Başkan Trump ile en sıcak Temmuz ayı

Trump, ithalata ek vergiler getirerek, müttefik ya da potansiyel tehdit ayırt etmeden tüm dünyayı karşısına alırken, Kuzey Kore'de barış için attığı adımı anlamlandırmakta tüm dünya zorlanıyor. ABD'nin "Birleşik Devletler Pasifik Komutanlığı"nın isminin "Birleşik Devletler Hint-Pasifik Komutanlığı" olarak değiştirmesi, Türk basınında pek de ilgi çekmedi. Ama bu hamle, basit bir tabela değişikliğinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Bundan böyle Amerikan savaş gemileri, Hint Okyanusu'nda daha fazla varlık gösterecek, asıl hedefleri ise Çin'in, Malakka Boğazı'ndan Doğu Afrika kıyıları ile Kızıldeniz'e ve Umman Denizi'ne kadar uzanan alandaki artan ekonomik ve askeri gücünü sınırlamak. Son gelişmeler, Kore Yarımadası'ndaki statükonun değişmesi halinde, bölgede boşa çıkacak Amerikan askeri varlığının Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu'ndaki yeni hedeflerine yöneleceği izlenimini doğuruyor. Çin'in Deniz İpekyolu'nun inşasında yararlandığı, Myanmar, Pakistan, Sri Lanka, Maldiv Adaları ve Cibuti'deki askeri üs ve limanların Pekin yönetimine sağladığı ticari ve askeri nüfuz, Washington yönetiminin tehdit algısında ilk sıralarda yer alıyor.

Başkan Trump ile en sıcak Temmuz ayı
23 Haziran 2018 Cumartesi 13:00

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, ithalata ek vergiler getirerek, Kanada, Avrupa Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti demeden, müttefik ya da potansiyel tehdit ayırt etmeden tüm dünyayı karşısına alırken, Kuzey Kore'de barış için attığı adımı anlamlandırmakta tüm dünya zorlanıyor. 12 Haziran'daki Singapur Zirvesi'nde imzalanan belgenin en önemli iki maddesine ilişkin henüz ortaya konmuş bir somut hamle yok. Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan arındırılmasına yönelik bir sonraki adımın ne olacağı ya da Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Kore'ye vereceği güvenlik garantilerinin neleri içereceği belirsizliğini koruyor. Şimdilik ABD'nin Ağustos ayı için Kore Yarımadası'nda planladığı tatbikatları durdurduğunu, Japonya'nın da ABD'nin bu kararın hemen ardından Japon Denizi'ne kıyısı olan 9 vilayetinde Kuzey Kore'nin orta menzilli füze denemelerine karşı planladığı sivil savunma tatbikatını iptal ettiğini biliyoruz. Ve bir de Kuzey Kore lideri Kim Yong-Un'un Mart ayından bu yana Çin Halk Cumhuriyeti'ne yaptığı üçüncü ziyaret var elimizde. Bu ziyaret Pyongyang yönetiminin yalnızca Washington ile değil Pekin ile ilişkilerinin de karakterinin değişmekte olduğuna dair işaretler taşıyor. Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki Şi Cingping odaklı hale gelen yönetimin, son Komünist Partisi Kongresi'ndeki reformlar paralelinde Kuzey Kore'deki müesses nizamın temsilcileri ile ilişkileri azaltarak, genç lider Kim ile yeni bir ilişki modeli kurduğu anlaşılıyor. Bu değişikliğin emarelerinden biri olarak Kuzey Kore liderinin 18 Haziran'da Pekin'e yaptığı son ziyaretin Kuzey Kore devlet televizyonu tarafından belgesel haline getirilmesini gösterebiliriz. [1]

Peki, Kuzey Kore-Çin Halk Cumhuriyeti ekseninde yaşanmakta olan bu gelişmeler, Asya-Pasifik bölgesinin tümünde iyimserlik havasının hakim olması için yeterli mi? Yoksa ayrıntılardaki şeytanı mı aramalıyız? Kuzey Kore'ye elini uzatan kişinin Donald Trump olduğunu gözönüne aldığımızda ikinci sorunun cevabını aramak daha yerinde olacak gibi görünüyor.

