Muharrem Yılmaz: Türkiye reformcu özelliğini yitirdi

TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, Türkiye’nin reformcu özelliğini yitirdiğini söyledi.

Muharrem Yılmaz: Türkiye reformcu özelliğini yitirdi
22 Mart 2014 Cumartesi 13:38

TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, Türkiye’nin reformcu özelliğini yitirdiğini söyledi. Dünyada geçici ekonomik başarılar sağlamış bulunduğuna dikkat çeken Yılmaz, "Benim de kafam karışıyor. Biz de çok başarılı bir ekonomik performansla gelirken, çok önemli reformlar yapmışken, bir den bu reform irademizi yitirdik, reformcu özelliğimizi yitirdik, reformlar yavaşladı ve o noktadan itibaren 'acaba mı' sorusunu sorduracak gelişmeler başladı Türkiye'de." dedi.

Bursa Valiliği ile Capital ve Ekonomist dergileri işbirliğiyle üçüncüsü düzenlenen ‘Uludağ Ekonomi Zirvesi’, ikinci gününün ilk oturumunda "Türkiye Senaryoları; Vizyonerlerin Ajandası" oturumu ile devam etti.

Oturumda konuşan TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, bu günün koşulları devam ederse 2050 yılında bu günkü dünyadan 2,5 taneye daha ihtiyaç olduğunu ifade etti. Artacak nüfusun büyük bir bölümünün Türkiye'de yaşayacağını, hem yaşlı nüfusun azalacağını, hem de bağımlı nüfus denilen çocuk ve gençlerin azalacağını vurgulayan Yılmaz, mevcut insan kaynaklarının niteliğinin artırılmasının önemine değindi.

"21. yüzyılın en önemli özelliklerinden birisi bu nüfusun giderek artan şekilde kentlerde yaşayacak olması" diyen Yılmaz, şöyle konuştu: "Dünya Bankası verilerine göre 2050'de nüfusun yüzde 80'i kentlerde yaşayacak. Türkiye yüzde 75 seviyesine ulaşmış durumda. Türkiye'nin hızlı şehirleşmeye devam edeceğini öngörmemiz lazım. Ekonomiyi geliştirme çabaları sadece artık şehirleşme boyutu düşünülmeden ele alınamayacak. Kentsel gelişmeler önemli ölçüde ekonomik dönüşümü yönlendirecek. Önümüzdeki yıllar aslında şehirlerin merkeze alındığı iktisadi sosyal politikaların gelişeceği bir dönemi işaret etmekte."

Kaynakların çok verimli kullanılması gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "İnsanlarımızı iyi eğitecek bir fırsat penceremiz var. Kentlerin gelişmede önemli bir yeri olacak. Kentleşmenin öncü ülkelerinden biriyiz. Dünyanın kaynaklarını da doğru kullanmayı becerebilirsek, sürdürülebilirliğin en temel ilkesini yerine getirmiş olacağız. Bunu yapabilmek için insan kaynağımızın inovatif kapasitesine ihtiyacımız var." diye konuştu.

"MİLLİ EĞİTİMDE 5 BAKAN, 5 AYRI POLİTİKA UYGULAMAYA ÇALIŞIYOR"

Türkiye'nin bu anlamda yeterli aşamayı uzun yıllardır kaydedemediğini dile getiren Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yani önemli istikrar döneminde sadece milli eğitimde 5 ayrı bakan değişti, her biri ayrı politika uygulamaya her biri gayret ediyor. Ama bu alanın büyük bir zaaf olarak ele alınması gerektiğini ve buradaki kayıpları hızlıca telafi ederek Türkiye'nin bu fırsat penceresini değerlendirebileceği beşeri sermayesine hızlı bir yatırıma girişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizin ekonomik büyümesine paralel olarak emisyonlar artacak, enerji talebi artacak, teşvik politikalarının çok önemli olduğuna inanıyoruz. Enerji verimliliği konusundaki inovasyonları desteklemenin çok önemli olacağını kaydetmek isterim. Türkiye'nin sosyal dengesini koruyabilmesi için yüzde 5, 6 büyümeyi devam ettirmesi gerekir. Bu da enerji demektir. Doğal kaynak demektir. Türkiye'nin bu büyümeyi sürdürecek bir sürdürülebilirlik bilinci ile önce beşeri sermayeyi odağa alan ama tüm kaynakları verimli kullanmayı destekleyecek bir süreci hızlandırması lazım."

DEMOKRASİ VURGUSU

Türkiye'de önemli reformlar yapıldığına dikkat çeken Yılmaz, bunların Türkiye'nin itibarını her geçen gün arttığını kaydetti. AB süreci perspektifinin de zorlu değişik reform, değişim programlarının hayata geçirilmesi için önemli bir katalizör görevi gördüğünü vurguladı.

"Bizim vizyonumuz bireyin kendisini en iyi geliştireceği bir ortamı oluşturmak" diyen Yılmaz, demokrasinin önemine dikkat çekti. Yılmaz, şu uyarılarda bulundu: "Bu ortamın adı ne demokrasi, katılımcı demokrasi. Kararlara katılarak, kendisiyle ilgili kararlara katılarak, demokrasiyi içselleştirerek, kendisini geliştirecek fırsatları kendisi için hazırlaması. Bunun ekonomideki izdüşümü de liberal ekonomi. Rekabet piyasasının çalıştığı, liberal ekonomik düzen. Demek ki bunlar birbirinden ayrılamayacak iki kavram. Elde edeceğimiz piyasa ekonomisinin iyi çalışması ile elde edebileceğimizi kazanımları sürdürebilmenin tek yolu da demokratik standartlarınızı paralel şekilde geliştirmek."

"BENİM DE KAFAM KARIŞTI"

Dünyada geçici ekonomik başarılar sağlamış ülkeler görüldüğünü ifade eden Yılmaz, "Benim de kafam karışıyor. Biz de çok başarılı bir ekonomik performansla gelirken, çok önemli reformlar yapmışken, birden bu reform irademizi yitirdik, reformcu özelliğimizi yitirdik, reformlar yavaşladı ve o noktadan itibaren 'acaba mı' sorusunu sorduracak gelişmeler başladı Türkiye'de. Yani o elde ettiğimiz ekonomik başarıyı sürdürmek için, demokrasimizin standartlarını da yükseltemeyecek miydik? Yada yükselttiğimiz yerden geri düşme tehlikesi mi var. Kısa vadeyi güvenilir bir şekilde geçmemiz gerekir dememin sebebi buydu. Liberal ekonominin ve demokrasinin olgunlaşması ve kurumsallaşması, bir yaşam biçimi halini alması, şu veya bu gelişmelerin ardından, onu kendiliğinden takip edecek bir süreç değildir. 21. yüzyıl insanın hak ettiği yaşam biçiminin bu olduğunu düşünenlerin istek ve iradelerini ortaya koymalarını ve bunun için kesintisiz çaba göstermelerini gerektirir." şeklinde konuştu. CİHAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×