Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi

- Ziraat Katılım Genel Müdürü Arslan: - "Devletin kendi sermayesiyle katılım bankası kurma girişimi çok önemli. Bu önemli bir kilometre taşı. Eskiden katılım bankaları üvey evlat muamelesi görüyordu" - "Bu adım hem sistemin daha meşruiyet kazanması, geniş müşteri tabanına erişmesinde çok katkı sağlayacağı gibi, yeni ürünlerin geliştirilmesi, rekabetin artması ve sistemde bir heyecan oluşturması anlamında da önemli"

Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi

İSTANBUL (AA) - Ziraat Katılım Genel Müdürü Osman Arslan, "Devletin kendi sermayesiyle katılım bankası kurma girişimi çok önemli. Bu önemli bir kilometre taşı. Eskiden katılım bankaları üvey evlat muamelesi görüyordu. Bu adım hem sistemin daha meşruiyet kazanması, geniş müşteri tabanına erişmesinde çok katkı sağlayacağı gibi, yeni ürünlerin geliştirilmesi, rekabetin artması ve sistemde bir heyecan oluşturması anlamında da önemli" dedi.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ile İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nin düzenlediği "Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi" kapsamında düzenlenen panelde katılım bankalarının yetkilileri, sektörün dünyadaki ve Türkiye'deki mevcut durumu ile geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Albaraka Türk Genel Müdürü Dr. Fahrettin Yahşi moderatörlüğünde düzenlenen panelde Ziraat Katılım Genel Müdürü Osman Arslan, "İslami finansın lokomotifi olarak katılım bankacılığı" başlıklı bir konuşma yaptı.

İslami finansın lokomotifinin katılım bankacılığı olduğunu dile getiren Arslan, bu durumun konvansiyonel tarafta da böyle olduğunu söyledi. Dünyada bankacılık dışı finans sistemi olarak sermaye piyasaları ve sigorta sisteminden bahsedildiğini anımsatan Arslan, Türkiye özelinde ve İslam ülkelerinde katılım bankaları ve İslami finans kuruluşlarının önce bankacılıkla finans sistemini derinleştirmeye başladığını anlattı.

2015 ve 2016 yılında kamu sermayesiyle, devletin kendi sermayesiyle katılım bankası kurma girişimine ve bunun önemine değinen Arslan, şunları kaydetti:

"Bu önemli bir kilometre taşıdır. Eskiden katılım bankaları üvey evlat muamelesi görüyordu. Devletin, bizzat halkın parasıyla, sermaye koymak suretiyle yeni katılımcılar oluşturması bu yüzden çok önemli. Bu adım hem sistemin daha meşruiyet kazanması, geniş müşteri tabanına erişmesinde çok katkı sağlayacağı gibi, yeni ürünlerin geliştirilmesi, rekabetin artması ve sistemde bir heyecan oluşturması anlamında da önemli.

Her ne kadar 30 yıllık tarihimiz olsa da, son 14-15 yılda makroekonomide gördüğümüz olumlu gelişmeler, siyasi istikrar katılım bankacılığının önünü açmış bulunmakta. Ciddi anlamda regülasyon değişiklikleri yapıldı. Bunlar bugün itibariyle bizlerin daha fazla ilerlemesi için önemli adımlar."

Katılım bankacılığının 2025 yılı itibariyle toplam bankacılık sistemi içinden yüzde 15 pay alma hedefi bulunduğunu anımsatan Arslan, kolay bir hedef olmasa da ciddi anlamda mevcut siyasi destek, toplumda gelişen talep ve dünyadaki gelişmelerden dolayı bunun başarılabileceğini dile getirdi.

Belirlenen hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenlere de değinen Arslan, "Öncelikle katılım bankalarımızın bir ölçek ekonomisini yakalayabilecek büyüklüğe gelmeleri gerekir. Ciddi yatırımlar yapmamız lazım. Yeni oyuncuların sisteme girmesi, çok daha fazla müşteriye ulaşılması, mevcut katılım bankalarımızla birlikte kamunun yatırımlarını artırması gerek. En az 100 milyar liralık bir özkaynak büyüklüğüne ulaşmamız gerek" diye konuştu.


