ANALİZ - Darbe sürecinde meydanların nabzı

- Araştırmacı sosyolog İpek Coşkun, SETA Vakfı uzmanlarının dabe girişimine yönelik toplumsal algının belirlenmesi amacıyla "15 Temmuz Darbe Girişimi Toplumsal Algı Araştırması" başlığı altında Türkiye genelinde gerçekleştirdiği kapsamlı soruşturmayı ve hazırlanan raporu AA'ya değerlendirdi

ANALİZ -  Darbe sürecinde meydanların nabzı

ANKARA (AA) - İPEK COŞKUN - Darbe girişiminin başladığı 15 Temmuz akşamından 10 Ağustos gecesine kadar süren 25 günlük nöbetlerde, Türkiye’nin 9 şehrinde ve 11 meydanında gözlemler ve görüşmeler yapan SETA Vakfı uzmanları, insanların çok açık ve net mesajlar verdiği konusunda hemfikir. Araştırmada, bu mesajların doğrudan iletilebilmesi ve insanlardan tanıklıkları üzerine daha detaylı görüş alınabilmesi amacıyla, anket yöntemi yerine derinlemesine mülakatlar yapıldı. Zira yaşananlar bir anket formuna sığmayacak kadar çok ve derinlikli. Bu minvalde, raporun birinci baskısı için 7 il 9 meydanda 146 kişi ile derinlemesine mülakatlar yapıldı ve bu hafta yayına girecek ikinci baskısında ise Van ve Diyarbakır’ın yanı sıra Yenikapı mitinginde yapılan gözlem ve görüşmelere de yer verilecek.

-Meydanların profili

Yenikapı’dan Diyarbakır Park Orman Meydanı'na, Taksim’den Trabzon şehir meydanına, Kızılay’dan İzmir Konak Meydanı'na kadar, Türkiye’nin yüzlerce meydanının 15 Temmuz’dan 10 Ağustos’a dek, kolektif bir şahsiyet olarak tek ses haline geldiği açıkça ifade edilebilir. Bununla birlikte, her meydanın Türkiye tarihine iz bırakacak, kendine özgü yönleri de vardı. Örneğin Yenikapı Meydanı 5 milyondan fazla katılımcı ile Türkiye tarihinin en büyük toplumsal birlikteliğine sahne oldu. Diyarbakır, tarihinde ilk kez bu kadar çok Türk bayrağının sokaklarında dalgalandığı, mehter marşlarının çalındığı günlere tanıklık etti. Trabzon’da ön planda gençler vardı ve meydanın dinamik kalmasında katkıları Türkiye’nin pek çok meydanında olduğu gibi büyüktü. Adana’da tahammülü zor sıcaklara rağmen, pek çoğu yaylada olan insanlar şehir meydanına akın etti. Özetle, milyonların paylaştığı meydanlarda 25 günlük nöbet, hiçbir gerginlik, taşkınlık ya da kavgaya yer vermeden, küçük tüpte demlenen çaylar paylaşılarak tamamlandı.

- 15 Temmuz gecesi neden sokağa çıkıldı?

Meydanlarda farklı siyasal ve ideolojik tabanlardan gelen ve 15 Temmuz gecesi sokağa çıktığını söyleyen herkesin anahtar kelimeleri “vatan, millet, ülke ve özgürlük” oldu. O gece sokağa çıkma kararında ise etkili üç olay zikrediliyor. Bunlardan ilki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halkı milli iradesine sahip çıkmak için sokağa çağırması. Görüşmecilerin büyük çoğunluğu Cumhurbaşkanı'nın bu çağrısı üzerine sokağa çıktığını ifade etmiştir. Ayrıca TRT'de okunan darbe bildirisinin ve camilerden okunan salaların, sokağa çıkmadaki en önemli diğer motivasyonlar olduğunu görüyoruz. Adana’da görüşme yapılan 36 yaşındaki bir erkek katılımcı o gece sokağa çıkmasının nedenlerini şöyle açıklıyor: “Ülkem için çıktım, çocuklarım için çıktım. Cumhurbaşkanımızın konuşmasından sonra çıkmak gerekiyordu. Herkes oradaydı. Parti ayrımı yapmaksızın, etnik köken ayrımı yapmaksızın, hatta bir örnek vereyim, yan yana oturuyoruz, yanımda Diyarbakırlı biri var, Hakkarili biri var, Edirneli biri vardı, ben Erzurumluyum, dördümüz yan yana oturuyorduk ve aynı amaçlar için oturuyorduk.”

