Ego savaşları


Mina ilter

Mina ilter

31 Ekim 2016, 13:43

Çok mu şımarık yetiştirildik yoksa çok mu sevgisiz bırakıldık da kendimizi dünyanın en muhteşem varlıkları olarak adlandırıp bu yolda savaş verdik. Şu 510.100.000 km2 lik dünya, 7 milyar 391 milyon 68 bin kişiyiz. Hepimiz ayrı ayrı karşımızdakinden üstün olduğumuzu kanıtlamanın peşindeyiz. Kanıtlayamadığımızı düşündüğümüz anda ise pençelerimizi çıkarıp karşımızdakine hunharca saldırma peşindeyiz.  Bu sebep ile değil mi ülkeler arası savaşlar, iç karışıklıklar, akraba çatışmaları, hatta karı koca kavgaları, anne kız gerilimi, baba oğul tartışması? Cinayetler de bundan sebep doğuyor. Reddedilen erkek reddeden kızı doğruyor, neyim eksik ki diye haykırıyor. Çünkü o kendini dünyanın en mükemmel erkeği olarak görüyor. Belki eksikliğini kabul etmiş olsaydı bu seferde intihar edecekti.
 
Öyle cinayet haberleri okuduk ki kanımız dondu, içimiz titredi, gözlerimiz doldu dudağımız büküldü. Siyaset içerikli katliamlar, kıskançlık nedenli bıçaklamalar, aşiret davası sebebiyle vurulmalar, ev sahibini boğan hırsızlar, çocuk döven bakıcılar… Daha neler ve neler…
 
“Vay şerefsizler!” demeyi biliyoruz peki ya bu şerefsiz dediklerimizi kim yetiştiriyor, Mars’tan gelenler mi? Ne oluyor, nerede yanlış yapıyoruz da bu kadar merhametsiz, vicdansız, insan dışı varlıklar yetiştiriyoruz?
 
Kabul edelim ya da etmeyelim ama bu yetişen varlıkların nedeni bizleriz; bizim bencilliğimiz egomuz… ‘ben’ ‘ben’ ‘ben’ ve yine ‘ben’ !
 
Bizim bu bencilliğimizin sonun da ne mi oluyor: tüm dünya topraklarına göz dikmiş katliam tutkunu psikopatlar. Aynı toplumun evladı olmasına rağmen iç karışıklık çıkarmak için tetikte duran hainler, akrabasına silah çeken gözü dönmüşler, anne babasını doğrayan psikopatlar, eşini boğan vahşiler yetişiyor.Ne zaman dur diyeceğiz bu iğrenç bedbaht düzene ne zaman barış yanlısı yeşil tutkunu nesiller yetiştireceğiz ve onların hakimiyetine gireceğiz.
 
Bu sorunun yanıtı sende gizli sevgili okurum. Güzel nesiller yetiştir, çiçeği,böceği, kuşu seven güzel nesiller… Aklının ucundan kötülük geçmeyen, masum temiz yürekler yetiştir. Bu senin elinde.
 
Bu bedbaht dünyaya artık bir dur deme vakti… Düşünsene şuan dünyanın halini! Bir düşün! Yaşadığın yerin kirliliğini, hem çevre hem insan kalbi olarak gör artık sefilliğimizi…
 
 
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz ve biz kimiz aslında hepimiz şuça meyilli caniler miyiz?
 
Hadi hanelerimizin içine dönüp bakalım: Doğduk, anne babalarımıza muhtaçtık fakat 2 yaşımızdan itibaren onlarla çatışmaya başladık. Onun giydirdiğini istemedik, kendimizi yerlere vurduk. Yemek yedirdiği zaman yemek istemedik, suratına tükürdük. İstediğimizi almadı diye avazımız çıktığı kadar ağladık; sokakta, markette, misafirlikte, mağazada... Onları çok kızdırdığımız zaman okkalı bir tokat yedik. Ve ilk şiddete maruz kalışımız buydu.
Biraz daha büyüdük ve hayatın ilk mecburiyetiyle karşılaştık: çalışmak. Evet okul hayatı bir çalışmadır ve biz bunu 6 yaşında anaokulunda staj yaparak ilkokula geçiş ile kabullenmeye başladık. Yepyeni bir hayat, aileden uzakta geçirdiğimiz ve farklı şeyler hayatımıza katan ve karakterimizi oluşturmaya başladığımız çağlarımız.
 
Yarış atlarının antrenmanları
 
Çalış yavrum çalış! Hiç durmadan çalış! Çalış ki başarasın, çalış ki adam olasın…
Okuma öğrenene kırmızı kurdele. Kırmızı renk, ne güzel renktir. Bazılarımız bunun arzu,iştah ve hırsın rengi olduğunu biliriz. Aynı zamanda bu renk tehlikenin ve tahribatın simgesidir. İşte okul hayatımızdaki ilk tehlike çanlarımız bu kırmızı kurdele ile çalmaktadır.
 
‘Sınıfımızın ilk kırmızı kurdelesi Ali’ye, aferim Ali başarılarının devamını dilerim.’

Ali’nin gözler gururla bakar sınıf arkadaşlarına doğru. Öğretmenin eli omuzunda… Çok çalışmıştı, hak etmişti bu kırmızı renkteki kurdeleyi. O an arkadaşlarını küçümsemeye başlar, gözleriyle bunu bütün sınıfa hissettirir: “Ben başardım. Hepinizden daha iyiyim. Ben adam olacak çocuğum ya siz?”

Evet “ya biz?” diyen öğrenciler... Ummalı bir çalışma başlar okumayı öğrenmeliler bir grup önemsemez,‘aman’ der geçer. ‘Bir gün nasılsa öğrenirim’… ama unuttukları bir şey var: bu yarışta sadece öğrenciler değil veliler de var.
 
‘Benim çocuğum daha üstün çünkü ben üstünüm’

İşte bir veli klasiği ile karşı karşıyayız. Çocuklara büyük baskı oluşturan ve onları yarıştırmaya hazır bu veliler en tehlikeli varlıklardır. Çünkü onlar çocuğun karakterini istemeden de olsa bu dönemde bozmaya başlamaktadır. Bazısı hocadan azar işitmemek için ödevini yapmakta çocuğunu hazıra alıştırmakta. Bazısı çocuğa nefes aldırmamak koşuluyla onu çalıştırmakta. Bazısı ise kıyaslama yaparak çocuğun kanını kabartmakta ‘Ali okumayı öğrendi, sen daha heceleri ayıramıyorsun. Oku bakayım! A-li…
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
Merve Topçu - 6 ay önce
Ellerine sağlık sıkılmadan okudum
Avatar
Ayşenur - 6 ay önce
Çok doğru noktaya parmak basmışsın kardeşim,bugünün öğretmenleri, anne babaları olarak bu ego savaşlarını durduracak olan da bizleriz. Bunun bilincinde olmak temennisiyle.. yazılarının devamını bekliyoruz. Rabbbim kalemine kuvvet versin..
Avatar
Gamze - 6 ay önce
Elinize sağlık Mina Hanım, güzel bir yazı…
Avatar
Nihal serdaroğlu - 6 ay önce
Tebrik ederim ancak bu kadar güzel anlatılabilinirdi
Avatar
Büşra - 6 ay önce
Tespitler çok yerinde olmuş. Böyle güzel makalelelein devamını bekliyoruz:)