2017 Yılı Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda

- Adalet Bakanı Bozdağ: (1) "Bu topraklar üzerinde, bundan sonra kimse darbe teşebbüsüne niyetlenemeyecek, niyetlenenler ise asla başarılı olamayacaktır" - "Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genelkurmay, TRT ve diğer bazı stratejik kamu kurumlarını işgal ederek darbe teşebbüsünde başarılı olunamayacağı, darbe teşebbüsünün başarılması için aynı zamanda 79 milyon vatan evladının teslim alınmasının şart olduğu anlaşılmıştır" - "15 Temmuz'da gerçekleşen darbe girişimine karşı Türk yargısının verdiği sınav ve darbeye karşı dik duruşu tarihe altın harflerle geçmiştir" - "Türkiye mevcut seçim usulüyle yeni bir HSYK üyeliği seçimi yapmamalıdır. Yaşanan iki seçim tecrübesi üçüncü seçimin tekrarlanmaması gerektiğini bize emretmektedir. Buradan TBMM'de temsilcisi bulunan siyasi partilerimizi, seçim usulü başta olmak üzere HSYK'nın yeniden yapılandırılması konusunda birlikte çalışmaya ve uzlaşmaya davet ediyorum"

2017 Yılı Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda

TBMM (AA) - Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Türkiye'de bundan sonra kimsenin darbe teşebbüsüne niyetlenemeyeceğini, niyetlenenlerin ise asla başarılı olamayacağını belirterek, "Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genelkurmay, TRT ve diğer bazı stratejik kamu kurumlarını işgal ederek darbe teşebbüsünde başarılı olunamayacağı, darbe teşebbüsünün başarılması için aynı zamanda 79 milyon vatan evladının teslim alınmasının şart olduğu anlaşılmıştır." dedi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Adalet Bakanlığı ile bağlı kurumların 2017 yılı bütçesinin görüşülmesine başlandı.

Bakanlığın bütçesine ilişkin sunum yapan Bozdağ, Fetullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY kurucusu ve yöneticisi terörist başı Fetullah Gülen'in emir ve talimatlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yuvalanmış terör örgütü mensupları ve onlara katılan bazı askeri unsurlarca 15 Temmuz 2016'da kanlı bir silahlı darbe teşebbüsü gerçekleştirildiğini söyledi.

Bozdağ, darbe teşebbüsü sırasında, milletin vergilerinden maaş alan FETÖ üyelerinin ve onlarla beraber darbeye iştirak edenlerin, milletin vergileriyle alınmış savaş uçakları, helikopterler, tanklar ve zırhlı araçları kullandıklarını, halkın üzerine bomba attıklarını, silahlarla doğrudan halka ateş ettiklerini anlattı.

Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genelkurmay Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Özel Hareket Dairesi başta olmak üzere pek çok yerin F-16 savaş uçaklarıyla bombalandığını dile getiren Bozdağ, 246 vatandaşın şehit olduğunu, 2 bin 194 vatandaşın yaralandığını hatırlattı.

Bakan Bozdağ, şöyle devam etti:

"Çatısı altında bulunmaktan büyük onur duyduğumuz ve Kurutuluş Savaşı sırasında bile böyle bir saldırıya maruz kalmamış TBMM, tarihinde ilk defa savaş uçaklarıyla bombalanmıştır. Yurdumuzu işgal etmiş düşmanlarımızın dahi yapmadığını veya yapamadığını, maalesef darbeye teşebbüs eden Fetullahçı Terör Örgütü mensupları yapmıştır. Kurtuluşu yöneten ve kuruluşu gerçekleştiren Gazi Meclisimiz ikinci kez gazi olma onurunu yaşamıştır. Allah bir daha Meclisimizin bombalandığı günleri bu millete ve devlete göstermesin. Çok şükür ki bu kanlı darbe girişimi, Cumhurbaşkanımızın ölümü göze alan samimi ve cesur liderliğinde, Meclisimizin, Başbakanımız ve Hükümetimizin, siyasi partilerimizin, medyamızın ve sivil toplum örgütlerimizin, hepsinden daha önemlisi bütün siyasi ve fikri farklılıkları, mücadeleleri ve rekabeti bir tarafa bırakıp demokrasiye, hukuk devletine, iradesine ve seçtiklerine canı pahasına sahip çıkan aziz milletimizin onurlu mücadelesi ile başarısız kılınmıştır.

