Fetullahçı yapıda dizilerin fonksiyonu


Osman Hulusi Boyraz

Osman Hulusi Boyraz

21 Ağustos 2017, 20:28

Fetullahçı yapıyla ilgili yazı dizimize uzun sayılabilecek bir aranın ardından devam ediyoruz. Bu yapı birbirinden farklı birçok kolu içerisinde barındıran ve her bir koluyla topluma bir yerinden nüfuz etme amacı taşıyan bir yapı. Bu nedenle bu yapının her faaliyetinin bir görünen yüzü mevcut bir de asıl amaca hizmet etmesi istenilen gizli yüzü. 

Bu yapıyla ilgili medyada birçok haber çıkıyor, bunların ne kadar hain, alçak ve acımasız olduğunu herkes biliyor ve dillendiriyor. Benim amacım bu değil, zira bunu yapınca herhangi bir sonuç elde edememekle birlikte, daha sonra bu örgütün herşeyi sulandırdıkları gibi, toplumda kendilerine karşı oluşan tepkiyi de sulandırarak piyasaya ‘’Kes lan Fetöcü’’ kalıbını sürmelerine hizmet etmiş gibi hissediyorum. Benim bu yazılardaki niyetim, toplumun sosyal medya sanallığıyla değil, günlük hayatın gerçekliğiyle karşılaştıkları Fetullahçılar meselesini açıklığa kavuşturmak. Zira sosyal medya, özellikle de twitter artık sidik yarışı arenasından farklı bir mecra değil. 

Bu yazımızda Fetullahçı yapının dizileri nasıl ve ne fonksiyonda kullandıklarını ele alacağız. Yakın zamana kadar Türkiye’de ulusal yayın yapan birden fazla televizyon kanalının sahibi olan bu yapı, özellikle bazı programlarıyla önemli bir izleyici kitlesine hitap ediyordu. Bu programlar arasında ‘’Sırlar Dünyası’’, ‘Beşinci Boyut’’, ‘’Büyük Buluşma’’, ‘’Kollama’’, ‘’Tek Türkiye’’, ‘’Nizama Adanmış Ruhlar’’, ‘’Mavi Rüya’’ gibi yapımlar yer alıyordu. Fetullahçı yapının bu dizileri, kendi müntesiplerine emir ve talimat vermek için bir araç olarak kullandığı defalarca dillendirilmişti. 

Ancak işin gözden kaçan bazı yönleri olduğu kanaatindeyim. Bu yapımlar arasında özellikle dikkat çekmek istediklerim, Sırlar Dünyası, Beşinci Boyut ve Büyük Buluşma gibi, dini değerlerin kullanıldığı ve metafizik boyutun anlatıma katıldığı yapımlardır. 

KÖTÜNÜN HEMEN CEZASINI BULMASININ OLUŞTURDUĞU TATMİN

Yukarıda öne çıkardığımız yapımların bölümlerinde ekseriyetle, bir iyi taraf bir de kötü taraf vardır. Kötüler hep çok kötü iyiler hep çok iyidir. Sinema uzmanlarına sorulduğunda teknik açıdan çok değerli olmayan bu yapımlardaki üslup sade ve anlaşılırdır. Kötünün sürekli kötülük yapmasına izin verilir ve izleyicide onun bir an önce cezalandırılması isteğinin doğması sağlanır. Ardından da aynı bölüm içerisinde kötü kesin şekilde belasını bulur. Bu durum ilk bakışta basit bir iyi kötü mücadelesi ve adaletin tecellisi olarak görülebilir ancak buradaki niyet toplumda bir algının, bir kabulün yerleştirilmesidir. Bu da, kim ne yaparsa yapsın muhakkak bu dünyada karşılığını bulacaktır ya da birinin başına birşey geldiyse kesin bir suçu vardır ve onu hak etmiştir. Bunu şunun için anlattım, bu yapı şimdiye kadar devletin ve toplumun birçok kesiminde önlerine çıkan, onların istediği gibi hareket etmeyen, onların değirmenine su taşımayan kim varsa bir şekilde ayağını kaydırdı. Bu yeri geldi devlet dairesinde o kişinin üzerine atılan bir rüşvet iftirası, kimi zaman toplum nezdinde bilinirliği olan bir kişinin özel hayatına ait görüntüleri içeren bir kaset, kimi zamansa uygulanan sistematik baskılar oldu. Bunun daha ağırı ve kitleselleştirilmiş hali ise Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde karşımıza çıktı. Bu davalarla bir nevi kötüler hak ettikleri belayı buluyorlardı.

Bir diğer yönü ise, bunların adeta bir silah gibi tehdit unsuru olarak kullanılmalarıdır. Mesela, herhangi birinden bir himmet talebinde bulunurken, ‘’hayır kurumuna vermesi gereken parayı harcayan yöneticinin rezil rüsva olduğu’’ dizi bölümünü izletmeleri tesadüfi olamaz herhalde. O dizinin amaçlarından biri de o zira. 