O cevap için fazla geçmişe gitmeye de gerek yok. Tarih 30 Mayıs Çarşamba, yer Hawaii Adası. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, yakın gelecekte Asya'da dengeleri değiştirecek bir açıklamayı yapmak için sembolik bir mekanı tercih ediyor. Mattis, Pearl Harbor'daki deniz üssünde "Birleşik Devletler Pasifik Komutanlığı"nın isminin "Birleşik Devletler Hint-Pasifik Komutanlığı" olarak değiştirildiğini duyurdu. Türk basınında pek de ilgi çekmeyen bu hamlenin, basit bir tabela değişikliğinin çok ötesinde anlamlar taşıdığının fark edilmesi de uzun sürmedi. Amerikan donanma kaynakları, bundan böyle Amerikan savaş gemilerinin Hint Okyanusu'nda daha fazla varlık göstereceğini "müjdelerken" asıl hedeflerinin, Çin'in, Malakka Boğazı'ndan Doğu Afrika kıyıları ile Kızıldeniz'e ve Umman Denizi'ne kadar uzanan alandaki artan ekonomik ve askeri gücünü sınırlamak olduğunu açıkça ifade ettiler.

Pearl Harbor'daki bu açıklamanın ardından Trump-Kim Zirvesi'ne giden yolda Singapur'da Türk basınında pek ilgi çekmeyen bir gelişme daha yaşandı. 1 Haziran'da Asya-Pasifik ülkeleri ile ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin hükümet ve devlet başkanlarının yanısıra savunma bakanları Singapur'daki "Shangri-La Diyalog Toplantısı"nda bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Hint-Pasifik bölgesinin çok kutuplu karakterine vurgu yaparken, Çin Halk Cumhuriyeti ya da ABD'nin bu bölgede tek söz sahibi hegemon bir devlet olarak ortaya çıkmasına izin verilemeyeceğini söyledi. Modi'nin bu sert açılışını, ABD Savunma Bakanı Mattis'in, Güney Çin Denizi'nin Pekin yönetimi tarafından silahlandırıldığına yönelik suçlaması takip etti. Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan'ın Çin Halk Cumhuriyeti ile itilaf halinde olduğu Güney Çin Denizi 1947'den bugüne Kore Yarımadası gibi bölgede potansiyel bir kriz konusu. Çin Halk Cumhuriyeti, yüzde 80'lik bölümünde hak iddia ettiği Güney Çin Denizi konusundaki ABD suçlamalarına karşılık vermekte de gecikmedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, ABD Savunma Bakanı Mattis'in suçlamalarını cevaplarken, ABD'nin Güney Çin Denizi'ndeki askeri varlığının, Çin ve bu denize kıyısı olan tüm ülkelerin donanmlarından fazla olduğuna dikkat çekti. Hua ayrıca "ABD yönetimindeki bazı isimler, Çin'e Güney Çin Denizi'ni askerileştirdiği suçlamasını yöneltirken, asıl hırsızın 'hırsızı yakalayın' diye bağırması misali bir komikliğe düşüyor." ifadesini kullandı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "ABD, uluslararası hukuk tarafından sınırları çizilmiş olan uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğünü mü istiyor yoksa ABD hegemonya sözlüğündeki 'saldırı özgürlüğünü' mü hedefliyor?" sorusunu yönelterek, "Güney Çin Denizi'ni kimin askerileştirdiğini anlamak için gözlerinizi açıp bakarsanız, fazla söze gerek kalmayacaktır." diyerek, Washington yönetiminin bölgede bir askeri harekat zemini aradığına da işaret etti.