Böylesi büyük bir milletin evladı ve temsilcisi olma onurunu bize yaşatan Rabbime sonsuz hamd ve şükrediyorum. İstiklalimizin, cumhuriyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, milli iradenin ve milli iradenin seçtiklerinin yegane muhafızı ve müdafisinin Türk milleti olduğu 15 Temmuz 2016'da bir daha ilan ve tescil edilmiştir. Bu topraklar üzerinde, bundan sonra kimse darbe teşebbüsüne niyetlenemeyecek, niyetlenenler ise asla başarılı olamayacaktır. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genelkurmay, TRT ve diğer bazı stratejik kamu kurumlarını işgal ederek darbe teşebbüsünde başarılı olunamayacağı, darbe teşebbüsünün başarılması için aynı zamanda 79 milyon vatan evladının teslim alınmasının şart olduğu anlaşılmıştır. Bu aziz milleti rehin ve teslim alacak bir güç Allah'ın izniyle yoktur ve olmayacaktır da."

- Demokrasi ve yargı

Yargının darbenin önlenmesine ilişkin kararlı ve azimli duruşuna da değinen Bozdağ, "15 Temmuz'da gerçekleşen darbe girişimine karşı Türk yargısının verdiği sınav ve darbeye karşı dik duruşu tarihe altın harflerle geçmiştir." diye konuştu.

Bozdağ eskiden, önceki darbe girişimlerini olağan karşılayan, darbe sırasında ve darbe sonrasında darbecilere en büyük desteği veren ve hatta darbecilerin kurduğu idam sehpalarına milletin seçtiği başbakan ve bakanları gönderen kararların altına imza atarak yargıya büyük utanç yaşatan hakim ve savcılar bulunduğunu söyledi.

Yargının 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sırasında ise darbenin henüz başarılı olup olamayacağının belli olmadığı ilk saatlerde, hiçbir korku, baskı, endişeye kapılmadan ve şahsi bir hesaba girmeden, tereddütsüz ve cesur bir şekilde anayasa, hukuk devleti, milli irade ve milletin seçtiklerinden yana tavır koyduğunu ifade eden Bozdağ, "Yargı, darbe teşebbüsüne kalkışanlar hakkında soruşturmalar başlatarak gözaltı ve tutuklama kararları vererek, milletin yargısı olduğunu ispat etmiştir. Ayrıca Türk yargı tarihindeki utanç sayfaları yerine ilk defa Türk yargı tarihine altın harflerle onur ve şeref sayfaları ilave etmiştir." diye konuştu.

Milletin ve tarihin, Türk yargısının darbecilere karşı verdiği bu cesur ve onurlu mücadeleyi asla unutmayacağını vurgulayan Bozdağ, şöyle konuştu:

"Eğer yargı ve emniyet teşkilatında son üç yıl içindeki değişim ve dönüşümler yapılmamış olsaydı bugün farklı bir manzarayla karşı karşıya kalabilirdik. Darbe teşebbüsüne karşı sarsılmaz bir irade ve cesaretle karşı duran HSYK başkanvekili, daire başkan ve üyelerine; yüksek mahkemelerimizin başkan, başsavcı ve üyelerine; Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet savcıları ve hakimlerimize milletimiz adına şükranlarımızı sunarım."

- Yeni anayasa çalışmaları

Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Bozdağ, 1982 Anayasası'nın, yürürlüğe girdiği tarihten bu yana herkes tarafından eleştiri konusu yapılan ve değiştirilmesi istenen bir anayasa olduğunu belirtti.

Türkiye'nin yeni anayasaya ihtiyacı olduğunu vurgulamayan bir siyasi parti bulunmadığını, bütün partilerin programlarında ya da seçim beyannamelerinde yeni anayasa ihtiyacının öneminin altını çizdiğini anlatan Bozdağ, ayrıca TBB, TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları ile üniversitelerin yeni anayasa ihtiyacını görerek alternatif anayasa taslakları hazırlattığını, bunları kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlattı.

Bekir Bozdağ, farklı görüşlere sahip kesimlerin yeni anayasanın geciktirilemez bir ihtiyaç olduğunda birleştiğini dile getirerek, "Mevcut anayasa, millet ile devlet arasına adeta bir duvar örmektedir. Bu anayasa devleti milletten korumak üzere oluşturulmuş ve milleti devlet için potansiyel bir tehdit olarak gören bir anlayışla kaleme alınmıştır. Devleti milletten korumak için sürekli teyakkuz halinde olması esasına dayanmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Anayasanın Meclise, yürütmeye, yargıya hatta hiçbir organa güvenmediğinin altını çizen Bozdağ, "Dahası bu anayasa milletine de güvenmemektedir. Türkiye’nin milletle devlet arasındaki duvarları kaldıran, milletine güvenen, insan hak ve onurunu esas alan, çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır." dedi.

Bozdağ, 24. dönem parlamentosunda bu ihtiyacı karşılamak üzere bir uzlaşma komisyonu kurulduğunu, ancak mutabakata varılamadığını hatırlattı.

