantılarına gittiğimde ismini bilmediğim bir abla bu konularla ilgili çok daha ağır şeyler söylüyor, hatta dönemin başbakanına hakaret içerikli şeyler de söylediğini hatırlıyorum. Bunun dışında ben o üç aylık dönemde Sedat Zavar'ın Erzurum'da cemaatle ilgili hangi faaliyetleri yürüttüğünü bilmiyorum. Zaten erkeklerin faaliyetlerini bayanlar bilmez. '17-25 Aralık operasyonları' sonrası 'temizlik' talimatı geldi, evlerdeki kitapları ve CD'leri topladık."

Mahkeme Başkanı Cafer Aşık, firari sanıklar Enes Çiğçi, Ali Özdoğan ile Serhat Demir'in yakalanamadığını tutanağa yazdırdı.

"Böcek" Davası ile ilgili Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki kararın Yargıtay'da olduğunu belirten Mahkeme Başkanı Aşık, gizli tanıklar "Hançer 2014" ve "Şimşek"in gelecek celse dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

İddianamede, Sedat Zavar, Ali Özdoğan ve Hasan Palaz FETÖ yöneticiliği, diğer şüpheliler de örgüt üyeliğiyle suçlanıyor. Sanık Hasan Akın'ın da "askeri ve siyasi casusluk" suçundan da cezalandırılması isteniyor.

FETÖ/PDY'nin, usulsüz dinlemeyi eskiden beri alışkanlık haline getirdiği ve örgütü yöneten Gülen'in, kişisel sırları öğrenmeye özel merakı bulunduğu, "en yakınındakiler dahil herkesi dinletip, özel bilgiler elde ederek, zamanı geldikçe kullandığı" belirtilen iddianamede, "onun bu zafiyetinin örgüt üyelerince taklit edildiği" belirtiliyor.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×