Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi

- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gedikli: - "İslami finansın geleceği parlak. İslami finans, küresel krizden bu yana yıllık ortalama yüzde 16'lık bir büyüme performansı göstermiş" - Türkiye Katılım Bankaları Birliği Genel Sekreteri Akyüz: - "İslami finansın dünyadaki hacmi 2 trilyon dolara yaklaşmakta. Ancak bu hızlı gelişmeye rağmen İslami finans içinde yüzde 80 paya sahip bulunan İslam bankacılığının toplam global bankacılık içindeki payı henüz yüzde 1'ler civarında"

Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi

İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bülent Gedikli, İslami finansın geleceğinin parlak olduğunu ve İslami finansın, küresel krizden bu yana yıllık ortalama yüzde 16'lık büyüme performansı gösterdiğini belirterek, "Müslüman ülkeler 2030 yılı itibariyle 10 trilyon dolarlık bir harcanabilir gelire ulaşacak. Türkiye, İslami finanstaki rekabette çok avantajlı." dedi.

Gedikli, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ile İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nin düzenlediği Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi'nde yaptığı konuşmada, eldeki veriler ve göstergelere göre İslami finansın geleceğinin parlak olduğunu ifade etti.

Küresel finans krizinden sonra İslami finansta yaşanan gelişmelere değinen Gedikli, şunları kaydetti:

"Çok başarılı bir performans var. İslami finans, küresel krizden bu yana yıllık ortalama yüzde 16'lık bir büyüme performansı göstermiş. Diğer geleneksel bankacılığa göre de yüzde 50 daha fazla büyüme performansı içinde de yoluna devam ediyor. 2008 finansal krizi ile birlikte bilhassa gelişmiş ülkelerde büyük bir durgunluk ortaya çıktı. Geleneksel bankacılık sistemi de çok büyük baskı altına girmiş oldu. Böyle bir ortamda İslami finansın performansı çok önemli. Bazı veriler de gelecek perspektifimizi doğrular nitelikte. Rakamların ortaya koyduğu tabloya göre, 2030 yılında müslüman nüfusu bugüne göre yüzde 30 artmış olacak. Bugün itibariyle müslüman ülkelere baktığımız zaman aşağı yukarı 8 trilyon dolarlık bir GSMH var. Bu da 4,8 trilyon dolarlık bir harcanabilir gelire işaret ediyor. Bu rakam da 2030 yılı itibariyle 10 trilyon dolarlık bir harcanabilir gelire ulaşacak."

Gedikli, araştırmaların müslümanların harcamalarını yüzde 90 oranında inançlarına göre şekillendirdiğini gösterdiğini, bu tespitten yola çıkarak 2030 yılına doğru gidilen süreçte İslami finansın yolunun açık olduğunu, İslami finansı parlak bir geleceğin beklediğini ifade etti.

Bülent Gedikli, dünyada toplam varlıklar içindeki payın süratle gelişeceğini, İslami finansta bulunan büyük potansiyelin rekabeti de beraberinde getirdiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bakıldığında dünyada büyük bir rekabet de var. Bu rekabette Türkiye'nin çok önemli avantajları olduğunu düşünüyorum. Bu işte başrol oynayacağına inanıyorum. Öncelikle bizim çok genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Mali sistemimiz oldukça güçlü. Kim ne derse desin bankacılık sistemimiz oldukça sağlam. Bazı reyting kuruluşları başka türlü olaylara yaklaşıyorlar ama Avrupa bankalarına göre biz çok daha sağlamız. Esas sorun oralarda. O sorunların da yakın zamanda ortaya çıktığını, realize olduğunu göreceğiz Avrupa'da. Bizim her şeye rağmen yürüyen bir siyasi istikrarımız var. Siyasi irade her zaman güçlü şekilde iş başında, oturmuş bir hukuk sistemimiz var. Mesela 15 Temmuz darbe gecesinin ertesi günü bazı polislerin ellerinde tutanaklarla tankların hasar verdiği araçları tek tek tespit ettiğini gördük. Devlet olmak budur, hukuk budur işte."