- Darbenin fail(ler)i kim?

Araştırma kapsamında görüşme yapılan kişilerin tamamı, darbenin arkasında FETÖ’nün olduğundan emin. Bununla birlikte hatırı sayılır bir çoğunluk, işin başında FETÖ’nün olduğu gerçeğiyle birlikte bu girişimin, içerisinde uluslararası aktörlerin de yer aldığı bir koalisyonun işi olduğunu ifade ediyor. Bu koalisyonda katılımcıların en sık zikrettikleri ülke ise ABD. Ankara’da Kızılay meydanında mülakat yapılan 25 yaşındaki katılımcı, darbenin baş failinin FETÖ olduğunu ifade ederek muhtemel koalisyonu ise şöyle açıkladı: “Amerika ve NATO’nun ciddi desteği olduğunu düşünüyorum. Havada uçan F-16’lara yakıt ikmali yapan tanker uçakların İncirlik’ten kalkması bunu destekleyen bir durum bence.”

-Gençlik itibarını yeniden kazandı

15 Temmuz gecesi ve sonrasındaki nöbetlerde Türkiye’nin gençleri de rüştlerini ispat etmiş oldu. Bilhassa mütedeyyin gençlerin ‘dava’ bilincinden yoksun olduğu yönünde sıkça yapılan eleştirilerin, apolitizasyon üzerinden yapılan sosyolojik analizlerin, 15 Temmuz gecesinden itibaren sil baştan ele alınması gerektiği ortada. Tüm bu eleştirilerin muhatabı olan Türkiye gençliği için 15 Temmuz’un önemli bir milat olduğu ve bu anlamda itibarını yeniden kazandığı söylenebilir. Araştırma kapsamında Trabzon’da görüşme yapılan ve 15 Temmuz darbe girişimine karşı (internet kafede oyun oynarken) sokağa çıkan 17 yaşındaki erkek katılımcının ifadeleri durumu özetler nitelikte: “Ezan sesi, sala okunduğu için sokağa çıktım. Çünkü zamansız salanın cihat anlamı taşıdığını biliyorum. İnternet kafede oyun oynuyordum ve ezanı duyduğum gibi oyunu kapattım sokağa çıktım. Başta haberim olmadı bu yaşananlardan. Vatan elden gidiyor diye düşündüm ve sokağa çıktım.”

Yaşananlarla ilgili olarak yeni bir sosyoloji yazınına ihtiyaç olduğu çok net, burada özellikle Türkiye’nin gençlik sosyolojisi boyutu ayrıca ele alınmalı. Bu hususta üniversitelerimizden çokça master ve doktora tezinin çıkarılması için akademisyenlere ve öğrencilere büyük görevler düşüyor.

-Darbecilerle hukuksal hesaplaşma ve 'idam'

Darbecilerin 15 Temmuz’da halka karşı gerçekleştirdiği saldırıda 240 şehit verildi, binden fazla vatandaş yaralanarak gazi oldu. Bu suç, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halka karşı işlenen en kanlı saldırı oldu. Toplum, bu vahşete karşı yasama, yargı ve yürütme organlarından adaletli bir hukuksal süreç yürütmesini talep ediyor. Bu bağlamda 15 Temmuz sonrasında meydanlarda en sık atılan sloganlar idamla ilgili. Araştırmada görüşme yapılan kişilerin yarısından fazlası, yaşanan vahşetin sorumlularının idam edilmesi gerektiğini ifade etti. İzmir’de görüşme yapılan 54 yaşındaki esnaf idam talebini şöyle açıkladı: “İdam etmeliler, hepsini asmalılar; askersin, her şeyini devlet veriyor ne zorun var da darbe yapmaya kalkışıyorsun.”

