ANALİZ - Arapların gözünde İran: Dost ülkeden "varoluşsal" tehdide

- Arap dünyasında İran imajı, Tahran yönetiminin bölge ülkelerine yönelik doğrudan ve dolaylı müdahalelerine bağlı olarak son yıllarda büyük ölçüde bozuldu - ABD'nin ağır yaptırımlarına maruz kaldığı dönemde Arap dünyası ve genel olarak İslam coğrafyasında "mağdur" bir ülke olarak görülen İran, mezhep eksenli politikaları nedeniyle giderek tecrit edilirken, bölge ülkeleri tarafından artık bir "tehdit" olarak algılanmaya başladı - İran yönelik olumsuz görüşler ve yaklaşımların, hükümetlerle karşılaştırıldığında Arap halkları nezdinde daha da yaygın olduğu dikkat çekiyor

ANALİZ - Arapların gözünde İran: Dost ülkeden

İSTANBUL (AA) - İHSAN EL-FAKİH - İran yönetiminin, son yıllarda izlediği mezhep eksenli ve yayılmacı politikalar ile Suriye örneğinde görüldüğü üzere bölge ülkelerine doğrudan askeri müdahaleleri, Tahran'ın yakın döneme kadar olumlu en azından "sorunsuz" devam eden Arap dünyası ile ilişkilerinde derin kırılmalara yol açtı.

Konuyla ilgili AA'ya değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, ABD'nin ağır yaptırımlarına maruz kaldığı dönemde "mağdur" taraf olarak görülen ve buna bağlı olarak İslam dünyasındaki imajı nisbeten olumlu olan İran'ın, son yıllarda izlediği yayılmacı ve mezhep temelli politikalarla bu imajına büyük zarar verdiğini, hatta bölge ülkelerine yönelik "varoluşşal" bir tehdit teşkil ettiğine ilişkin kanaatin giderek yaygınlaşmakta olduğunu belirtiyor. Öte yandan yapılan araştırmalar, İran'a ilişkin olumsuz algının, hükümetlerle karşılaştırıldığında Arap halkları arasında çok daha yaygın olduğunu gösteriyor.

İran uzmanı Ürdünlü araştırmacı Nebil el-Atum, bölgede son dönemde oluşan gerilimin başlıca sebebinin İran'ın politikalarından kaynaklandığını savunarak, "İran, kendisine bağlı örgütlerin uyuyan hücrelerini kullanarak ya da Sünni çoğunluğun arasında yaşayan Şii azınlıkların varlığından faydalanarak bölge ülkelerine müdahil olması, bir çatışma ortamı oluşturdu" dedi.

"Diğer ülkelerinin içişlerine müdahale ederek bölgesel krizlerin fitilini ateşlediğinin ortaya çıkmasından sonra İran'ın imajı artık eskisi gibi değil" diyen Atum, sosyal medyanın, İran'ın bölgedeki projelerinin tehlikesine ilişkin kitlesel bir bilincin oluşmasında önemli rol oynadığını ancak hükümetlerin bu projenin araçları ve stratejik hedeflerinin aydınlatılması konusunda yetersiz kalındığını kaydetti. Atum, "Bölge ülkeleri arasındaki gerilimin sona erdirilip barış ve karşılıklı saygı içinde birarada yaşama temelinde sağlam ilişkiler kurulması ve nükleer programın barışçıl olduğu" yönündeki fikir ve söylemlerin, İran'daki mevcut rejimin, mezhep temelli çatışmaları kışkırtmayacağına dair teminat vermemesi halinde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan sloganlardan ibaret kalacağı değerlendirmesinde bulundu.

- Ortak strateji geliştirilmeli

Arap ülkelerinin kendi aralarındaki ihtilaflar nedeniyle İran tehlikesiyle mücadelede ortak bir tavır alamadığını söyleyen Atum, İran'ın bölgede artan nüfuzuna ve yayılmacı politikalarına karşı konulabilmesi için müşterek bir Arap stratejisi geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.

Arap ve İslam dünyasında İran algısının mevcut durumu ve özellikle Suriye krizi öncesine nispetle ne kadar bozulduğuna ilişkin en açık işaret, nisan ayında İstanbul'da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 13. İslam Zirvesi'nin kapanış bildirgesinde yer alan ifadeler. Bildiride, İran'ın bölge ülkelerinin içişlerine müdahalesi ile Hizbullah'ın Suriye, Bahreyn, Kuveyt ve Yemen'deki terör faaliyetleri açık bir şekilde kınanmıştı.

Katar'da ikamet eden Yemenli milletvekili Muhammed el-Hazmi, İİT Zirvesi'nin kapanış bildirgesinde İran'ın yayılmacı politikalarına ilişkin kınama mesajlarını "İran'ın bölge ülkelerinin çoğunu etkisine aldıktan sonra gelen geç kalmış bir adım" olarak yorumladı. Hazmi, Yemen'de Husilere yönelik Kararlılık Fırtınası operasyonu ve Suudi Arabistan'ın başını çektiği İslam ülkeleri koalisyonunun ilanıyla, İran'ın bölgesel projesi konusunda İslam ve Arap ülkelerinin bilinçlendiğini, İİT'nin kapanış bildirisinin de Arap dünyasına, İslam ülkelerinin ortak bir strateji belirleyerek bazı hedeflerini gerçekleştirebilecekleri yönünde umut verdiğini vurguladı.

