25 Aralık soruşturmasındaki savcı ve hakimler hakkında iddianame (4)

- İddianameden: - "Muhtemelen nöbetçi olan hakimler tarafından normal seyrinde bir soruşturma yapılsaydı alınamayacak olan iletişimin tespiti kararlarının hep aynı hakimlerden talep edilmek suretiyle şüphelilerin haberleşme hürriyetlerinin yasal olmayan yöntemlerle ihlal edildiği anlaşılmıştır" - ''Adi terör örgütleri, devlet içerisinde bir takım kamusal güçleri, bireysel manada irtibatları ile sağlarken, iddianamemize konu terör örgütü bizatihi devlet olmaya teşebbüs etmiştir'' - ''Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak, haklarında dinlenmelerine ilişkin hakim kararı bulunmadığı halde, başkalarıyla yapmış oldukları iletişimin aylarca tespit edildiği, haklarında CMK kapsamında hükümlerin uygulanmadığı, suç işlediklerine dair şüphe varsa, derhal onlar hakkında da iletişimin tespiti kararı alınması gerekirken buna tevessül edilmeyerek uzunca bir süre iletişimleri tespit edilmiştir''

25 Aralık soruşturmasındaki savcı ve hakimler hakkında iddianame (4)

İSTANBUL (AA) - Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) 25 Aralık soruşturması kapsamında usulsüz dinleme yapmasına ilişkin hazırlanan iddianamede, muhtemelen nöbetçi olan hakimler tarafından normal seyrinde bir soruşturma yapılması durumunda alınmayacak olan iletişimin tespiti kararlarının hep aynı hakimlerden talep edilerek, şüphelilerin haberleşme hürriyetlerinin yasal olmayan yöntemlerle ihlal edildiği belirtildi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner tarafından hazırlanan iddianamede, haklarında soruşturma yapılanların, anayasa ve kanunlar gereği kullanmaları gereken silah, cebir ve baskı unsuru eylemlerini meşru hale getiren gerekçeler dışında kullandıklarında, adi bir silahlı örgüte nazaran çok daha etkili bir terör örgütüne dönüşebildiği ifade edildi.

İddianamede, adi terör örgütlerinin, devlet içerisinde bir takım kamusal güçleri, bireysel manada irtibatları ile sağlarken, iddianameye konu olan terör örgütünün bizatihi devlet olmaya teşebbüs ettiği vurgulandı.

Şüphelilerin Fetullah Gülen'in liderliğini yaptığı Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adlı örgütün amaçları doğrultusunda ve de anılan örgütün hükümet politikasından duyduğu rahatsızlık nedeniyle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak istediğinin tespit edildiği aktarılan iddianamede, şu ifadelere yer verildi:

"Şüpheliler, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukuki ve cezai sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemek amaç ve saikiyle hareket etmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/115949 sırasından soruşturma yürütülüp haklarında dava açılan, Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 esas sayılı dosyasında devam eden İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şubede görevli bir kısım polis amir ve memurları ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri belirlenmiştir."

İddianamede, 2012/656 sayılı dosyada şüphelilerin kurmuş oldukları suç örgütü faaliyetleri çerçevesinde devlet ihalelerine fesat karıştırdıklarından bahisle telefon dinleme ve teknik takip kararlarının alındığı, faaliyette bulunduğu dönem içerisinde CMK 250. maddesiyle yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinden kararlar alındığı, kararların Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine atfen talep edildikleri aktarıldı.

CMK 250. maddesi ile yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri arasında "cebir ve şiddet" unsuru taşımayan örgüt kurmak ve bu örgütün faaliyeti kapsamında ihaleye fesat karıştırmak suçlarının bulunmadığı, bu yönüyle soruşturmanın usuli işlemlerinin başlangıç aşamasında kanuna göre görevsiz mahkemeler tarafından yapıldığı ifadelerine yer verilen iddianamede, ''Dolayısıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının CMK 250. Maddesi ile yetkili bölümünün bahse konu soruşturmaya ilişkin yetkisi bulunmamaktadır. Eylemin CMK 250. madde ile yetkili savcılıklarca soruşturma şartının bahse konu örgüt kurma, yönetme ve örgüt faaliyeti kapsamında ihaleye fesat karıştırma eylemlerinin 'cebir ve şiddet' unsuru taşımasına bağlı olduğu, bu açık amir hükme rağmen 'cebir ve şiddet' unsuru taşımayan eylemler nedeniyle teknik ve fiziki takip kararlarının bu kararları ve vermeye yetkili olmayan CMK'nın 250. maddesiyle yetkili ağır ceza mahkemelerinden alınmıştır.'' tespitlerine yer bulundu.