Bununla birlikte araştırmada, idam sloganlarının ve söylemlerinin, darbe girişiminden sonraki hafta boyunca meydanlarda ciddi anlamda yer aldığı görüldü. Ancak birinci haftadan sonra idam talebine yönelik sloganların azaldığı ifade edilebilir. Ayrıca sloganlar bir yana, insanlara bu konudaki kişisel görüşleri sorulduğunda, toplumsal vicdanının yine ön plana çıktığı ortada. Her şeye rağmen toplumsal muhakemede, darbecilere idamın getirilmesiyle ilgili daha insancıl bir tavrın olduğu ifade edilebilir. Ankara’dan 48 yaşında bir katılımcı durumu şöyle özetliyor: “Darbe yapanlar terörist. Ama ailelerini düşünüyorum, çevresini. Onların ne suçu var? İdam cezası bana insani gelmiyor. Karısını, çocuğunu düşünüyorum vicdanen.”

Meydanlardaki insanların idama bakışlarında mesele AB kriterlerine uygunluğu vs. değil, her türlü siyasal tabandan insanın bu konuda zikrettiği cümle aynı: “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır.”

-15 Temmuz’un Kürtler için anlamı

Raporun birinci baskısı için görüşme yapılan 7 ilin yanı sıra, genişletilmiş ikinci baskısında da yer vermek için, nöbetin son gününde Diyarbakır ve Van’daydık. Diyarbakır’da akşam 19:30 sularında Sur’da yürürken büyük bir patlama oldu. Patlamanın birkaç kilometre uzağımızda, Diyarbakır’ın simgelerinden biri olan On Gözlü Köprü’de gerçekleştiğini öğrenince, o akşam nöbetlerin tutulduğu Park Orman Meydanı'nda pek kimsenin olmayacağını düşündük. Ama Diyarbakırlılar bizi yanılttı: Patlamanın üzerinden bir kaç saat geçmesine ve Erganili bir ailenin PKK’nın yaptığı bu saldırıda yok edildiği haberleri gelmesine rağmen, insanlar yine meydandaydı. Diyarbakırlılar üzgün ama vakurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, nöbetlerin finalinde, Külliye’de o gece yapmış olduğu konuşmayı da Diyarbakırlılar aynı metanetle dinledi. Erdoğan’ın “FETÖ, PKK, DAEŞ, YPG, PYD topunuz gelin! Biz bir ölür, bin diriliriz!” ifadesi meydandaki mahzun havanın dağılmasını sağladı.

Meydanda görüştüğümüz Kürt vatandaşlar, 15 Temmuz gecesi Diyarbakır’da hareketlenme olmamasına rağmen binlerce insanın sokağa çıkmasındaki temel gerekçeyi, 12 Eylül’de Diyarbakır’da yaşanan olayların halen hafızalarda çok taze olması olarak ifade etti. Diyarbakır halkı 1980 ve sonrasında Diyarbakır’da ve bölgede yaşanan işkencelerin ve faili meçhullerin tekrarlanmaması için sokaklara çıktı ve Türk bayraklarıyla 25 gün nöbet tuttu. Görüşme yapılan HDP seçmeni bazı katılımcılar, HDP’li siyasetçilerin katılımıyla bu harekete yakın Kürtlerin de Yenikapı’da temsil edilmesini arzuladıklarını, ancak HDP eş başkanlarının 15 Temmuz’la ilgili tutarsız tavırlarını da yadırgadıklarını ifade etti. Bazı katılımcılar siyasal görüşünü beğenmeseler de, Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz’daki duruşunu ve söylemlerini takdir ettiğini belirtti.



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×