Bu şekilde toplumun önünde ayağı kaydırılan veya başına birşey gelen kişilerin aslında bunu hakettikleri algısı zihin altına yerleştirilmiş olur. Oysa mutlak adaletin dünyada sağlanması mümkün değildir, İslam mutlak adaletin sağlanacağı yer olarak ahireti işaret eder. Ayrıca burada adaletin tesisi için atılan bir adımdan ziyade, yapılan zulümlere ‘ilahi adalet’ kılıfı geçirme göze çarpıyor. 

KULAKTAN KULAĞA YAYILAN DEDİKODULAR

Bu yapı, toplumun her katmanında mevcut olan bir yapı, bu da istedikleri zaman kimsenin ulaşamayacağı hızda sizin doğup büyüdüğünüz mahalleye ulaşıp orada zaten mevcut olan ağları sayesinde sizin hakkınızdaki bir dedikoduyu tüm mahallenize yayabilecekleri anlamına geliyor. Bu ağı kullanarak yaydıkları dedikodular arasında şunlara rastlamamız şaşırtıcı değil, ‘’Sırlar Dünyası’nda anlatılanlar gerçek hikayelermiş.’’ Evet, böyle söylentiler dolanırdı memleketin sokaklarında, kadınlar arasındaki çay muhabbetlerinde ya da öğrencilerin sınavlara hazırlanmak için gittikleri dershanelerdeki ders aralarında. Orada anlatılanların gerçek hikayeler olduğu fısıldanırdı, öğrencilerin, ev hanımlarının ve diğer kesimlerin kulaklarına. 

EV HANIMLARI ÖZEL HEDEF

Toplumu oluşturan temel yapı taşları ailelerdir. Aileyi ayakta tutan şey ise birçok yönü olan girift bir sevgi saygı bağıdır. Bu bağ sarsıldı mı ya da bunun arasına yapay bir tohum ekildi mi, o yapaylık tüm memleket sathına kanser gibi yayılır, onu çekip çıkarmak da oldukça sancılı ve yıkıcı olur. Ailede annenin yani evin hanımının yeri çok mühimdir. Erkek dışarıdan avlayıp kuşlayıp getirir ama orayı ev ve yuva yapan kadındır. 

Bu yapının bahsi geçen televizyon programlarının yayınlanma saati dikkate alındığında, izleyici kitlesi olarak kimin hedef seçildiği apaçık ortaya çıkıyor. 

OPERASYONEL DİZİLER

Samanyolunda yayınlanan bu dizilerde yer alan karakterler toplumun yakınlık kurabileceği kişiler olarak kurgulanmış ve onlar üzerinden verilecek mesajların seyirci tarafından hiç sorgulanmadan ya da daha az sorgulanarak kabul görmesi hedeflenmiş.

Yapı bu diziler aracılığıyla toplumun değerlerini amaçları uğrunda elinden geldiğince kullanmış ve bu sömürüyü yaparken de herhangi bir hassasiyeti dikkate almamış. Sırf taraftarlarını bir arada tutabilmek, “ilahi tasdik” mesajını verebilmek için Hazreti Peygamberi kamyon kasasında resmetme cüretini kendilerinde bulmuşlardır. 

Dizilerin operasyonel yönü olduğundan bahsettik aslında bunların bir kısmını yukarıda da sıraladık. Ancak yıllardır dikkatimi çeken bir konuyu dile getireceğim bu dizilerden biriyle ilgili. Yanılmıyorsam Samanyolunda 2008 yılında bir dizi başlamıştı. İsmi “Kollama”. Polisiye türündeki bu dizinini ilk bölümünde “Sungur Abi” isminde bir polis şefi karakter vardı. Önemli bir kişi olduğu anlaşılan bu karakterin hikayesine hiç yer verilmeden dizinin daha birinci bölümünde karakter öldürüldü. Sungur Abi denilince Nur Cemaatlerinin aklına hemen Bediüzzaman Hazretlerinin mutlak varislerinden merhum Mustafa Sungur gelir. 

İlginçtir Sungur Abi 2012 senesinde bu yapıya ait bir hastanede tedavi görürken vefat etti. Daha ilginç olanı ise vefatından kısa bir süre önce Fetullah Gülen’e bir mektup göndermiş ve Gülencilerin sadeleştirme adı altında Risale-i Nurları tahrif etme faaliyetlerini durdurmasını istemişti. Mektubuna cevap alamayınca da Fetullah Gülen’e hakkını haram ettiğini açıklayıp ‘elleri kırılsın’ demişti. 

Bugün görüyoruz ki Fetullah Gülen’in dünyaya dört bir yandan sardığı elleri kırılıyor, kırılacak. Ancak ilginç bir fotoğraf paylaşacağım aşağıda. Sungur Abinin vefatından sonra çekilen bir fotoğraf.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×