İşte, uluslararası toplumun fazlasıyla iyimser beklentiler ile izlediği 12 Haziran'daki ABD-Kuzey Kore Zirvesi, Pearl Harbour ve Shangri-La Diyalog Toplantısı'ndaki bu tehditlerin gölgesinde gerçekleşti. Bu manzara ister istemez, Kore Yarımadası'ndaki statükonun değişmesi halinde, bölgede boşa çıkacak Amerikan askeri varlığının Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu'ndaki yeni hedeflerine yöneleceği izlenimini doğuruyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nin Güney Çin Denizi'nde inşa ettiği ve askeri üslere dönüştürdüğü adaların yanısıra, Hint Okyanusu'nda edindiği limanlar da ABD 'nin deniz gücünün ve siyasi baskısının menziline girecek. Çin'in Deniz İpekyolu'nun inşasında yararlandığı, Myanmar, Pakistan, Sri Lanka, Maldiv Adaları ve Cibuti'deki askeri üs ve limanların Pekin yönetimine sağladığı ticari ve askeri nüfuz Washington yönetiminin tehdit algısında ilk sıralarda yer alıyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nin bu ülkelerde üs ve liman elde etmek için yaptığı ekonomik yatırımların boyutu ise Sri Lanka ve Maldiv Adaları örneklerinde görüldüğü gibi yerel siyasi yapılar arasında çatışmaları hatta darbe iddialarını gündeme getiriyor. 1970'li yıllardan bugüne Hindistan'ın nüfuz sahası içerisinde bulunan Maldiv Adaları'nda Devlet Başkanı Abdulla Yamin'in bu yıl içerisinde Çin'den aldığı destekle muhaliflerine yönelik gerçekleştirdiği yargı kurumu destekli üstü kapalı darbe Hint Okyanusu'ndaki rekabeti gözler önüne serdi. Maldivler'deki muhalif lider Muhammed Naşid Hindistan ve ABD'yi müdahaleye çağırırken, Pekin yönetimi Hindistan'ı ekonomik ya da askeri bir müdahale girişiminde bulunmaması yönünde açıkça uyardı. Çin Halk Cumhuriyeti, Maldivler'de yerel siyasi müttefikleri ile hakimiyetini tesis ederken, Gan Adası'ndaki hava ve deniz üssüne göz dikmesi, Yeni Delhi yönetimini olduğu kadar Amerika Birleşik Devletleri'ni de tedirgin etmiş durumda. Uzun yıllar İngiliz donanması tarafından kullanılan, ardından 10 yıl kadar Hindistan'ın kontrolüne geçen üste, bugün Hint donanmasından sembolik bir kuvvet bulunuyor. Gan Adası'nın, deniz üssü olarak Çin donanmasına tesis edilmesi durumunda güney yarımküre denizlerinde denge değiştirecek bir gelişmeyle karşı karşıya kalınacak. Çin donanması bir yandan Hint Okyanusu'nun tamamında hakimiyet sağlayacak bir noktaya yerleşme imkanı bulurken, bir yandan da ABD askeri hegemonyasının en kritik yapı taşlarından biri olan Diego Garcia Üssü üzerinde baskı kurma imkanı bulacak.

Maldiv Adaları'na bin 170 kilometre kadar mesafedeki Diego Garcia mercan adası jeostratejik konumu sayesinde, ABD'nin 1. Körfez Savaşı, Afganistan'ın işgali operasyonu ve 2003 yılındaki Irak'ı işgalinde önemli rol oynamıştı. Uzun menzilli bombardıman uçaklarını Diego Garcia'dan kaldıran ABD, bu adayı aynı zamanda savaş uçakları için önemli bir lojistik merkez olarak kullanmış, uydu iletişimini de bu adadan yönetmişti. Uçak gemilerinin ve nükleer denizaltıların demirlemesi için uygun bir doğal limana sahip olan Diego Garcia konumu itibarıyla tüm Hint Okyanusu deniz trafiğinin kontrol altında tutulmasında hakim bir konuma sahip. İşte, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Maldiv Adaları'ndaki siyasi ve ekonomik yapıyı kontrol altına alarak Gan Adası'nda edinmek istediği deniz üssü, bölgedeki ABD hakimiyetini Çin füzelerinin menzili içerisine alabilecek en kritik noktalardan biri.

Yalnızca Gan Adası ile Diego Garcia'nın mukayese edilmesiyle ortaya çıkan perspektif herhalde, ABD'nin Kuzey Kore ile masaya oturarak, bu bölgedeki tehdidi bertaraf etme arayışındaki sebebi anlatmaya yeterlidir. Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan arındırılması ile ABD'nin Güney Kore, Japonya ve Guam Adası'nda üslenmekte olup boşa çıkacak askeri gücünü nereye yönelteceğinin cevabını da böylece bulmuş oluyoruz. Bahsettiğimiz askeri güç en az 2 uçak gemisi ve beraberindeki muharebe grubunu, 300 binden fazla askeri, nükleer bombardıman uçakları ile çok sayıda savaş uçağı ve zırhlı aracı kapsıyor.