Milletin yeni anayasa talebi ve Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacının daha fazla ertelenemeyeceğini belirten Bozdağ, siyasi partilerin, milletin yeni anayasa talebini ve Türkiye'nin yeni anayasa ihtiyacını daha fazla görmezden gelemeyeceğini söyledi.

- Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı

Adalet Bakanı Bozdağ, Türkiye'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu, yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığını kaydetti.

Anayasanın 138. maddesine göre, hakimlerin görevlerinde bağımsız olduklarını, anayasaya, kanuna ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre hüküm verdiklerini belirten Bozdağ, şöyle devam etti:

"Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hakimlik ve savcılık teminatı, hakim ve savcıların bağımsız, tarafsız, her türlü korku, baskı ve endişeden uzak bir biçimde cesaretle ve doğru bir şekilde yargı görevini yapmaları için konulmuş önemli bir sigortadır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının olmazsa olmaz bir şartıdır. Hakimlik ve savcılık teminatı, hakim ve savcıların suç işlemesinin, terör örgütleriyle üyelik, iltisak veya irtibat içinde bulunmasının veya bu örgütlerin talimatlarıyla hareket etmesinin, siyasi, ideolojik ve dini görüşlerini kararlarına yansıtmasının asla teminatı değildir.

Eğer bir hakim veya savcı, anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre kararlar verme yerine üyelik, iltisak veya irtibat içinde bulunduğu terör örgütlerinin talimatlarına veya sahip olduğu dini, siyasi ve ideolojik görüşlerine göre karar verirse, tarafsız ve bağımsız yargı görevi yapma vasfını kaybeder. Dolayısıyla da tarafsız ve bağımsız hakim ve savcılar için anayasamızın öngördüğü hakimlik ve savcılık teminatından yararlanma hakkını kaybeder. Bu vasfı kaybedenlerin meslekte kalmaları elbette uygun değildir."

- "FETÖ'nün en büyük tahribatı yargıda oldu"

FETÖ'nün devlete, millete, yasamaya, yürütmeye, yargıya, orduya, emniyete ve kamunun bütün alanlarına büyük zararlar verdiğinin altını çizen Bozdağ, en büyük tahribatın ise hiç kuşkusuz yargı alanında gerçekleştiğini söyledi.

Milletin yargıya güveninin ve adalete inancının zayıflatıldığını, hukuk devletinin tahrip edildiğini ifade eden Bozdağ, şunları söyledi:

"Bazı hakim ve savcıların yargı görevini bağımsız ve tarafsız şekilde yapma vasfını kaybetmelerine neden olmuştur. Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulan ve görev yapan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını korumanın en önemli güvencesidir. Bağımsız ve tarafsız yargı görevi yapma vasfını yitirmiş olanların meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar vermek, HSYK'nın asli görevidir. HSYK'nın aksine hareket etmesi anayasal görevini yapmaması demektir. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası çıkarılan KHK kapsamında HSYK'nın bazı hakim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar vermesi tam da bu anayasal görevin hukuk devletine uygun yerine getirilmesidir. HSYK’nın yaptığı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını korumaktır; hukuk devletini korumaktır. Fetullahçı Terör Örgütünün Türk yargısını rehin almasını önlemektir; yargının milletin yargısı olma vasfını korumaktır. HSYK, aldığı bu kararlarla sadece yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumakla kalmamış aynı zamanda yargıya güvenin yeniden inşası yolunda çok önemli bir adım atmıştır."

- HSYK'nın yapısı

HSYK'nın yapısı, üyelerinin seçimi ve çalışma usulünün, 2010 yılında yeniden düzenlendiğini de hatırlatan Bozdağ, ancak iyi niyetle yapılan bu düzenlemenin, hedeflenen sonuçları arzu edildiği biçimde doğurmadığını kaydetti.

Gelinen noktada seçim usulü başta olmak üzere HSYK'nın yeniden ele alınması ve düzenlenmesinin geciktirilemez bir zaruret olduğunu dile getiren Bozdağ, "Türkiye mevcut seçim usulüyle yeni bir HSYK üyeliği seçimi yapmamalıdır. Yaşanan iki seçim tecrübesi üçüncü seçimin tekrarlanmaması gerektiğini bize emretmektedir. Buradan TBMM'de temsilcisi bulunan siyasi partilerimizi seçim usulü başta olmak üzere HSYK'nın yeniden yapılandırılması konusunda birlikte çalışmaya ve uzlaşmaya davet ediyorum. Zira mevcut yöntemle HSYK üyeliği seçiminin doğuracağı olumsuz sonuçları Türk yargısına ve Türkiye’ye bir daha yaşatmamalıyız." şeklinde konuştu.

(Sürecek)


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×