İddianamede, tüm fiziki teknik takip ve iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair kararların görevsiz mahkemelerce verildiği, yetkili 1-2 ve 3 nolu hakimliklerin sırasıyla nöbet çizelgesine göre görev yapmaya başladıkları, TMK 1-2-3 nolu hakimliklerinin sadece izinli ve raporlu oldukları durumlarda çizelge haricinde görev yapabileceklerinin, ayrıca hafta sonlarında teknik takip ve dinlemeye ilişkin uzatma talepleri ile ilgili kararı ''karar nöbetçisi'' hakiminin verebileceğinin, nöbetçi hakimlik görevinin 1 ve 3 nolu hakimliklere ait olduğu tarihlerde dahi sürekli olarak 2 nolu hakimliğin uzatma kararlarını verdiği, daha sonraki süreçte de yine nöbet çizelgesine uyulmaksızın 2 ve 3 nolu hakimliğin uzatma kararlarını verdiği aktarıldı.

Yaklaşık 1,5 yıllık soruşturma sürecinde TMK ile yetkili 3 hakim bulunmasına rağmen Hakim Osman Burhanettin Toprak'ın ve Yakup Kaya'nın nöbetlerinde dahi kararların hakim Süleyman Karaçöl tarafından verildiği, kimi zamanda henüz kararın uzatılmasına bir hafta olmasına rağmen aynı hakim tarafından uygulamada bulunmayan bir yöntem uygulanarak bir hafta sonra geçerli olmak üzere uzatma kararları verildiği ifade edilen iddianamede, ''Hakim Osman Burhanettin Toprak ve Yakup Kaya'nın tayin olmalarını müteakip göreve başlayan hakimlerden Bekir Altun'un nöbetine riayet edilmeyerek kararlar sürekli olarak Süleyman Karaçöl ve Menekşe Uyar tarafından verilmiştir.'' ifadeleri kullanıldı.

Anayasal bir hak olan iletişim özgürlüğünün ancak çok gerekli olduğu hallerde yasal düzenlemeye uygun olarak hakim kararıyla sınırlandırılabileceğinin evrensel bir hukuk kuralı olduğu için iletişimin tespiti yoluna çok sık başvurulmaması için kanunda sıkı denetim şartları getirildiği, hakim kararlarının gerekçeli olması gerektiğine dikkat çekilen iddianame, şöyle devam etti:

"Oysa ki olayda emniyetin hiçbir gerekçe belirtmeksizin sadece bir kişiyi soruşturmaya dahil edip dinlemek istemesinin izni veren hakimler tarafından yeterli görüldüğü ve hiçbir inceleme yapılmaksızın iletişimin dinlenmesine dair kararlar verilmiştir. Soruşturmayı yürüten birimlerin bir kişinin suç şüphesi altında olduğunun anlaşılması karşısında hakkında delil toplamaya başlayabileceği, kamu imkanlarını kullanan soruşturma görevlilerinin kişilere pusu kurma hak ve görevinin olmadığı, suç işleme ihtimaline karşı tespit kararı alınarak 2-3 yıl gibi sürelerle dinleme yapılmaması gerekmektedir. Hal böyleyken dosyada bulunan bir çok şüphelinin ne sebeple dinlenmeye başladığının anlaşılamadığı, bazı şüpheliler hakkında yapılan dinlemelerin tape haline getirilmediği, bazılarının tape haline getirilmekle birlikte fezlekeye dahil edilmediği, kimi şüphelilerin de hem dinlenildiği hem de fezlekede ismi geçtiği halde 25 Aralık 2013 tarihinde arama ve gözaltı talimatlarında isminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.''