Bildiride yer alan mesajların, İran'ın hükümetler ve örgütler bazındaki müttefikleri eliyle Irak, Suriye ve Yemen'de katledilen insanları kurtaracak bir eylem planına dönüştürülmesi çağrısı yapan Hazmi, "Bazı bölge ülkelerinin uluslararası baskılara boyun eğmesi, İran projesinin, Yemen örneğinde olduğu gibi uygulanmasını kolaylaştırdı. İran burada, kuzeyde Husiler, güneyde ayrılıkçı Güney Hareketi olmak üzere iki yerel güç vücuda getirdi" ifadelerini kullandı.

- Irak, İran'ın nüfuzuna terk edildi

Bahreyn'deki El-Minber Ulusal İslami Derneği Başkanı ve eski milletvekili Nasır el-Feddale, bölge halklarının "İran'ın genişlemeci Pers İmparatorluğu projesinin" tehlikesini idrak etmeye başladığı yönündeki görüşe katıldığını belirtirken, İran'ın da buna mukabil kendi projesini uygulamaya koymak için bölge ülkelerindeki Şii nüfusu kendine çekmeye çalıştığını ve bunu da başardığını savundu.

Sünnileri tasfiyesini ve kan dökme pahasına genişlemeyi amaçlayan Şii İran projesinin gerçekleşmesine engel olacak ortak bir Arap projesinin olmadığı eleştirisinde bulunan Feddale şunları söyledi:

"Arap ülkeleri yönetimlerinin çoğunluğu, kendi otoritesini sağlamlaştırmak için önüne çıkan herkesi bertaraf etmeyi hedefleyen İran projesinin oluşturduğu tehlikeyi görmeyen 'değişken' bir tavır içinde. Arap ülkeleri Suudi Arabistan hariç bu projeyle mücadele etmek için gerekli adımları atmadı. Arap yönetimlerinin, Irak'tan vazgeçmesi ve işgalin ardından İran'ın nüfuz alanına girmesine izin vermesi, onun bölgedeki tek güç olmasını sağladı."

- Arap halkları Türkiye'yi denge unsuru olarak görüyor

Eski Kuveyt Ümmet Meclisi üyesi ve hukukçu Nasır ed-Duveyle ise Arap ülkelerinin İran'ın "zararlı" projesi karşısında ortak bir duruş sergileyememesine rağmen, Suudi Arabistan'ın, Türkiye'nin de desteğiyle, İran'ın müdahalelerinin kınanması konusunda bir konsensüs oluşmasını sağladığını dile getirdi.

"Körfez ülkeleri halkları İran'ın projesinin hem kendileri hem de devletleri için oluşturduğu tehlikenin farkına vardı. Bu konuda hükümetlerin bir adım önüne geçtiler ancak bölgede hiç kimse İran'la doğrudan mücadeleye girek istemiyor" diyen Duveyle, Arap halklarının, İran'la ilişkilerin geleceğinden umutlu olmadığı için bölgedeki güç dengesinde yeni bir denklem oluşturmak için Türkiye'nin etkin rol oynamasını istediğini ifade etti.

İran'ın mezhep görüntüsü altında Pers milliyetçiliği projesi yürüttüğünü savunan Kuveytli eski milletvekili Velid et-Tabtabai de Arap halklarının artık İran tehlikesi karşısında daha bilinçli olduklarını kaydetti.

İran'ın daha önce Arap halkları nezdinde "dost" olarak görüldüğünü dile getiren Tabtabai, sözlerine şöyle devam etti:
"35 yıl boyunca kendisini, başta Kudüs olmak üzere Müslümanların davalarının savunuculuğunu yapan İslam devrimi şeklinde tanıtan İran'ın tüm bu çabaları boşa çıktı."

Arap hükümetlerinin İran'a karşı ortak strateji geliştiremediği eleştirisinde bulunan ve bu çerçevede bazı Arap ülkelerinin, "tam bir İran hükümeti" olarak nitelendirdiği Irak'taki Haydar el-İbadi yönetimine verdiği resmi desteği eleştiren Tabtabai, "Bazı Arap ülkelerinin İran'la ilişkilerinde çelişkiler var. Bu ülkeler Yemen'deki Kararlılık Fırtınası'nı ve Beşşar Esed karşısında Suriye devrimini desteklerken, Esed rejiminin az gelişmiş bir kopyası olan Irak'taki İbadi hükümetine karşı yumuşak ve tarafgir bir tutum sergiliyor" diye konuştu. Tabtabai, İran'ın politikalarına yönelik kınama mesajlarının yeterli olmadığını, aklıselimle hareket ederek bölge ülkelerinin içişlerine müdahaleden vazgeçmesini sağlamak amacıyla uluslararası İslami kuruluşlardaki üyeliğinin dondurulması çağrısında bulundu.

Ummiyye Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Bessam Duveyhi ise İİT bildirisinin, İran'ın yayılmacı ve saldırgan stratejileri ile davranışlarına karşı oluşan fikir birliğini yansıttığına dikkati çekti. Bölgede Siyonist ve İran projelerine alternatif bir Arap-İslam projesi olmayışının üzüntü verici olduğunu dile getiren Duveyhi, İran'ın ideolojik, politik, ekonomik ve askeri kurumları ve medya kuruluşları aracılığıyla bölgede saldırgan projesini ikame ettiğini aktardı. Duveyhi, Arap ve İslam dünyasından araştırma merkezleri, sivil toplum kuruluşları, siyasiler ve gazetecilere, İran'ın bu projesine dikkat çekilmesi, ümmet ve onun tarihi rolü üzerinde oluşturduğu tehlikeye karşı insanların uyarılması için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Tercüme: Gülşen Topçu

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×