Kuzey Kore'den kaynaklanan tehditlerin son bulması ile Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı ve Hint Okyanusu'na yoğunlaşması kaçınılmaz olarak görülen bu askerin gücün tek hedefi Çin Halk Cumhuriyeti ve onun Doğu Afrika kıyıları ile İran Körfezi'ne kadar kurduğu liman ve üsler zinciri ( Deniz İpekyolu ya da İnci Kolyesi Stratejisi ) olmayacaktır. ABD'nin 2017 Strateji Belgesi'nde tehditler arasında saydığı Pakistan, Washington yönetimi tarafından tam bir ablukaya alınırken, İran'ın üzerindeki baskı artacak, İran petrolleri ve doğalgazının uluslararası pazarlarla buluşmasının önündeki engeller artacaktır. Ezeli rakibi Çin ile beraber tehdidi fazlasıyla hissedecek bir başka ülke ise Hindistan olacaktır. Nükleer enerji ve savunma sanayi konusunda Rusya ile yakın bir işbirliği yürüten Hindistan da Türkiye gibi Moskova'dan S-400 yüksek irtifa hava savunma füzesi almaya teşebbüs ettiği için ABD tarafından kara listeye alınan ülkeler arasına eklendi.

ABD'nin Hint Okyanusu'nda artan askeri gücü, Yeni Delhi ile Moskova arasındaki ilişkileri tehdit ederken, Hindistan'ın İran'dan tedarik ettiği ucuz petrolün de sonu anlamına gelecektir. Trump yönetiminin Kuzey Kore ile barış masasına oturması ile eş zamanlı olarak hayata geçirdiği "Hint-Pasifik Komutanlığı"hamlesi uzun vadede ulusal para birimleri ile ticaret yaparak, Amerikan dolarının küresel hakimiyetine son vermeyi planlayan Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerin tamamının görünmez bir ablukaya maruz kalması sonucunu da verebilir. Brexit tercihi ile Avrupa Birliği macerasını geride bırakan İngiltere'nin bu kuşatmayı aşıp Çin'e nasıl ulaşacağı ya da Almanya'nın Çin'in Doğu Türkistan bölgesindeki enerji rezervlerine ABD engelini aşarak nasıl erişim sağlayacağı yeni jeopolitik çatışmaların kaynağını oluşturacaktır.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin ABD'nin deniz ablukasını aşmak için tasarladığı "Bir Kuşak Bir Yol Projesi"nin işlevi de bu kuşatma teşebbüsü sürecinde daha iyi anlaşılacak. Bu karmakarışık denklemin nerelere varabileceği ya da ABD kuşatma hareketinin somut sonuçlar elde edip edemeyeceğine dair ilk ipuçlarından birini ise gelecek hafta elde etmek mümkün olacak. Ülkesiyle Kuzey Kore arasındaki zirveyi organize eden isimlerden biri olan John Bolton'un Pazartesi günü Moskova'da olması bekleniyor. Londra ve Roma'da müttefik ülkelerin temsilcileriyle de görüşecek olan ABD Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton'un hedefi, Moskova'daki temaslarında Trump ile Putin arasında gerçekleştirilecek bir zirve toplantısının planlamasını yapmak. Temmuz ayında hayata geçirilmesi beklenen bu zirve toplantısının Brüksel'deki NATO Zirvesi'nden önce mi yoksa sonra mı olacağı şimdilik bilinmiyor. G-7 Zirvesi'nde Almanya Başbakanı Merkel ve Kanada Başbakanı Trudeau'ya en ağır eleştirileri getiren Trump'ın, NATO harcamaları konusunda Avrupalı müttefiklerini daha da rencide etmesinin kaçınılmaz olarak görüldüğü bir süreçte Putin ile biraraya gelmesinin batı dünyasının yaşadığı soğuk duşlara bir yenisini eklemesi kaçınılmaz olacak. Temmuz ayı yalnızca Atlantik ötesi ilişkiler açısından değil, Avrasya, Hint Okyanusu, Güney Çin Denizi ve Kore Yarımadası için de sıcak geçecek.

[1] ( https://www.youtube.com/watch?v=18KV8Pmdd_o&feature=youtu.be Korece bilmeseniz de 21 Haziran'da Kuzey Kore devlet televizyonunda yayınlanan, eşine rastlanması pek mümkün olmayan bu belgeseli izlemenizi tavsiye ederim)

[Ankara'da ikamet eden gazeteci Mehmet A. Kancı, Türk dış politikası üzerine analizler kaleme almaktadır]


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×