- ''Suç teşkil etmeyen kayıtların imhası yapılmamış''

Soruşturmada dinlenilen bir kısım şahısların yüksek yargı mensubu olması (Yargıtay 13 Ceza Dairesi Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Emekli Yargıtay Üyesi Nihat Ömeroğlu-ombudsman) hususu gözardı edilerek, hakkında hiçbir eylem atfedilmeyen Osman Ağca hakkında alınan karar üzerinden haklarında teknik takip yapılabildiği, yapılan takip neticesinde elde edilen ve hiçbir suç unsuru taşımayan verilerin tutanağa bağlandığı kaydedilen iddianamede Osman Ağca hakkında hakim kararıyla yapılan bir teknik takip kararı bulunmasına rağmen şüpheli olarak fezlekeye konulmadığı, yine dosyada İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcısı Celal Avar'ın, sanatçı Orhan Gencebay'ın, Vali Hüseyin Avni Coş'un ses kayıtlarının tespit edilmesine rağmen haklarında herhangi bir isnatta bulunulmadığı gibi kayıtların suç teşkil etmemesi nedeniyle imhasının yapılmadığı bildirildi.

Bir kısım şüphelilerin iletişimleri tespit edilirken 3. kişi sıfatıyla yasal olmayan bir şekilde iletişimleri tespit edilen Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanlar Binali Yıldırım, Ömer Çelik, Muammer Güler haklarında hiçbir dinleme kararı olmaksızın uzun süre dinlemeler yapıldığı, görüşmelerinin haklarında hiçbir dinleme kararı olmamasına rağmen mütemadiyen tape haline getirildiği hatırlatılan iddianamede, başbakan, bakanlar ve yüksek yargı mensupları hakkında soruşturmaların özel şekle tabi olduğu anlaşıldığından onlar hakkında ki tespitlerin derhal Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilerek suç şüphesi varsa, özel soruşturma usullerine göre delil toplama yoluna gidilmediği belirtildi.

İddianamede, Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak'ın haklarında dinlenmelerine ilişkin hakim kararı bulunmadığı halde, başkalarıyla yapmış oldukları iletişimin aylarca tespit edildiği, haklarında CMK kapsamında hükümlerin uygulanmadığı, suç işlediklerine dair şüphe varsa, derhal onlar hakkında da iletişimin tespiti kararı alınması gerekirken buna tevessül edilmeyerek uzunca bir süre iletişimlerin tespit edildiği, bu nedenlerle muhtemelen nöbetçi olan hakimler tarafından normal seyrinde bir soruşturma yapılsaydı alınamayacak olan iletişimin tespiti kararlarının hep aynı hakimlerden talep edilmek suretiyle şüphelilerin haberleşme hürriyetlerinin yasal olmayan yöntemlerle ihlal edildiğinin tespit edildiği ifade edildi.

İletişimin tespitinin kesintisiz olarak yapılması gerekeceği, hal böyleyken bahse konu soruşturma dosyasında yapılan iletişimin tespiti işlemlerinin sürekli olarak kesintiye uğratıldığı, iletişimin tespitinin hakim kararıyla başlatıldıktan sonra gerek görülürse uzatma kararlarının arada fasıla bırakılmaksızın alınması gerektiğine dair emredici kesin düzenleme bulunduğu halde, soruşturmayı yapan görevlilerin çoğunlukla 2 Nolu hakimliğe denk getirebilmek için arada birkaç günlük kesintiler yaptıkları belirtilen iddianamede, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından alınan yazılı bilgiye göre, sistemin süresi biten dinlemeyi otomatik olarak kestiği ve herhangi bir imha kararı gelmezse 10 gün içerisinde bilgilerin derhal imha edilmesi gerektiğinin anlaşıldığı, oysaki soruşturma boyunca hakim kararlarının süresinde alınmamasına rağmen kayıtların imhasının yapılmadığı kaydedildi.

(Sürecek)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×