Anayasa Mahkemesinden baz istasyonu kararı

- Yüksek Mahkeme, baz istasyonuyla ilgili bireysel başvuruda, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile yaşamına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi

Anayasa Mahkemesinden baz istasyonu kararı
06 Mayıs 2016 Cuma 12:39

ANKARA (AA) - Anayasa Mahkemesi, konut yakınında bulunan baz istasyonunun sağlığı olumsuz etkilediği gerekçesiyle açtıkları dava reddedilen başvurucuların, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasını yerinde bulmadı.

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, İstanbul'da ikamet ettiği apartmanın yakınına baz istasyonu kurulan Hüseyin Tunç Karlık, 2007'de istasyonun kaldırılması için Türk Telekomünikasyon Kurumu Genel Müdürlüğü ve ilgili şirkete başvuruda bulundu.

Ulaştırma Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Başkanlığının yazısı ile söz konusu istasyonun ilgili mevzuatta öngörülen koşullara uygun olduğu ve kurulum ile çalışmasına yasal engel bulunmadığı bildirildi.

Karlık, yaklaşık 3 yıl sonra eşinin kanser hastalığına yakalandığını belirterek, yeniden istasyonun kaldırılması talebini iletti. Talebe, ilgili idare ve şirketten yanıt gelmedi.

Hüseyin Tunç Karlık, 10 Haziran 2011'de eşinin sağlıklı biriyken kansere yakalanıp hayatını kaybettiği, aynı apartmanda ikamet eden Zahide Şadan Karluk da kansere yakalandığı gerekçesiyle baz istasyonunun kaldırılması talebiyle dava açtı. Dava dilekçesinde Hüseyin Tunç Karlık için 18 bin lira maddi, 200 bin lira manevi, Zahide Şadan Karluk için 50 bin lira manevi tazminat istendi.

Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, söz konusu baz istasyonunun, yaydığı elektromanyetik radyasyon seviyeleri açısından yürürlükteki yasal düzenlemelerin öngördüğü şekilde tesis edildiği, seviyelerin sınır değerlerin altında olduğu yönündeki bilirkişi raporu doğrultusunda davayı reddetti.

Kararda, istasyonun, başvurucuların dairelerine yaklaşık 7 metre uzaklıkta bulunduğu, radyasyon seviyesinin sınır değer 6 olmasına karşın, 0,62 olarak ölçüldüğü, davacının aletten etkilenme olasılığının bulunmadığı belirtildi.

Kararın Yargıtay 14. Hukuk Dairesince onanması ve karar düzeltme talebinin de reddedilmesi üzerine, davacılar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

Başvuruyu kabul edilebilir bulan Yüksek Mahkeme, baz istasyonuyla ilgili açtıkları dava reddedilen başvurucuların maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile yaşamına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesinin kararında, gerek yaşam hakkıyla gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi ve bugünkü nesil kadar gelecek nesilleri ilgilendirmesinin, çevre hakkını çok daha önemli hale getirdiği belirtildi.

Bir çevresel durumun mevzuattaki güvenceleri etkin hale getirebilmesi, belli bir ağırlığa ulaşması gerektiği aktarılan kararda, bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler ile başvurucunun özel ve aile yaşamı veya konutunu kullanım hakkı arasında yeterince sıkı bir bağın varlığının bulunduğu kaydedildi.

Özel veya aile yaşamını ve konuta saygı hakkını etkileyen çevresel bir meselede, söz konusu usul güvencelerinin en önemli bileşenlerinden birinin, başvurucunun kamusal makamların eylem veya ihmallerini bağımsız yargısal bir makam önüne taşıma ve gerektiği şekilde inceletebilme imkanı olduğu belirtilen kararda, Anayasa Mahkemesinin görevinin söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya etkilerinin nasıl azaltılacağının belirlenmesi olmadığı, kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıklarının değerlendirildiği anlatıldı.

Bireylerin menfaatleri ile söz konusu faaliyetin yürütülmesine ilişkin kamusal ve genellikle ekonomik yarar arasında adil bir denge tesis edilip edilmediğinin belirlenmesi gerektiği ifade edilen kararda, istasyonun kurulumu ve işletilmesi için verilen iznin özellikle haberleşme alanında mobil telefon teknolojisinin kullanılması açısından kamu yararına hizmet ettiğinin açık olduğu vurgulandı.

- "Bilimsel raporda yer alan veriler göz önünde bulundurulmalı"

Bu dengenin adil olup olmadığının belirlenmesi için dosyaya sunulan bilimsel raporda yer alan verilerin göz önünde bulundurulması gerektiği kaydedilen kararda, şöyle denildi:

"Derece mahkemelerince başvurucuların iddialarının yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları kapsamında ayrıntılı olarak değerlendirildiği ve başvurucuların iddialarının yerinde görülmeme nedenlerinin kapsamlı bir gerekçeyle ifade edildiği anlaşılmaktadır.

İlgili yargısal makamlarca radyoaktif kirliliğin insan sağlığı üzerindeki olası zararlı etkilerinin bilimsel bir kesinliğe ulaşmayan karmaşık bir konu olduğu, başvurucular tarafından psikolog bilirkişinin değerlendirmelerine dayanarak kişilerde meydana gelen hastalık ve ölüm kaygısının teknolojik ürünlerle yakın mesafede yaşanmak istenmemesinin doğal olduğu sonucundan hareketle illiyet bağının kurulabileceği iddia edilmekte ise de GSM şebekesinin bizatihi kanser yapıcı olduğuna ilişkin herhangi bir bağın teknik ve bilimsel olarak ortaya konulamaması karşısında kişilerin tek yanlı duygu ve düşüncelerinin esas alınarak hüküm kurulamayacağı ve bu açıdan başvurucuların zarar iddiası ile baz istasyonunun etkileri arasında bir illiyetin olamayacağı sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır."

Kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadıkları ve olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmedikleri, başvurucuların özel ve aile yaşamına saygı hakkının korunması bağlamında kamusal makamların pozitif yükümlülükleri yerine getirmediği sonucuna varılmasının mümkün olmadığı belirtilen kararda, bu nedenlerle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği ifade edildi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×