Tüm bunlar birleştirildiğinde Türkiye'nin, İslami finanstaki rekabette çok avantajlı olduğunu vurgulayan Gedikli, küresel sistemin bazı büyük aktörlerinin, İslami finans konusunda hiçbir merkezin lider olamayacağını düşündüklerini, buna imkan vermediklerini, Türkiye'nin bundan hariç tutulduğunu söyledi.


- "İslami finansın dünyadaki hacmi 2 trilyon dolar"


Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) Genel Sekreteri Osman Akyüz de insanlığın maddi ve manevi yönden gelişmesini hedef alan İslam ekonomisinin sıhhatli bir üretim ve adil bir paylaşım esası üzerine kurulduğunu belirterek,"Bu sistemde bütün insanların gıda, giyim, barınma ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması esastır." dedi.

Akyüz, İslam ekonomisinde israf ve gösterişin reddedildiğini, cimriliğin de istenmeyen bir davranış olarak belirlendiğini, çevreye saygı gösterilmesi ve etik değerlere bağlılığın önem taşıdığını vurgulayarak, özellikle 2008 krizinden sonra değeri daha fazla anlaşılan İslami finansın gelişiminin hızla devam ettiğini söyledi.

Akyüz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İslami finansın dünyadaki hacmi 2 trilyon dolara yaklaşmakta. Ancak bu hızlı gelişmeye rağmen İslami finans içinde yüzde 80 paya sahip bulunan İslam bankacılığının toplam global bankacılık içindeki payı henüz yüzde 1'ler civarında, sigortacılıktaki pay ise daha düşük. İslam bankacılığının yıldızının son onyıllarda parlaması nedeniyle Avrupa ülkelerinde, örneğin İngiltere ve Fransa'da üniversitelerin İslami finans kürsüsü kurmaları bizzat devlet tarafından teşvik edilmekte. Ayrıca, Çin ve Japonya dahil, dünyanın birçok ülkesinde sukuk ihracı gerçekleştirilmekte. Londra'da sukuk ihracının lansmanı bizzat İngiltere Başbakanı tarafından yapılmıştır. Birliğimizi dünyanın birçok yerinden, İslam bankacılığını öğrenmek üzere gelen bankacılar ziyaret ediyor. Çünkü sağlam ilkelere sahip olan İslami bankacılık, sağlıklı fon toplama ve fon kullandırma yöntemleriyle temayüz etmekte ve bu özellikler, bu bankacılığı daha da sağlam, krizlere karşı daha dayanıklı hale getirmektedir."

İslami bankacılığın bütün krizlerde test edildiğini, bütün olumlu yönlerine rağmen bu bankacılığın hak ettiği yeri alamadığını savunan Akyüz, İslami bankacılık modelinin gelişmesinin büyük ölçüde yine müslüman ülkelerin ve müslümanların çabalarına bağlı olduğunu anlattı.

Akyüz, Türkiye katılım bankacılığının gelişimine değinirken, 1985 yılında 2 banka ve 2 şube ile çıkılan yolda 30 Haziran 2016 itibarıyla 5 banka, bin 126 şube ve 16 bin 200 çalışana ulaşıldığını bildirdi.

Biri 2015, diğeri de 2016'da olmak üzere 2 yeni kamu sermayeli katılım bankasının sisteme girdiğini, böylece üye sayılarının 5'e yükseldiğini kaydeden Akyüz, "İnşallah yakında 10'lar, 15'leri de göreceğiz." dedi.

Türkiye'nin sahip olduğu potansiyele kıyasla rakamların arzu edilen düzeyde bulunmadığına işaret eden Akyüz, katılım bankalarının Türkiye'deki asıl gelişiminin siyasi ve ekonomik istikrarın başlangıç yılı olan 2002'den sonra olduğunu söyledi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×