-"10 yıllık süreçte katılım bankalarının bileşik yıllık ortalama büyümesi yüzde 28"


Panelistlerden Kuveyt Türk Katılım Bankası Genel Müdürü Ufuk Uyan, 2008 küresel krizi sonrası katılım bankacılığının yeni normalleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. 2008 krizi sonrasında küresel ekonomilerin ve finansal sistemlerin temel bileşenlerinin, geçmişe kıyasla birçok açıdan farklı işlemeye başladığını belirten Uyan, faizsiz bankacılığın geleceğine ilişkin şunları anlattı:

"Küresel kriz bankaları büyük bir buhranla karşı karşıya getirirken, faizsiz bankalar doğaları gereği kriz koşullarına daha dayanıklı olduklarını kanıtladılar. Çünkü bu bankaların risk paylaşımını esas alan altyapıları kaldıraç kullanımını azaltmayı ve finansal mühendislik ürün ve uygulamalarından uzaklaşmalarını gerekli kılmakta. Küresel kriz ortamında ayrıca İslami bankaların spekülasyonu yasaklayan, varlığa dayalı finansman sağlayan finansal hedeflerinin yanı sıra, değer odaklı hedefli olan yapıları bu bankaların konvansiyonel bankalara kıyasla daha istikrarlı olduğunu ortaya koydu.

Krizin etkilerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte, sistemin eski paradigmasının artık geçerli olmadığını görüyoruz. Bu durum, kriz sonrası dönemde yeni normal olarak adlandırabileceğimiz yeni bir paradigmanın oluşmasına zemin hazırladı. Bu yeni paradigmanın temel özelliklerini, makul seviyelerde kaldıraç kullanımı ve borçlanma, kredi ve likidite yönetiminde daha katı regülasyonlar, merkez bankalarının almış olduğu makroihtiyati tedbirlerin artması olarak özetleyebiliriz."

Uyan, küresel finansal sistemin bu yeni normal koşullarına uyum sağlamaya çalışırken, sağlam ve güvenli yapısıyla faizsiz finansın aktiflerini çift haneli rakamlarla büyüterek, 2014 sonu itibariyle 1,9 trilyon dolara ulaştırdığını, 2014 itibariyle faizsiz finans içerisinde yüzde 80 ile en büyük sahip olan bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün de 1,5 trilyon dolara ulaştığını söyledi.

Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankalarının toplam aktiflerinin özellikle 2000-2001 finansal krizi sonrasında dikkate değer bir büyüme gösterdiğini belirten Uyan, "2005-2015 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte, bankacılık sektörünün bileşik yıllık ortalama büyümesi yüzde 19'larda iken, bu oran katılım bankalarında belirgin bir farkla yüzde 28 seviyesinde gerçekleşti" diye konuştu.


-"Hedeflere ulaşmak için katılım bankalarının sayıları artmalı"


Vakıf Katılım Bankası Genel Müdürü İkram Göktaş ise Türkiye'de katılım bankacılığının altyapısında ortaya çıkan gelişmelerden bahsetti. Katılım bankacılığının Türkiye'deki tarihçesi hakkında katılımcılara bilgi veren Göktaş, katılım bankalarının sayısının artmasının önemine değindi.

Mevcut oyuncuların sermaye koyarak sektör hedeflerini tutturmasının zorluğuna işaret eden Göktaş, şunları anlattı:

"2009 yılında İstanbul'un finans merkezi olması adına bir vizyon ve hedef ortaya koyuldu. Bu çok önemli bir hedef. 2007-2013 yılları arasında 9'uncu Kalkınma Planı'na dahil oluyor İstanbul Finans Merkezi ama o dönemdeki kamu otoritesinin bu dönemdeki kadar farkındalığının olmadığını görüyoruz. Katılım bankacılığı ve İslami finans 10'uncu Kalkınma Planı ile birlikte çok ciddi anlamda Orta Vadeli Plan'a da ciddi maddelerle dahil oluyor ve faaliyetlerin çok hızlı geliştiğini görüyoruz.

Kalkınma Planı'na dahil olan bileşenler kapsamında en önemli çıktılara değinmek istiyorum. Öncelikle mevcut algının iyileştirilmesi konusunda bazı şeyleri değiştirmemiz, aynı söyleme sahip olmamız lazım. Kamu-özel çalışanlarının ortak dil kullanması çok önemli. Şeffaflığın artırılması ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi de çok önemli, burada danışma kurulları çok önemli rol oynuyor."

Türkiye Finans, Hazine'den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Uzun da Türkiye'deki katılım bankacılığının hedeflerine değinerek, hedeflerin oluşturulmasının ardından, hedefe koşmak için kamu-özel kapsamında yapılan çalışmalar hakkında katılımcıları bilgilendirdi.

2005 yılında tüm katılım bankalarının bilanço büyüklüklerinin 9,9 milyar lira, 2015 yılı itibariyle 120 milyar lira olduğunu belirterek, "80'li-90'lı yıllar emekleme, 2005-2015 dönemi büyüme, 2015 sonrası artık katılım bankacılığının en yükseğe sıçrayacak dönemi olacak" dedi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×